Dâvud-i İskenderî “Kuddise sirruh” -1-
(Ey Oğul!) 21/08/1999
Dâvud-i İskenderî büyük bir evliyadır,
Kalplere hayat veren nasihatleri vardır.
Çok sevdiği bir gence, buyurdu ki; (Ey oğul,
Rabbini, kullarına şikâyet eder mi kul?
Lâkin sana bir belâ ettiğinde isabet,
İnsanlara anlatıp, ediyorsun şikâyet.
Kullardan yüz çevirip, Hakk’a dön ki ihlâsla,
Hiç kimseden bir zarar gelmesin sana aslâ.
Hâlisler, “Allah için” yaptığından her işi,
Tesir etmez onlara, Cehennemin ateşi.
Onlar mahşer gününde, yürürlerken Sırat’ta,
Yüzlerinin nûrundan, Cehennem söner hattâ.)
Bir gün de buyurdu ki; (Oğlum, sen ne garipsin,
Kulları memnun edip, Rabbi gücendirirsin.
Daha mı mühimdir ki, sence kulun rızâsı,
Kazâya bırakırsın, onlar için namazı?
Her sıkıntıyı aşmak, arzu edersen şâyet,
Günahını düşünüp, istiğfara devam et.
Öyle “Anahtar”dır ki, zîra tövbe, istiğfar,
Açılır onun ile, açılmayan kapılar.
Dünya ve âhirette, istersen rahat olmak,
Sükûtu tercih edip, lüzumsuz lâfı bırak.
Kıyamette her sözden, hesap var ince ince,
Sonra pişman olursun, cevap veremeyince.
Oğlum, akıllı isen, konuşma, dilini tut,
Zîra söz “Gümüş” ise, “Altın”dır elbet sükût.
Sâlih kimseler ile, beraber olmağa bak,
Zîra sana onlardan, fayda gelir muhakkak.
Ey oğlum, sevincinden, fazla olsun hüzünün,
Hüzünü sevincinden, çoktu zîra Resûlün.
Lâkin güler yüzlü ol, yakışmaz asık surat,
Tebessüm, mü’minlerin şiârıdır ey evlât.)
(Evliya nasıl olur?), diye sordu bir kişi,
Buyurdu; (Allah için, yapar onlar her işi.
Yumuşak, güler yüzlü ve cömerttirler gâyet,
Allah’ın kullarına, ederler çok merhamet.)
Nasihat istemişti, bir genç de kendisinden,
Buyurdu ki; (Hiçbir şey, isteme hiç kimseden.
Zîra her dileğini, gönderir Rabbin sana,
O, sana kâfi gelir, lüzum yok başkasına.
Sen Allah’ı ne kadar çok seviyorsan eğer,
Bil ki Hak teâlâ da, o kadar seni sever.
Ve Allah’tan ne kadar, korkar isen eğer sen,
İnsanlar da o kadar, çekinir, korkar senden.
Sen ne kadar yaparsan, Rabbin emirlerini,
İnsanlar da o kadar, yapar senin işini.
Bu nasihatlerimi, tutabilirsen eğer,
Sana, sonsuz saâdet, olur elbet müyesser.)
Dâvud-i İskenderî “kuddisi sirruh” -2-
(Neye yarar!) 22/08/1999
Dâvud-i İskenderî, büyük âlim, evliyâ,
Onun gayreti ile, din ilmi oldu ihyâ.
O bir gün buyurdu ki; (Mütevâzı olunuz,
Zîra siz, bir damlacık “su”dan halk olundunuz.
Sonunda da bir avuç “toprak” olursunuz hep,
Böyleyken neyinizle kibredersiniz acep?
Rabbimiz her günahı, affedebilirse de,
Kibirli olanları, hiç affetmez yine de.
Dünya, sanki “üç gün”dür; dün, bugün, bir de yarın,
Dün geçti, asıl bugün, ölüme hazırlanın!
Çünkü yarın gelmedi, belki de gelmeyecek,
Zîra yarın gelmeden, belki “ölüm” gelecek.
Öyleyse iş çok mühim, anlayın artık bunu,
Çıkarın kulaklardan, bu gaflet pamuğunu.
İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar,
Lâkin o uyanmanın, faydası olmaz zinhar.
Ölüm ve âhirete, elbet inanırsınız,
Lâkin nasıl îman ki, hazırlık yapmazsınız.)
Bir gün de buyurdu ki; (Cimri olma evlâdım.
Günaha yaklaştırır, o seni adım adım.
Îsa aleyhisselâm, sordu bir gün İblîs’e;
(Sence iyi ve kötü, kimlerdir, söyle bize?)
Dedi ki; (Cimri olan, mü’mini seviyorum,
Çünki onu, günaha kolay sevkediyorum.
Cömert günahkârdan da, korkarım bu sebepten,
Bu hasletle, günahı silinebilir hepten.)
Bir gün yine bir kişi, gelerek huzuruna,
Dedi ki; (Ey efendim, nasihat edin bana.)
Buyurdu; (Araştırma, kusurunu kimsenin,
Sanki Rabbine karşı, kusurun yok mu senin?
Kendini, mü’minlerden, kıymetli görme zinhar,
Bu “kibir” belâsına, olma sakın giriftar.
Tasavvuf, baştan başa, “Edep”ten ibarettir,
Bu olmazsa, Allah’a kavuşulmaz demektir.
Âhirete nisbetle, çok kısadır bu hayat,
Dünyada kazanılır, azab veya mükâfat.
Bu birkaç günlük ömür, nasıl geçirilirse,
O sonsuz hayatta da, o geçer elimize.
Aklı olan, şimdiden, yapar hazırlığını,
“Sonsuz Yolculuk” için, yığar her azığını.
Kim devamlı bakarsa, “ölüm” hazırlığına,
Onun “dünya işi” de, girer hepsi yoluna.
Her kim de çalışırsa, sadece “dünya” için,
Olur onun her işi, karışık, zor ve çetin.
İnsanın en kıymetli sermayesi ömrüdür,
Onu, “dünya” uğruna, harcamak ne kötüdür.
Hak teâlâ dünyaya, “Sinek kanadı” kadar,
Bır kıymet vermemiştir, öyleyse neye yarar.)
Dâvud-i İskenderî “Kuddise sirruh”
(“Âhirete hazırlan!) 23/08/1999
Dâvud-i İskenderî, çok büyük bir velîdir,
Sözleri, dinleyene, pek çok faidelidir.
Bir gün de buyurdu ki; (Sen Rabbinin emrini,
Aziz tut ki, O dahî, hep azîz tutsun seni.
Çok korkunç tehlikeler vardır ki önünde hem,
Ölüm, kabir ve mahşer, Mîzan, Sırat, Cehennem.
Bunlar, senin önüne gelir elbet peş peşe,
Yarın ya kurtulursun, ya girersin ateşe.
“Akıllı” şu kuldur ki, hesap günü gelmeden,
O, kendi hesabını, bir bir görür önceden.)
Nasihat istemişti, biri de kendisinden,
Buyurdu; (Âhirete hazırlık yap şimdiden.
Sağlamlar hasta olur, gençler olur ihtiyar,
Ve ecel, her kişiyi, bir gün gelip yakalar.
Çıkar bu rûhun dahî, cesedinden bir zaman,
Ânında ayrılırsın, evlâdından, malından.
Kefenlenip mezara konulursun hem yarın,
Malların taksim olur, yetim kalır evlâdın.
Günahın karşılığı, “Ateş” olur o günde,
Öyleyse iyi sakın, bir günah gördüğünde.
Dünya, “Üç gün” gibidir, dün, bugün, bir de yârın,
“Dün” gitti, geri gelmez, bu senin büyük kaybın.
“Yarın” henüz gelmedi, belki de gelmeyecek,
Zîra yarın gelmeden, belki ecel gelecek.
Öyle ise gün bugün ve saât bu saâttır,
Bulunduğun gün ve an, sana büyük fırsattır.
Dostunun çokluğuna, güvenme bugün sakın,
Zîra sen öldüğünde, hep “yalnız” kalacaksın.
Kabre “yalnız” girersin ve “yalnız” dirilirsin,
Münker ile Nekir’e, “yalnız” cevap verirsin.
Hesap ve mîzanda da, “yalnız” olursun yine,
Ve sen “yalnız” çıkarsın, Sırat’ın üzerine.
Tek şey var bu yerlerde, sana yoldaş olacak,
İhlâs ile yaptığın, işlerdir o da ancak.)
Bir günde buyurdu ki; (Belâ ve üzüntüler,
Acı görünseler de, “Ni’met”tir hepsi birer.
Dünyanın en kıymetli sermayesi bunlardır,
Yâni kullara gelen, dert ve sıkıntılardır.
Bu dünya sofrasının, en tatlı yemekleri,
Dert ve musibetlerdir, olsalar acı dahî.
Bu tatlı ni’metleri, acı ilâçlar ile,
Kaplayarak imtihan ederler bizi böyle.
Saâdetli kimseler, bunu görüp tabii,
Acı örtüleri de, çiğnerler tatlı gibi.
Hattâ acılardan da, alırlar tad ve lezzet,
Onlarca müsâvidir, ni’met ile müsibet.
Nasıl tad almazlar ve bulmazlar ki hem huzur,
“Sevgili”den her gelen, elbette tatlı olur.)