Celâleddîn-i Hindî “kuddise sirruh” -1-

 

Hakiki kul 16/07/1999

Bu mübarek büyük zât buyurdu ki bir gün de,
(Şiddetli acı duyar, insanlar öldüğünde.

Bir araya gelse de, dünyadaki acılar,
“Can acısı” yanında, yine de hiç kalırlar.

Sonra “Kabir hayatı”, başlar ki mezarında,
Karanlık, dar bir yerdir, kimse olmaz yanında.

Sonra korkunç şekilde, gelerek Münker-Nekir,
Suale çekerler ki, (Rabbin kim, dinin nedir?)

Günahı nisbetinde, mezarı sıkar onu,
Böcekler ve akrepler, kemirir vücudunu.

Sonra “Mahşer azabı”, gayet zordur ve çetin,
İnsanlar nice bin yıl, beklerler hesap için.

Sonra “Mizan” önünde, başlar öne eğilir,
Beklenir ki hakkında, nasıl hüküm verilir.)

Bir gün de buyurdu ki; (Helâl olsun lokmanız,
Yoksa, Allah indinde, kabul olmaz duanız.

“Dua”, her saâdetin, kapı anahtarıdır,
Anahtarın dişleri, yine “helâl lokma”dır.

Lâkin duâ ederken, kalp uyanık olmalı,
Kabul olacağına, gönülden inanmalı.

Eğer söylediğinden, haberi olmaz ise,
Kabul olmaz duâsı, ne kadar duâ etse.

Duânın evvelinde, istiğfar eylemeli,
Kabul olması için, acele etmemeli.

Duâya devam edip, usanmamalı aslâ,
Zira dua edeni, çok sever Hak teâlâ.

Kabul ettiği halde, Rabbimiz dilekleri,
Bilerek geciktirir, istenilen şeyleri.

Çünkü hemen vermez ki, duâ etsin o yine,
Böylece daha fazla yaklaşsın kendisine.

Rahatlık zamanında, çok duâ ederse kul,
Darlıkta duâları, çabucak olur kabul.

Duâyı içten yapıp, yalvarmalı Rabbine,
Ve hemen yapışmalı, o şeyin sebebine.

Rabbinin rızası”nı, istiyorsa meselâ,
Onun emirlerine, sarılmalı ihlâsla.

Sebebe yapışmadan, yapılan duâ, niyaz,
İyi duâ olmayıp, indallah kabul olmaz.

Çalışmadan sadece, el açıp dua eden,
Silahsız harbe giden, kimseye benzer aynen.

Gerçi belâ gelince, bir evliya kişiye,
Ondan kurtulmak için, başvurmaz hiçbir şeye.

“Sevgili”den gelmiştir, zira o dert, musibet,
Sahibinden geleni, köle, hiç eder mi ret?

Geri gitmesi için, etse de duâ, niyaz,
“Emrolunduğu” için, dua eder o esas.

Çünkü o, O’ndan gelen her şeyi iyi bulur,
“Hakiki kul” olmanın, sırrı da işte budur.

 

Celâleddin-i Hindî “kuddise sirruh” -2-

Lüzumsuz konuşmak! 17/07/1999


Celâleddin-i Hindî, çok büyük evliyadır,
Kalplere tesir eden, nasihatleri vardır.


Kendisinden nasihat isteyen bir kimseye,
Buyurdu; (Çok konuşmak, zarar verir herkese,


Sizden önce gelenler, bundan uzak durdular,
Lüzumsuz konuşunca, hemen pişman oldular.


İhtiyaç haricinde, bir şey konuşmayınız,
Ki yarın âhirette, pişman olmayasınız.


Zira her gün, Kirâmen Kâtibîn melekleri,
Yazar konuştuğumuz, bütün kelimeleri.


Yarın mahşer gününde, verilir defterimiz,
Yazılmıştır oraya, söz ve amellerimiz.


Lüzumsuz, mâlâyani sözlerimiz çok ise,
Nasıl cevap veririz, o zaman Rabbimize?


Eğer azab ederse, birine cenab-ı Hak,
O kişi, o azabı, hak etmiştir muhakkak.)


Bir gün de buyurdu ki; (Allah dostu veliler,
Kararmış gönülleri, temizleyiverirler.


O zâtları tanımak, en büyük bir rütbedir,
Bu rütbe, her makam ve mevkiin üstündedir.


Bu şerefin yanında, diğer makam ve mevki,
Gibi şeyler, kıymetli değildir elbette ki.


Vardı sahabeden de, meslek ehli kişiler,
Lâkin bahis konusu, olmazdı böyle işler.


Onlarda tek ve ortak, bir hususiyet vardı,
O da, Resulûllah’ın, sahâbisi olmaktı.


Zîra hazreti Ömer, buyurur ki bu babta;
(Bizler bulduk şerefi asıl eshab olmakta.)


Bizler, Resûlullah’ı gerçi görmedikse de,
Onun vârisi olan, veliler var her yerde.


O gün Resûlullah’ın, kalbinden çıkan nurlar,
Bugün, o büyüklerin kalbinden yayılırlar.


Böyle büyük zâtları, sevmek ve tâbi olmak,
Kolay ele geçmeyen, bir ni’mettir muhakkak.


Bir hadisi şerifte buyurdu ki; O Server;
(Evliyaları anmak, günahları temizler.)


Yine bir hadisinde, şöyle bildirmektedir;
(Âlimlerin yanında bulunmak ibâdettir.)


Ve yine bir hadisi, şöyledir O Server’in;
(Takvânın tek kaynağı, kalbidir âriflerin.)


Yine bir hadisinde, şöyle bildirmektedir;
(Âlimlerin yüzüne bakmak bir ibâdettir.)


Başka bir hadisinde, buyurdu ki; O Server;
(Allah’ı hatırlamak, kalpleri temiz eder.)


Allahü teâlâyı, hatırlamak bahsinde,
Şöyle buyurmaktadır, yine bir hadisinde;


(Nasıl ki her bir derde, bir şifa, deva vardır,
Kalplerin de şifası, Allah’ı çok anmaktır.)

 

Celâleddîn-i Hindî “kuddise sirruh” -3-

Ölüm âni gelir!  18/07/1999


Celâleddin-i Hindî çok büyük bir veliydi,
Söz ve nasihatleri, pek çok faideliydi.


O bir gün buyurdu ki; (Dünya küçük ve dardır,
Bunun için burada, sıkıntı, keder vardır.


Her kim sıkılıyorsa, dünya işleri için,
Dünyaya yönelmiştir, kalbi tam, o kişinin.


Âhirete dönerse, bulur rahat ve huzur,
Zira ona giden yol, geniş, hatta sonsuzdur.


Kavgalar, dar yerlerde, gelirler hep meydana,
Zîra herkes kendini, çıkarır ön plana.


Herkes menfaatini düşünür, haset eder,
Herkes dünya malına, ben sahip olayım der.


Böyle düşünenlerin, sıkıntısı çok olur,
Veren ise, daima, rahat ve huzur bulur.


Sadece Allah için, birbirini sevenler,
Güleryüz, tatlı dille, biraz sohbet etseler,


Ayrıldıkları zaman, onların günahları,
Andırır sonbaharda, dökülen yaprakları.


Ey Müsliman kardeşim, sana lâzım olmayan,
Mâlâyani sözleri, konuşma hiçbir zaman.


Faydalı sözleri de, gelmedikçe bir yeri,
Söyleme, zîra o söz, boşa gider ekseri.


Nasıl bir muamele beklersen başkasından,
Sen de başkalarına, öyle davran her zaman.


Unutma, her yeni gün, şöyle söyler insana;
(Bu günü iyi geçir, geri gelmez bu sana.)


Yine her gece dahi, şöyle der ki muhakkak;
(Geceler geri gelmez, ne yaptığına bir bak.)


İnsan kabre girince, kabir şöyle seslenir;
(Burası böcekler ve, akreplerin yeridir.


Bu karanlık mezara, hangi amelle geldin?
Şimdi sana sorarlar, “Dünyada ne eyledin?”


Ey insan, senin ömrün, yegane sermayendir,
Bu ömrü, en kıymetli şey ile değerlendir.)


Bir gün de bir tüccara, buyurdu ki; (Kardeşim,
Diyorsun ki, ticaret yapmaktır benim işim.


Dünya ticaretini, yaparken aynı anda,
Namazını da kıl ki, kurtulasın orada.


Hiç şöhret aramanın zamanı değil şu an,
Kurtuluşu aramak zamanıdır bu zaman.


Bil ki ölüm, başıdır sonsuz bir yolculuğun,
Hazırlanmak lâzımdır, bu sefere çok yoğun.


İşte, bu yolculuğu çok düşünen bir insan,
Yapar hazırlığını, gelmeden henüz o an.


Çünkü ecel, ekseri ani gelip yakalar,
Rahat ve sevinçlidir, hazırlıklı olanlar.


Ölüme hazırlığı yok ise birinin de,
Bir telâşa kapılır, eceli geldiğinde.)