Câfer-i Huldî “kuddise sirruh” -1- 28/01/2000

 

O nasıl bir kuldur ki!..


Bu zât buyuruyor ki; (Rabbimiz bir kuluna,
Acır, onu severse, iki şey verir ona.


Önce, ona tanıtır sevdiği bir kulunu,
Onun vasıtasıyla, kendine çeker onu.


İkinci olarak da, ona, iyi münasib,
Yâni hayırlı bir iş, bir meslek eder nasib.

 

Sahabe tanıyınca Sevgili Peygamberi,
Nasıl çok yükseldiyse, şânları, şerefleri,


Onun vârislerini tanıyan kimseler de,
Öyle çok yükselirler, ulvî derecelerde.


Çünki Resûlullah’ın vârisini tanımak,
Onu tanımak gibi, kıymetlidir muhakkak.


“İslâm âlimleri”dir Resûlün vârisleri,
Zîra dîni yaymaktır, ortak vazifeleri.


Aynı hürmet, itâat, aynı saygı ve edeb,
O büyüklere dahî göstermek gerekir hep.


Çünki Resûlullah’ın kalbinden çıkan nûrlar,
Onların kalplerinden, cihana yayılırlar.


Vâris, şu kimsedir ki, mûrisi her kim ise,
Onda olan her şeyden, almıştır o da hisse.)


Bir gün de buyurdu ki; (Yenilen lokmalarda,
Tedbirli, ihtiyatlı olmalıdır her anda.


Bir müslüman, her yerde bulduğu her bir şeyi,
Düşünmeden yemesi, olmaz doğru ve iyi.


Lokmalar helâldan mı, yoksa haramdan mıdır?
Nereden geldiğini, iyi bilmek lâzımdır.


İnsan başlı başına değildir ki sonra hem,
Her aklına geleni işlesin düşünmeden.


Bizim bir “Sâhibimiz”, bizi bir “Yaratan” var,
O, vermiş biz kullara, bâzı emir yasaklar.


Peygamberleri ile, bunları ayrı ayrı,
Bildirerek mükellef kılmıştır biz kulları,


Bir kul ki, “Sahibi”nin, yasak ettiği işi,
Yaparsa, ne zavallı, ne bedbahttır o kişi.


O nasıl bir kuldur ki, bir “Sâhibi” var iken,
Sormadan yapmak ister, her şeyi kullanırken.


Ve nasıl bir kuldur ki, çok âcizken o yine,
Korkmadan karşı gelir, Sahibinin emrine.


İyi düşünmeli ki, eldedir şimdi fırsat,
Kusurları telâfi mümkündür şimdi bizzat.


“Günaha pişman olan, hiç yapmamış gibidir.”
Kusuru olanlara, bu hadis bir müjdedir.


Lâkin günah işlerse bile bile bir kimse,
Ve hiç de sıkılmadan herkese bildirirse,


“Münâfık” demektir ki, görünse de müslüman,
Bu, onu kurtaramaz Cehennem azabından.


Bundan daha açık ve net sözlere ne hâcet,
Zîra “Aklı olana, yetişir bir işaret.”

 

Câfer-i Huldî “kuddise sirruh” -2- 29/01/2000

 

İnsanlar uykudadır!..


Bu zât bir sohbetinde buyurdu; (Ey insanlar,
Ölümü, yâdınızdan çıkarmayınız zinhar.


İnsanlar uykudadır, uyanırlar ölünce,
Hesaba çekilirler, herşeyden ince ince.


Âşikâre olunca o gün her günahımız,
Ne kadar mahcub olur, ne de çok utanırız.


Beş vakit namazımda, hep duâ ediyorum,
(Yâ Rabbî, bizi o gün mahcub etme) diyorum.


Öyle yaşayınız ki islâma tam uyarak,
Cehenneme girmesin, kimse size bakarak.


Hayra vesîle olun, olmayın şerre âlet,
Zîra bu, insan için çok büyük bir felâket.


Onların kazandığı o günahlar hep zîra,
Size dahî yazılır, oldukça o şer icrâ.


Eğer hayra vesile olursak, çok iyidir,
Yazılır bize dahî, o işten sevap ecir.


“Beni seviyor mu ki, acaba cenabı Hak?”
Diye merak edersen, yaptığın işlere bak.


Eğer hayırlı ise, bil seni sevdiğini,
Değilse, sevmiyordur, düzelt hemen halini.


Dinden bir mes’eleyi, bir kimseye öğretmek,
“Yüz ömre” sevabından, daha kıymetlidir pek.


Sonra hatırlayın ki, sık sık ölümünüzü,
Ölümü çok düşünmek, uzatır ömrünüzü.


Yine bir sohbetinde buyurdu; (Dinde zekât,
İslâmın beş emrinden biridir ki, vermek şart.


Zîra bir hadîsinde Peygamber Efendimiz,
Buyurdu; (Malınızın zekâtını veriniz.)


Kim ki zekât vermeği vazife bilmiyorsa,
Yâni farz olduğuna kim ki inanmıyorsa,


Zekât vermediğine sıkılmıyorsa canı,
Mâzallah kâfir olup, gider onun imânı.


İnsanın senelerce vermediği zekâtlar,
Birikip, en sonunda, bütün malını kaplar.


O malda, fakirlerin hakları olduğunu,
Hiç de düşünmeyerek, kendinin sanır onu.


Hak teâlâ Kur’ânda buyurdu ki âşikâr;
(Zekâtı verilmeyen o mallar ve paralar,


Cehennem ateşinde iyice kızdırılır,
Sahibinin alnına, böğrüne bastırılır.)


Öyleyse bu gafleti at ki ey mağrur zengin,
Öğündüğün o mallar, aslında değil senin.


Zîra başkasınındı o mallar senden önce,
Yine başkalarının olacak sen ölünce.


Zekâtını ayırıp vermediğin o malın,
Hakikatte “Ateş”tir, yakacak seni yarın.


Öşrünü vermediğin o buğday, bir “Zehir”dir,
O mal da, bu buğday da, bil ki senin değildir.

 

Câfer-i Huldî “kuddise sirruh” -3- 30/01/2000

 

Ey mağrur insan!


Bu zat bir sohbetinde buyurdu; (Ey cemaat,
Gözünüzü açın ki, çabuk tükenir bu hayat.


Hadiste buyurdu ki O Hüdâ’nın Habîbi,
(Olun siz bu dünyada, garip ve yolcu gibi.)


Hadisin devamında, buyuruyor ki hemen,
(Addedin kendinizi, yâhut kabir ehlinden.)


“Garip olmak” şudur ki, hiç kimseyi tanımaz,
Her derdini, sadece sahibine eder arz.


“Yolcu gibi” olmanın, şudur ki mânâsı da,
Gözü olmaz dünyanın, malı ve parasında.


Kendini “Ölü gibi” addetmek de şöyledir;
Öldü ölecek gibi, ölümü yakın bilir.


Böyle olmak, elbette kıymetlidir bu dinde,
En yüce bir rütbedir, hattâ Allah indinde.


Nitekim böyle idi hazreti Ebû Bekir,
Onun hâli, bu bapta, en canlı bir örnektir.


Ölüme öyle yakın bilirdi ki kendini,
Üstünde zannederdi hattâ o kefenini.


(Yürüyen ölü görmek isterse her kim eğer,
Ebû Bekir’e baksın) buyurmuştur Peygamber.


Bir gün de buyurdu ki; (Zekât, dînin emridir,
Hattâ zekât, İslâmın beş şartından biridir.


Hadiste buyuruldu; (Verip zekâtınızı,
Böylelikle zarardan, koruyun malınızı.)


Hak teâlâ üç şeyi, üç şeyle bildirdi ki,
Bunlardan biri yoksa, zâten olmaz öteki.


Meselâ Peygambere itâat olunmazsa,
Allahü teâlâya itâat olunmaz aslâ.


Yine, ebeveynine şükretmiyorsa insan,
O, Allah’a şükretmiş olamaz hiçbir zaman.


Her kim de vermez ise, zekâtını malının,
Sevabını alamaz kıldığı namazının.


Ey gaflet şarabının sarhoşu gâfil insan,
Bu dünyanın peşinde, ömrünü ettin ziyan.


Daha ne güne kadar koşacaksın böyle hep,
“Ölüm” hiç hâtırına gelmez mi senin acep?


Haramdan mal yığmakla geçirdin bir ömrünü,
Hiç düşünmüyor musun, peki sen ölümünü?


Elbette herkes gibi ölürsün sen de yarın,
Kabir suallerine hazır mı cevapların?


İyi, kötü her ne ki işledinse ömründe,
Hepsinin hesabı var, yarın “Mîzan” önünde.


Bunların hiçbirine yok verecek cevabın,
Hem bunlar uzak değil, olacak bugün, yarın.


Eğer ki atılırsan, Cehennemin içine,
Bir an dayanamazsın, en hafif ateşine.)