Bilâl bin Sa’d “kuddise sirruh” (1) 14/06/1999

Gaflete gelmeyin


İslâm alimlerinden, bir büyük evliya zât,
Bir vakit kendisinden, istediler nasihat.


Buyurdu; (Ey dostlarım, âgâh olun ki her an,
Bu ömrümüz biter de, ecel gelir nâgehân.


Allah’ı unutur da, düşerseniz gaflete,
Uğrarsınız mâzallah, ebedî felakete.


Her işi tam ihlâsla yapınız ki muhakkak,
Bu ihlâs sayesinde, kurtulursunuz ancak.


İhlâssız amellerden, kavuşulmaz faydaya,
Zira benzer bu işler, mühürsüz, kalp paraya.


Bir günah karşısında, korkun ki O’ndan elbet,
Bundan daha kıymetli, yoktur başka ibadet.


Kim Allah’tan korkarsa, siz dahi korkun ondan,
Ve lâkin hiç korkmayın, Allah’tan korkmayandan.


Bir günah işlerseniz, acilen tövbe edin,
“Tövbe etmek”, başıdır, zira her ibâdetin.


Her namaz kılınca da, tövbe edin siz yine,
Zira güvenmemeli, bir kul ibadetine.


Öyle düşünmeli ki, kul kendi günahını,
Görmemeli katiyyen, başkasının aybını.


Siz herhangi bir işi, getirirken yerine,
Bakın ki uygun mudur, o iş dinin emrine?


Eğer uygun değilse, vazgeçin siz o işten,
Zîra kul, böylelikle halâs olur ateşten.)


Bir gün de buyurdu ki; (Ey insanlar, en evvel,
Dinin emirlerini, öğrenin çok mükemmel.


Eğer Resûlullah’a, tabi olmaz iseniz,
Yarın mahşer gününde, pişmanlık çekersiniz.


“Dünya sevgisi”ni de, sokmayın kalbinize,
Zira o, acımadan, kötülük yapar size.


Rabbimiz bu dünyaya, “Sinek kanadı” kadar,
Bir kıymet vermemiştir, öyleyse neye yarar?


Kardeşlerim, az dahi, dalmayın ki gaflete,
Yarın düşmeyesiniz, ebedî felâkete.


Temiz olması için, bedenin, kalbin, dilin,
Temiz ve helâlinden, kazanıp onu yiyin.


Eğer bir lokma bile, haramdan yerse bir kul,
Hak teâlâ indinde, duası olmaz kabul.


Bir hadisi şerifte, buyuruldu; (Bir kimse,
Haram karıştırmadan, kırk gün helâl yer ise.


Allah, nurla doldurur, o kişinin kalbini,
Ve giderir gönlünden, dünya muhabbetini.


Hem sonra çok sakının, her haram ve günahtan,
Zîra daha kıymetli, bir amel yok takvadan.


Nasıl ki beldeleri ayıran hudut vardır,
Dinin hududu ise, haram ve günahlardır.


Ve nasıl ceza varsa, hududu geçenlere,
Allah da ceza verir, günah işleyenlere.)

 

Bilâl bin Sa’d “kuddise sirruh” (2) 15/06/1999

İslâm âlimlerinden, bir büyük evliya zât,
Bir gün talebesine, şöyle etti nasihat:


(Her zaman ve her yerde, konuşurken, gülerken,
Her bir işte, meselâ, bir şey yer ve içerken,


Yaptığınız her işten, hesap var âhirette,
Cevap veremezseniz, cezası var elbette.


Öyleyse cevapları, hazırlayın şimdiden,
Ki halâs olasınız, Cehennem ateşinden.)


Bir gün de buyurdu ki; (Sorarak iş yapınız,
Çok olur aksi halde, yarın pişmanlığınız.


Soran, dağları aşar, sormayan yolda şaşar,
Danışarak iş yapan, daima rahat yaşar.


“Ben bilirim” diyenler, kurtulmaz sıkıntıdan,
Çünki bilmediğini, öğrenmez gururundan.


Bu gurur, öyle fecî belâdır ki mâzallah,
Kibirli olanlara, düşmandır bizzat Allah.


Eğer yakalandıysa, bu belâya bir kişi,
Temizler onu ancak, Cehennemin ateşi.


Secde etmedi ise, Âdem Nebî’ye şeytan,
“Ben ondan hayırlıyım” dedi de, işte ondan.


Ve eğer bir Müslüman, kılmıyorsa namazı,
Bu dahî kibirdendir, yoktur başka mânâsı.


Eğer hor bakıyorsa, bir kişi diğerine,
Bu dahi işarettir, o kimsenin kibrine.


Müslümana sû-i zan, hakir görmek ve gıybet,
Sahibinin kibrine ederler hep işaret.


Biri danışmıyorsa, yapacağı bir işte,
Kibirli olduğunu, gösterir bu da işte.


Dua istemiyorsa, insan yakınlarından,
Bu dahi kibir ile ilgilidir yakından.


Çünki ihtiyacını arz etmek nefsi kırar,
Eğer arz etmiyorsa, kibirdendir âşikâr.)


Bir gün de buyurdu ki; (İlim, amel ve ihlâs,
İşte islâmiyetin, dayandığı üç esas.


“İhlâs”, şu demektir ki, her amelin, her işin,
Yapılmış olmasıdır, sadece Allah için.


İhlâsla yapmalı ki, insan her ibadeti,
Yarın Mizan başında, olsun değer kıymeti.


İhlâslı amellerle, ihlâssız icraatlar,
Mahşerde iki kısma yarın ayrılacaklar.


“Allah rızası” için, yapmadıysa bir işi,
Rabbinin huzurunda, mahcub olur o kişi.


Ve yine bunun için, pişman olur çok fazla,
Ama bu pişmanlığın, faydası olmaz aslâ.


Her bir nefes, insana, o ebedi hayatın,
Sonsuz saâdetini, verecek belki yarın.


Ve her nefes, insanı, asla dayanılmayan,
Cehennem ateşine, götürür belki o an.)

 

Can acısı çetindir! 16/06/1999

Bu zât bir sohbetinde, buyurdu; (Ey cemâat,
Gaflete gelmeyin ki, çabuk biter bu hayat.


İnsanların haline bakıp üzülüyorum,
“Ya Rabbi, bu insanlar nasıl yanar” diyorum.


Çok dehşetli günler var, hepimizin önünde,
Rezil rüsvay olmak var, yarın hesap gününde.


Bu çetin geçitlerden, kurtulmadıkça insan,
Neş’elenebilir mi, dünyada kısa bir an?


Önce nasıl ölecek, o anda kalkar şuur,
Kelime-i tevhidi söylemek çok zor olur.


Bir araya gelse de, dünyadaki acılar,
Can acısı yanında, yine de hiç kalırlar.


Sonra “Kabir hayatı” başlar ki mezarında,
Karanlık, dar bir yerdir, kimse olmaz yanında.


Sonra korkunç şekilde gelerek Münker Nekir,
Suale çekerler ki, “Rabbin kim, dinin nedir?”


Günahı nisbetinde, mezarı sıkar onu,
Böcekler ve akrepler, kemirir vücudunu.


Kafirlerin mezarı, Cehennemden bir çukur,
Müslümanın ki ise, Cennetten bahçe olur.


Sonra “Mahşer azabı”, gayet zordur ve çetin,
İnsanlar nice bin yıl, beklerler hesap için.


Sonra “Mizan” önünde, başlar öne eğilir,
Beklenir ki hakkında, nasıl hüküm verilir?


“Sırat”ta altı şeyden, sual sorulur ki hem,
Altında alev alev, yanmaktadır Cehennem.


İman, namaz, hac, zekât, gusül ve kul hakları,
Sorulur bu sualler, herkese ayrı ayrı.


Hele kul haklarında, olur ki öyle dehşet,
Peygamberlere bile, gelir korku ve haşyet.


Bir gıybet, bir iftira, gönül yıkma, sui zan,
Yüzünden Cehenneme atılır nice insan.


Bu günahlar girer ki, kul hakkının içine,
Atılır böyleleri, Cehennem ateşine.


Cehennemde vardır ki, ateşten çetin azab,
Bu, Rabbin etmesidir, onlara öfke gazab.


Meselâ hocam bana, öfkelense mazallah,
Yüz bin defa ölümden, acıdır bana vallah.


Gerçi bir talebeye, bu korku bir ni’mettir,
Eğer korku olmazsa, o zaman felâkettir.


Öyle ise ölmeden, yarar iş yapmalı ki,
İnsan böyle kurtulur, azabtan tabii ki.


Yine âhiret için, yarar iş de bir tektir,
O da, Resûlullah’ın yolunda yürümektir.


İşlerde ve sözlerde, hattâ her harekette,
Emir ve yasaklara, uymalıdır elbette.


Bu emirlere uymak, necata sebep olur,
Yani tatbik edenler, ebediyyen kurtulur.)