Bekir bin Abdullah Müzenî “kuddise sirruh” (1) 11/06/1999

Kötü arkadaş


İslâm âlimlerinden bir büyük evliya zât,
Bir gün talebesine şöyle etti nasihat:


(Kötü kimseler ile etmeyin arkadaşlık,
Zira size onlardan, bulaşır her fenalık.


Hak söze kulak verip, sevin rehberinizi,
Çünkü o, saadete erdirir elbet sizi.


İslâmdan zerre kadar ayrılmışsa bir insan,
Havada uçsa bile, kaçın onun yanından.


Harikulade işler yaparsa da o kişi,
Keramet denmez ona istidractır o işi.


Dinin bir edebine etmiyorsa riayet,
Denizde yürümesi, değildir bir keramet.


Yolumuzun esası, “İslâmı öğrenmek”tir,
Ve her işi İslâma muvafık işlemektir.


Tasavvufa girmekten gaye de budur zaten,
Başka şeye kavuşmak, hiç değildir esasen.


Bu nasihatlerimi eyleyin mülahaza,
Ve hatta “küpe” edip, takın kulağınıza.)


Yine bir talebeye buyurdu ki; (Evladım,
Kendini “Hiç” bilmektir, tasavvufta ilk adım.


Sonra da “iyi huylu” olmaya eyle gayret,
Amellerin içinde, makbulü budur elbet.


Dili tatlı olanın, dostu dahi çok olur,
Herkes kimi severse, iyi kul işte odur.


İnsanların aybını, gizle, etme âşikar,
Kimseye kızmamayı, kendine eyle şiâr.


İhtiyarlara karşı, eyle tazim ve hürmet,
Elinden geldiğince, fakirlere yardım et.


Salih kimseler ile, birlikte olmaya bak,
Saadet kapıları, açılır böyle ancak.


Yine bir nasihati, şöyledir bu büyüğün;
(Yazık ki Müslümanlar, kimsesiz kaldı bugün.


“İslama hizmet” için, bugün bir lira vermek,
“Bin altın” vermiş gibi, üstün, kıymetlidir pek.


Kime nasib ve ihsan ederlerse bu işi,
Ona müjdeler olsun, bahtiyardır o kişi.


Her kim olursa olsun, bu uğurda çalışan,
Tam cihad sevabına nail olur her zaman.


Lakin din düşmanları, dine hücum ettiği,
Bir zamanda çalışmak, kat be kat olur iyi.


Zira Resul-i Ekrem, buyurdu ki eshaba,
(Siz öyle bir zamanda, geldiniz ki dünyaya,


Dinin onda birini, eğer yapmaz iseniz,
Helak olup, mahşerde, azaba düşersiniz.


Ve lakin sizden sonra, gelir ki Müslümanlar,
Dinin onda birini, yapsalar eğer onlar,


Azabtan kurtulurlar), işte o, bu devirdir,
Müjdelenenler ise, bugünkü müminlerdir.)

 

Bekir bin Abdullah Müzenî “kuddise sirruh” (2) 12/06/1999

Vaktin kıymetini bil


İslâm âlimlerinin en büyüklerindendir
Tesirli sözleriyle, kalpleri etti tenvir.


Bir gün bir talebeye, buyurdu ki; (Ey oğlum,
Allahü teâlâya, seni ısmarlıyorum.


Hayr eylesin Allah’ım, senin akıbetini,
Çalış, boşa geçirme, bil vaktin kıymetini.


İlk evvela nefsini tanımağa gayret et,
Onun isteklerine, eyle hep muhalefet.


İnsanlardan eziyyet gelirse de nefsine,
Nimet bil her birini, sabır göster hepsine.


Bil ki dünya hayatı, üç-beş gündür nihayet,
Onun da çoğu gitti, az kaldı, etme gaflet.


Tembel kimseler ile, hiç olma ki arkadaş,
O kötü huy, sana da, bulaşır yavaş yavaş.


Günlerini gafletle, geçirme ki evladım,
Ecel yaklaşmaktadır, ardından adım adım.


Beyhude harcama hiç, ömür sermayesini,
Değerlendir ömrünün, her bir saniyesini.


Zinetlendir içini, Allah’a muhabbetle,
Süsle zahirini de, İslâma riayetle.


Allah adamlarına, hürmette etme kusur,
Onlara hizmet ile, kazanılır tam huzur.


Her ne ki alıkorsa, seni Hakk’ı anmaktan,
O, senin düşmanındır, kaçın yakın olmaktan.


Kulların din ve dünya işlerine yardım et,
Bir kavmin efendisi, hizmet edendir elbet.


Üstün görme kendini, hiç birinden kulların,
Zira bu, “Kibir” dir ki, muhakkak bundan sakın.


Kendini bir şey sanmak, pek çok tehlikelidir,
Sana en büyük zarar, bil ki nefsinden gelir.


Geçtiğimiz seneler, bir “Hayal” oldu ancak,
Bundan sonrakiler de, elbet böyle olacak.)


Bir gün de buyurdu ki; (İslâma hizmet etmek,
Çok mühimdir bilhassa, gençlere din öğretmek.


Bilenler bildiğini öğretmezse bu günde,
Ne cevap verecektir, yarın hesap gününde?


Bu işi yaparken de, fitne çıkarmamaya,
Çok dikkat etmelidir, bir gönül yıkmamaya.


Zira bilmelidir ki, kalp kırmak çok günahtır,
Kâbe’yi yetmiş defa yıkmaktan da fenadır.


“Mümin” o kimsedir ki, elinden ve dilinden,
Kimseye zarar ziyan, gelmeyendir katiyyen.


Mümin güler yüzlüdür, ondadır hayâ, edep,
Darda bulunanların, yardımına koşar hep.


Bir gönül incitmeden, bir kanun çiğnemeden,
“Lisân-ı hâli” ile, dine hizmet eyleyen.


Tam cihad sevabına, nail olur sonunda,
Cevabı da kolaydır, yarın sorulduğunda

 

Bekir bin Abdullah Müzenî “kuddise sirruh” (3) 13/06/1999

Allah adamlarından, âlim ve velî bir zât,
Sohbeti gönüllere olurdu âb-ı hayat.


Üstadına ihlâsı, sevgi ve muhabbeti,
Fevkalâde çoktu hem, ona teslimiyeti.


O derdi ki; (Her neye, kavuştuysam ben eğer,
Hocamın sayesinde, oldu hepsi müyesser.


Bir Müslüman ne kadar etse de çok ibadet,
“Allah’ın rızası”na, ermesi zordur elbet.


Kulun ibâdetleri, ne kadar olsa iyi,
Yine de zor kazanır, rızâ-i İlahîyi.


Lâkin sevgi beslerse, bir mübarek velîye,
Kavuşturur o onu, rızâ-i İlâhiye.


Çünkü Hakk’ın rızası, nasıl elde edilir?
O, bu işin yolunu, herkesten iyi bilir.


Zîra dünyada bile, bir devlet büyüğünün,
Huzuruna girmesi, çok zordur bir köylünün.


Ve lâkin pâdişaha yakın olsa bir kişi,
Onu “Rehber” alırsa, kolay olur bu işi.


Allah’ın rızasına varmak için de elbet,
Bir Allah adamından, gerekir yardım, medet.


Allah’a çok yakındır evliya ve velîler,
Onların kalplerine, girmektir asıl hüner.)


Bir gün de bir sohbette, bu mübarek veli zat,
Bir genç talebesine, şöyle etti nasihat:


(En iyi kul, dünyayı, kalbinden çıkarandır,
Ve Allah sevgisiyle, her an kalbi çarpandır.


Zira dünya sevgisi, başıdır her günahın,
Ondan kurtulmak ise, başıdır tâatların.


Bu gün öyle kimseler vardır ki evliyadan,
Her zerre ve hücresi, zikreder Hakk’ı her an.


“Dünya”, kalbi Allah’tan gâfil eden şeylerdir,
Haram ve mekruh gibi, kerih, günah işlerdir.


Para, mal, mevki makam, bu gibi dünyalıklar,
Eğer böyle iseler, hepsi de dünyadırlar.


Hak teâlâ buyurdu; (Bizden yüz çevirenden,
Sen de çevir yüzünü, onları sevme hemen.)


Dünyayı terk etmek de, esasen şu demektir,
Ona düşkün olmamak, ve kıymet vermemektir.


Düşkün olmamanın da, şöyledir ki mânâsı,
Müsavi olmasıdır, “Var” ile “Yok” olması.


Böyle olabilmek de, bir Allah adamının,
Yanında yetişmekle, mümkün olur bi hakkın.


Böyle kâmil birisi, ele geçerse eğer,
Emrine can ve başla, itaat icab eder.


Çünkü onun bir içten teveccüh ve nazarı,
Siler atar kalpteki, karartı ve pasları.


Kalpten “Hubb-i dünya”yı çıkarabilmek için,
Böyle bir zât lâzımdır, yolu budur bu işin.)