Avn bin Abdullah “kuddise sirruh” -1- 22/09/2000
Nurlu kalpler...
Bu zât buyuruyor ki; “Amelde ihlâs şarttır,
İhlâs, her ibadeti “Allah için” yapmaktır.
Eğer ki ihlâs ile yapmazsa kul ameli,
Mahşerde onlar ona, olmazlar faideli.
Sa’lebe İbni Sakka, Bel’âm ve İblîs’in de,
İlim ve amelleri var idi hepsinin de.
Ve lâkin ihlâsları olmadığından sebep,
Azâb-ı İlâhiye müstahak oldular hep.
İhlâs şuna denir ki, her amelin, her işin,
Yapılmış olmasıdır sadece “Allah için”.
Eğer bir ibadete az riyâ ve gösteriş,
Karışırsa, insana faide vermez o iş.
Zîra bir bardak suya, bir tek kıl düşse şâyet,
Gönül rahatlığıyla içilmez o su elbet.
Yolu dahi, şudur ki, ihlâs elde etmenin,
Yanında bulunmaktır, ihlâslı kimselerin.
Evliyânın kalpleri, ihlâsın kaynağıdır,
Onların kalplerinde İlâhi feyiz vardır.
Zîra Resûlullah’ın kalbinden çıkan nûrlar,
Kalpten kalbe akarak, cihanı doldururlar.
Velîler, kalpleriyle alarak o nûrları,
Aynen başka kalplere yansıtırlar onları.”
Bir gün de buyurdu ki; (Bir sünneti meydana,
Çıkaran, nâil olur yüz şehid sevabına.
Ya bir farz ve vâcibi çıkarmanın sevabı,
O kadar çok olur ki, olmaz haddi hesabı
Herhangi helâl haram, farz vacib ve müstehab,
Öğreten kimseye de, verilir böyle sevap.
Bir kimseden zor ile, yâni hakkı olmadan,
Alınan “Bir kuruşu” geri vermek sonradan,
Binlerle altın lira sadaka, yâni hayrat,
Yapmaktan kıymetli ve sevaptır hem de kat kat.
Bir kimse, çok ibadet yapmış olsa faraza,
Hattâ Peygamberlerin ibadetini yapsa,
Haksız, bir kuruşunu almışsa bir kimsenin,
Onu ödemedikçe Cennete girmez kesin.
Kalbi de temizlemek lâzımdır ki en evel,
Bu olmadan, âzâlar yapamaz iyi amel.
Âlimler “Şöyle olur, böyle olmaz” diyerek,
Fetvâ verir ise de, fıkhı inceleyerek,
Bunları tatbik etmek, zevk alarak ve hazla,
“Allah adamları”nın işidir daha fazla.
Kalp ne kadar nûrlanır, temizlenirse pası,
Kolay olur âzânın emirlere uyması.
Kim İslâma uymadan uğraşırsa kalp ile,
“Mülhid”, yani hak yoldan sapmıştır o hâliyle.
Keramet gibi haller gösterse de o eğer,
Hepsi “İstidraç” olup, keramet değildirler.
Avn bin Abdullah “kuddise sirruh” -2- 23/09/2000
En büyük hırsız...
Bu zât buyuruyor ki; (Evliyanın kalpleri
Yansıtır ayna gibi, ilâhi feyizleri.
Zîra Resûlullah’ın kalbinden çıkan nûrlar,
Bu evliya zâtların kalbinde karar kılar.
Feyiz almak için de, iki şart vardır elbet,
Birisi “İnanmak”tır, ikincisi “Muhabbet”.
Yâni “Filân velînin kalbinde feyiz vardır,”
Diye samimiyetle buna tam inanmaktır.
İkincisi o zâta beslemektir muhabbet,
Bu iki şart var ise, o feyiz akar elbet.
Onların kitabını, severek, inanarak,
Okuyanlara dahî feyiz akar muhakkak.
Hiç kitap okumadan geçer ise bu ömür,
Bulunur mu mahşerde, bir bahane ve özür?
“Haberim yoktu” demek, insanı kurtaramaz,
Bilmiyordum” demek de, geçerli özür olmaz.
Kim İslâmın emrine tam tâbi olsa eğer,
Akar ona sel gibi, o nûr ile feyizler.
Tâbi olmak dînidir nitekim İslâmiyyet,
Yâ Rabbî, bu nimeti bizlere de ihsan et.)
Bir gün de buyurdu ki; (Birinci nasihatim,
Dînin emirlerine yapışmaktır her dâim.
Yâni bir Müslümanın en birinci görevi,
İslâma uymaktır ki, budur işin temeli.
Bugün namaz kılanlar, olsa da pek çok fakat,
Pek tâdil-i erkân’a, etmiyor çoğu dikkat.
Halbuki Resûlullah şöyle buyurmaktadır;
“Hırsızların büyüğü, namazından çalandır.”
Eshab bunu duyunca, sordular ki o zaman;
“Nasıl çalabilir ki bir kimse namazından?”
Buyurdu; “Erkânına etmezse kim riâyet,
O kimse, namazından çalmış olur nihayet.”
Bir gün de buyurdu ki; (Her kim namaz kılarken,
Rükuda, secdede ve kalkınca bu yerlerden,
Belini yerleştirip, durmazsa eğer biraz,
Hak teâlâ indinde, kabul olmaz o namaz.)
Bir gün de namaz kılan gördü bir Müslümanı,
Hiç tamam yapmıyordu o tâdil-i erkânı.
Buyurdu; “Sen namazı kılıyorsan böyle hep,
Başka dinde ölmekten korkmuyor musun acep?”
Bir gün de buyurdu ki; “Ey eshâbım, namazda,
Rükû ve secdelerden kalktığınız zamanda,
Her uzvunuz yerine yerleşip durmazsanız,
Hak teâlâ indinde tam olmaz namazınız.”
Yine buyurdular ki; “Secdelerden sonra tam,
Kalkıp oturulmazsa, o namaz olmaz tamam.”
Yâni namaz kılarken, kim tâdili erkâna,
Tam riayet ederse, kavuşur sevabına.)
Avn bin Abdullah “kuddise sirruh” -3- 24/09/2000
Dünya hayaldir...
Bu zât buyuruyor ki; (Bir hayâldir bu dünya,
Yâni bir görüntüdür, yâhut kısa bir rüya.
Herhangi görüntünün olması için dahî,
Bir aslının olması lâzım gelir tabii.
İşte o asıllar da, Cennette bulunurlar,
Dünyadaki her şeyin, Cennette bir aslı var.
Cennet nimetlerinin dünyadaki hayâli,
Dînin emirleridir, “Namaz oruç” misâli.
Kezâ Cehennemin de, bir görüntüsü vardır,
Bunlar da, “içki kumar” misali haramlardır.)
Bir günde buyurdu ki, (Çocuklar bir emanet,
Baba, ona dînini öğretmelidir elbet.
Nasıl ki mes’ul ise, sürüsünden her çoban,
Siz dahi mes’ulsünüz çoluk çocuğunuzdan.
Emanete hıyanet olmayacağı gibi,
Onlara, dinlerini öğretmeli tabii
Babalar çocuğundan, hocalar talebeden,
Mes’uldür âmirler de, kendi maiyyetinden.
Hattâ âzâlar dahî emanettir insana,
Sokmamalı onları bir günah ve isyana.)
Bir gün namaz hakkında, sorunca ona bir zat,
Buyurdu ki, (Tâdil-i erkâna eyle dikkat.
Zîra Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır;
“Hırsızların büyüğü namazından çalandır.
Hattâ namaz kılarken gördü bir Müslümanı,
Ki tamam yapmıyordu o tâdil-i erkânı
Rükûdan doğrulunca, dikilip durmuyordu,
Secdeler arasında biraz oturmuyordu.
Buyurdu; “Böyle namaz kılarsan, öldüğünde,
Ümmetimden demezler, sana mahşer gününde.”
Zeyd ibni Veheb dahî gördü bir Müslümanı,
Yapmıyordu namazın tâdil-i erkânını.
O kimseyi çağırıp eyledi hemen îkaz,
Dedi ki; (Kaç senedir kılarsın böyle namaz?)
“Kırk senedir” deyince buyurdu; (Ey Müslüman,
Sen namaz kılmamışsın, öyleyse bunca zaman.
Böyle namaz kılarsan, sonunda bil ki yarın,
İslâm dîni üzere ölmezsin, aman sakın.)
Namazın erkânına kim ederse riayet,
Hak teâlâ indinde kabul olur o elbet.
Zîra namaz, dosdoğru edâ olunduğunda,
O namaz, sahibine eder şöyle bir duâ:
“Nasıl ki kusurlardan korudunsa sen beni,
Allah da her kusurdan korusun böyle seni.”
Güzel kılınmaz ise, olur çirkin ve siyah,
O da beddua eder o kimseye mâzallah.
Der ki; “Sen, nasıl beni zâyi ettinse eğer,
Allah da seni etsin böyle zâyi ve heder.)
Avn bin Abdullah “kuddise sirruh” -4- 25/09/2000
Ömür çok kısa...
Bu zât bir sohbetinde buyurdu; (Ey insanlar,
Bize, Hak teâlânın şöyle bir müjdesi var:
Zira buyuruyor ki; (İhlâsla amel eden,
Ahirette Cennete girecek ebediyyen.)
Bu ömür, âhirete nazaran “yok” gibidir,
Rabbimiz kullarına pek çok merhametlidir.
İtâat edenlere hiç azab yapmam” diyor,
Ve bunu, kitabında bize haber veriyor.
Zîra buyuruyor ki, “Her emrime siz benim,
İtaat ederseniz, niçin azab edeyim?”
Dünyada var mıdır ki, hiçbir anne ve baba,
Evlâdını ateşte yaksın da etsin hebâ?
Allah’ın kullarına merhametiyse fakat,
Anne babadan dahî ziyadedir kat be kat.
Bu, onun rahmetinin “yüzde biri”dir ancak
Kalan “doksan dokuz”u ahirette olacak.
Hak teâlâ dünyada, o bir merhametiyle
Acıyıp rızık verir hem kâfirlere bile.
Yâni bütün insanlar, cümle bitki ve hayvan,
O bir merhamet ile, rızıklanır durmadan.
“Errahmân” sıfatının mânâsı şöyledir ki,
“Dünyada küffâra da yetişir merhameti.”
Kalan o doksandokuz rahmetiyse Allah’ın,
Sadece mü’minlere verilecektir yarın.
“Errâhim” sıfatının mânâsı şu ki zira,
“Âhirette acır O, yalnız Müslümanlara”
Orada kâfirlere hiç acınmayacaktır,
Ve onlar, Cehennemde ebedî yanacaktır.)
Bir günde bir Müslüman gelerek huzuruna,
Nasihat isteyince, şöyle buyurdu ona:
(Allah râzı olduğu, beğendiği işleri,
İhlâs ile yapmaya kavuştursun sizleri.
Bu dünya ni’metleri, “İslâma uymak” için,
Yardımcı olurlarsa, olmazlar fena, çirkin.
Ahirete yardımcı olmıyan dünyalıklar,
Şeker ile kaplanmış “zehir”i andırırlar.
Dışı şeker ise de, içinde zehir vardır,
Buna, ahmak olanlar şeker diye aldanır.
Allah’ın bildirdiğ tiryâk ile bu zehre,
İlâç yapmayanlara yazık olsun bin kere.
Yâni İslâmiyyetin ahkâmına uyarak,
Bu zehrin tedâvisi yapılmalı muhakkak.
Doğru düşünebilen akıl sahiplerinin,
Uyması lâzım gelir, her emrine bu dînin.
Dünya işlerinizi yaparken, aynı anda,
Riayet ederseniz dînin ahkâmına da,
Peygamberler yolunda bulunmuş olursunuz,
Ebedî saadete böyle kavuşursunuz.)