Atâ bin Ebi Rebâh “kuddise sirruh” -1- 17/09/2000

 

Kul hakkı...


Allah adamlarından büyük bir evliyadır,
Kalplere tesir eden nasihatleri vardır.


O bir gün buyurdu ki; (Bu Allah adamları,
Küfürden hidayete çıkarır insanları.


Bu zâtlar bir insanı kabul ederse şayet,
Rabbin de kabulüne olur bu, bir işaret.


Sordu ki birgün ona, talebesinden biri;
(Pek fazla seviyoruz efendim biz sizleri.


Ama birbirimizi böyle sevemiyoruz,
Nedir bunun hikmeti, öğrenmek istiyoruz.)


Buyurdu ki; (Evlâdım, iki cins günah vardır,
Birisi, Allah ile kullar arasındadır.


İkinci tür günahlar, kulların birbiriyle,
Münasebetlerinden olurlar tamâmiyle.


Birinci tür günahlar olsa da büyük, ufak,
Ya cezâ verir, yahut, affeder cenab-ı Hak.


Kullar arasındaki günahlara gelince,
Bunlarda kulların da hakkı vardır bir nice.


Bu türlü günahlarda “Adâlet” olacaktır,
Alacaklı, borçludan hakkını alacaktır.


Lâkin geçmez orada dünyadaki paralar,
Verilir sevap ecir, yüklenilir günahlar.


İşte bu kul hakkından, korkarsa insan eğer,
Birini incitmekten âdetâ kalbi titrer.


Kalp kırmak, dinimizde çok büyük bir günahtır,
Kâ’beyi yetmiş defa yıkmaktan da fenadır.


“Kul hakkı”ndan bu kadar çok korkarsa bir insan,
Sevilir elbette ki, her kişi tarafından.)


Bir günde buyurdu ki; (Kullara cenab-ı Hak,
Peygamberler gönderdi, bir davetçi olarak.


Bunlarla “doğru yolu” gösterip kullarına,
Çağırda onları hep, sevgi ve rızasına.


Yâni râzı olduğu, sevdiği bir yer olan,
Cennete dâvet etti, kurtulup bu dünyadan.


Onun bu dâvetini, kim kabul etmez ise,
Ne kadar ahmaktır ve zavallıdır o kimse.


Bütün Peygamberlerin, Allahü teâlâdan,
Getirdiği haberler, doğrudur, olmaz yalan.


“Akıl”, hakkı doğruyu bulmaya yarayan bir,
Âlet ise de lâkin noksandır, tam değildir.


Doğruyu, tek başına bulamaz yâni akıl,
Peygamber gelmesiyle tamamlanmıştır asıl.


Peygamberlik nûruyla o ancak görebilir,
O ışık olmadıkça, hep yanlış karar verir.


Nitekim gözümüz de, görmüyor karanlıkta,
Görebilmesi için, “ışık” lâzım ona da.


Peygamber gelmesiyle akıl tamamlanmıştır,
Kullara bir özür ve bahane kalmamıştır.


Peygamberlerin ilki, “Âdem” aleyhisselâm,
“Habîbullah” ile de nübüvvet buldu hitam.)

 

Atâ bin Ebî Rebah “kuddise sirruh” -2- 18/09/2000

 

“Kadın esir değildir”


Allah adamlarından olan bu mübarek zât,
“Kul hakkı” hususunda şöyle verdi izâhat:


(Yarın kul haklarında adâlet olacaktır,
Alacaklı borçludan hakkını alacaktır.


Lâkin geçmez orada dünyadaki paralar,
Verilir sevap ecir yüklenilir günahlar.


O gün “Sırat köprüsü” üstünden geçerken halk,
Yedi yerde suale çekilirler muhakkak.


Namaz, oruç, haç, zekât, gusül ve kul hakları,
Bunlar, ehli mahşere sorulur ayrı ayrı.


Çok az “kul hakkı” için, yetmiş yıllık namazın,
Ecri, karşı tarafa verilir varsa yarın.


Yoksa, alacaklının günahları alınır,
Borçluya yükletilip, Cehenneme atılır.


İşte bu kul hakkından korkarsa insan eğer,
Birini incitirken, âdeta kalbi titrer.


Kimseye zerre kadar zarar vermez o insan,
Çünki o, kul hakkından korkar da işte ondan.


“Kul hakkı” da sadece olmaz sövüp saymakla,
Hattâ doğar kul hakkı, birazcık yan bakmakla.


Âlimler buyurur ki; (Evlenecek bir kimse,
Hanımının hakkını gözetemiyecekse,


Evlenmesin, çünki o, kul hakkına girerek,
Yarın mahşer yerinde, sıkıntıya girer pek.)


Ve yine buyurdu ki; (Kadın esir değildir,
En çok münasebet de, evde hanım iledir.


Her gün evden çıkarken, hanım ile muhakkak,
Helâllaşmalıdır ki, lâzımdır böyle yapmak.)


Bir günde meleklerden, ona sual sordular,
O dahî bu hususta, şunları buyurdular:


(Melekler, Rabbimizin kıymetli kullarıdır,
Onların da içinde, Peygamberleri vardır.


Emr olunduklarını yapar, isyan etmezler,
“Emîn” olduklarından, yanlış iş işlemezler.


Gökten inen kitap ve sahifeleri de hep,
Onlar getirmiştir ki, doğrudur hepsi elbet.


Yemeğe ve içmeğe yoktur ihtiyaçları,
Hem dahî evlenmezler ve olmaz çocukları.


Çünki yoktur onlarda, erkeklik ve dişilik,
Hep itâat ederler, yapmazlar bir gevşeklik.


Bütün bunlara rağmen, insanların yükseği,
En üstün melekten de, olur yüksek ve iyi.


Çünki insan, “Nefis” ve “Şeytan”la savaşıyor,
İhtiyacı var iken böyle çok yükseliyor.


Yüksek yaratılmıştır onlar ise bilâkis,
Hem de yoktur onlarda, ihtiyaç, şeytan, nefis.


Onlar, tesbih ve takdis etseler de pek fazla,
İnsanlara mahsustur, “Cihad etmek” ihlâsla.)

 

Atâ bin Ebî Rebah “kuddise sirruh” -3-

 

En büyük nimet... 19/09/2000

 

Bir gün bu zât mescitte buyurdu; (Ey insanlar,
Allah’ın biz kullara nice nimetleri var.


Bu nimetler içinde, şudur ki en üstünü,
Ona, tanıtmasıdır bir İslâm büyüğünü.


Yâni seviyor ise, bir kulu Rabbi eğer,
Ona, bir evliyayı tanımak nasib eder.


Yâni kim kavuşmuşsa, bir hakiki rehbere,
O, kavuşmuş demektir bilcümle nimetlere.


Kim de kavuşmamışsa, bir rehbere eğer ki,
Hiçbir şeye kavuşmuş sayılmaz elbette ki.


Her bir hayrın kaynağı, o üstâddır elbette,
O, hâlis tâlipleri erdirir her nimete.


Velhâsıl saadete kavuşabilmek için,
Şu üç şartı yapması lâzım gelir kişinin.


Birincisi, “Dînini öğrenmek”tir iyice,
Felâha kavuşulmaz dîni öğrenmedikçe.


İkincisi, “Amel”dir, yâni öğrendiğini,
Nefsine zor gelse de, yapmaktır her birini.


Zîra amelsiz ilim, yaramaz hiçbir işe,
Ve hattâ âhirette vebâldir o kişiye.


Üçüncüsü, her işi “Allah rızası” için,
Halis bir niyet ile yapmasıdır kişinin.


Bir gün de buyurdu ki (Ölüm kabir kıyamet,
Hakkındaki haberler, doğrudur hepsi elbet.


Âhirete inanmak, Allah’a îman gibi,
Müslüman olmak için mühim şarttır tabii.


Her kim ki âhirete îman eylememiştir,
Allahü teâlâyı inkâr etmiş gibidir.


“Kabir azabı” ile, vardır “Kabir sıkması”,
Buna da, her müminin lâzımdır inanması.


Çünkü Resûlullah’ın meşhur hadisleriyle,
Haber verilmiştir ki, vukû bulur ayniyle.


Kabirde “Münker-Nekir” adında iki melek,
Çok korkunç sûretlerde her mevtâya gelerek.


Belli bâzı şeyleri sual edeceklerdir,
Kabir suallerine cevap vermek bir derttir.


“Kıyamet günü” vardır, o gün elbet olacak,
Gökler parçalanarak, yıldızlar dağılacak.


Bu yeryüzü ve dağlar, toz olup savrulurlar,
Parça parça olur ve sonra da yok olurlar.


Bu, Kur’ân-ı kerimde haber verilmektedir.
Bunlara inanmayan “Küfre kaymış” demektir.


Kıyamette her mahlûk, yok olup sonra tekrar,
Hepsi yaratılarak mezardan kalkacaklar.


Her mahlûkun çürümüş et ve kemiklerine,
Hak teâlâ can verip, diriltecektir yine.


O gün “Mîzan” denilen kurulur bir terazi,
Tartılır iyi kötü amellerin cümlesi.)