Ali Râmitenî "kuddise sirruh" -1- 29/12/2000

 

Hâce-i Azizan


İslam alimlerinin çok büyüklerindendir,
Evliyayı kiramdan çok yüksek bir velidir.


Çok kısa bir zamanda bitirdi tahsilini,
"İlmi bâtın"ın dahi, ikmal etti hepsini.


Üstadından aldığı feyiz, nur ve hidayet,
Sayesinde, kemâle erişti en nihayet.


Elinin emeğiyle kazanıp yerdi helal,
"Dokumacılık" ile eder idi iştigal.


O, dokumacıların pîridir ki hem yine,
Bu yüzden "Pîr-i nessac" denilir kendisine.


Binüçyüzyirmisekiz yılında bu büyük zat,
"Yüzotuz" yaşlarında Hârezm'de etti vefat.


Kabrinden nûr yayılır cihana pek ziyade,
Ziyaret eyliyenler, ederler istifade.


Bir gün hanelerinde kalmadı hiç yiyecek,
Yoktu misafirine birşey ikram edecek.


Çok üzüntü olmuştu bu, evdeki iyâle,
Talebesinden biri, vakıf oldu bu hale.


Bir pilicin içini, pirinçle doldurarak,
Pişirip takdim etti, onu ikram olarak.


Dedi ki; (Ey efendim, hoş görün lütfen bizi,
Ve kabul buyurun bu küçük hediyemizi.)


Hocası çok sevinip, sürur geldi kalbine,
O akşam ikram etti, onu misafirine.


Huzuruna çağırdı sonra o talebeyi,
Buyurdu ki; (İkramin oldu makbul ve iyi.


Senin dahi şu anda, bir muradın var ise,
Şimdi hacet kapısı açıktır, söyle bize.)


O genç dedi, (Ey hocam, bir arzum var ki benim,
Sizin gibi olmaktır, hayatta tek emelim.)


Buyurdu ki; (Evladım, bu çok ağır iş fakat,
Bu sıkleti çekmeğe, sende yok o güç, takat.


Çökerse, ezilirsin bu yük omuzlarına,
Başka şey talep eyle, tavsiyem budur sana.)


Genç yine ısrar edip, dedi ki; (Ey üstadım,
Sizin gibi olmaktan başka yok bir muradım.)


"Peki âlâ" buyurup, o genç talebesine,
Kuvvetli bir teveccüh buyurdu kendisine.


Onun bu himmetiyle, bir anda o genç kişi,
Onun derecesine erişti, oldu işi.


Fakat öyle bir hale geldi ki o sevgiyle,
Kendinden geçti hemen, o halin tesiriyle.


O sıkletin altında ezildi hakikaten,
"Kırk gün" yaşıyabildi, o günden itibaren.


Kırkıncı gün bu yüke, takat getiremeyip,
Teslim etti ruhunu, nihayet "Allah" deyip.


Bir anda kendi gibi olunca o da aziz,
"Azizan" dedi Ona, artık büyüklerimiz.

 

Ali Râmitenî "kuddise sirruh" -2- 30/12/2000

 

Nasıl kurtuldu?


Şöyle nakledilir ki: Bu zatın zamanında,
Salih bir kimse vardı, "Seyyid Atâ" adında.


Bu kişi, bu veliyle ettiyse de mülakat,
"Büyük zat" olduğunda şüphesi vardı fakat.


Bu yüzden ona karşı, şanına yakışmayan,
Bir davranış içinde bulunmuştu bir zaman.


Lâkin tam o günlerde, dağdan haydut kimseler,
Bu kişinin köyüne baskın düzenlediler.


"Bir oğlu" var idi ki, aldılar onu esir,
Seyyid Atâ, bu hale oldu çok müteessir.


Kendine bu belânın nereden geldiğini,
Yakinen anlayarak, ayıpladı kendini.


"Özür dilemek" için bu büyük evliyadan,
Büyükçe bir ziyafet tertip etti o zaman.


Gayesi, almak idi o velinin gönlünü,
Şehrin eşrafını da çağırmıştı o günü.


Sofralar kuruldu ve hazırlık oldu tamam,
Mevcut idi sofrada, çeşitli türlü taam.


Hep gelmişler idi ki, sair davetlileri,
"Ali Râmitenî" de teşrif etti içeri.


O zaman Seyyid Atâ konuştu gayet veciz,
Dedi; (Ey davetliler, hoş geldiniz hepiniz.


Hamd ü sena olsun ki Allahü tealaya,
Pirimiz şerefine geldik biz bir araya.


Yemeğe, ilk evvela başlamadan pirimiz,
El uzatmamalıyız yemeğe hiç birimiz.)


O, büyük bir edeple böyle söylediğinde,
Henüz başlamamıştı "Ali Râmitenî"de.


Kalbinde ona karşı duydu sevgi, merhamet,
Şefkatle ona dönüp, buyurdu ki nihayet:


(Ey Seyyid, senin oğlun gelmedikçe buraya,
Ben de uzatmıyorum elimi bir lokmaya.)


Henüz bitmemişti ki iş bu temennileri,
Seyyid Atâ'nın oğlu, giriverdi içeri.


Çocuğu görür görmez evdeki davetliler,
Hayret ve sevinç ile, hep tekbir getirdiler.


O dahi çok sevinip, gördüğünde oğlunu,
Sarılıp sordu hemen, nasıl kurtulduğunu.


O dedi; (Onbeş günlük çok uzak bir mahalde,
Mahpus bulunuyordum, ellerim bağlı halde.


Bir de baktım, burada buluverdim kendimi,
Bilmem ki nasıl geldim, kim çözdü ellerimi?)


Bu işin içyüzünü ederken herkes merak,
Seyyid Atâ, sevinçle ayak üzre kalkarak,


Dedi ki; (Hamd ve sena olsun ki Rabbimize,
Böyle büyük bir veli ihsan eyledi bize.


Oğlumun bu belâdan halâsına tek sebep,
Yüksek üstadımızın bir himmeti oldu hep)

 

Ali Râmitenî "kuddise sirruh" -3- 31/12/2000

 

Fakir bir dokumacı...


Bir gün bu evliyanın geldi ki kalplerine,
"Göç edip yerleşeyim Hârezm vilayetine."


Sonra yakınlarıyla bu beldeye geldiler,
Kenar bir mahallede oturmak istediler.


Hârezm sultanına da iki talebesini,
Gönderip tembih etti şöyle demelerini:


(Fakir bir dokumacı gelmiştir şehrinize,
İkamet etmek için, muhtaçtır izninize.)


Yine tembih etti ki; (Verirse eğer izin,
Mühürlü bir vesika isteyin bunun için.)


Onlar "Peki" diyerek, hükümdara gittiler,
Huzuruna çıkarak bu şeyi arzettiler.


Sultan dahi kırmayıp, bu iki talebeyi,
Verdi istedikleri o "Mühürlü belge"yi.


Alıp hocalarına getirdiler o saat,
O da alıp cebinde, sakladı onu bizzat.


O günden itibaren, gidip pazar yerine,
Bir iki işçi alıp, götürürdü evine.


Derdi ki; (Ne kadardır sizin bir yevmiyeniz,
Biraz sohbet dinleyin, bugün de isterseniz.


Ücretleriniz benden, sohbete gelin bize,
Alın ikindi vakti, ücretiniz ne ise.)


Bu teklif; işçilere cazip geldi be gayet,
Zira ücret hazırdı, çekmeden hem de zahmet.


Lâkin eve gidenler, o sohbetin tadından,
Hiç istemiyorlardı ayrılsınlar yanından.


Günden güne artardı cemaati haliyle,
Dolup dolup taşardı hanesi insan ile.


Bazıları sultana verdiler bu haberi,
Dediler; (Şehrimize geldi ki hoca biri.


İnsanlar can atarlar gitmek için o zata,
Ve ona hizmet için, yarışırlar adeta.


Bu gidişle insanlar, öyle gelir ki bize,
Onu sultan seçerler, Hârezm'de yerinize.


Şimdiden çaresine bakmazsanız siz fakat,
Yakında gidebilir elinizden saltanat.)


Bir telâşa kapıldı duyunca bunu sultan,
"Şehri terk etsin" diye, imzaladı bir ferman.


O dahi "İlk ferman"ı gösterip gelenlere,
Buyurdu ki; (Bunu da, o vermişti bizlere.


İnkâr ediyor ise sultan bu imzasını,
Biz hemen terk ederiz acilen burasını.)


Onun bu cevabını sultana iletince,
"Bu nasıl kimse?" diye merak etti iyice.


Sohbetini dinlemek gayesiyle o dahi,
Geldi bu evliyanın evine bizatihi.


Sohbetini dinleyip, oldu hayran ve meftun,
Talebesi içine katıldı o da onun.

 

Ali Râmitenî "kuddise sirruh" -4- 01/01/2001

 

Kemale gelmek için...


"Ali Râmitenî" ki, büyük bir evliyadır,
Her bir nasihatinde Rabbani tesir vardır.


Buyurdu ki; (Bu yolda, kemale gelmek için,
Çok gayret göstermesi lazım gelir kişinin.


Yapsa da senelerce, mücahede, riyazet,
Yine de zor erişir maksadına o gayet.


Lâkin bir "Yol" vardır ki, riyazetten ayrıca,
İnsanı, maksuduna kavuşturur kolayca.


Bu da, "Bir evliyanın kalbinde yer almaktır,
Ve bir gönül ehlinin, gönlünü kazanmaktır."


Zira cenabı Allah, çok sever bu kulları,
Onların hürmetine, açar çok kapıları.


Kalpleri "Nazargâh-ı İlâhi"dir onların,
Mahrum kalmaz hiç biri, o kalpte olanların.)


"Ali Râmitenî"nin sohbetine her yandan,
İnsanlar akın akın gelirlerdi bıkmadan.


Dolup boşalıyordu gece gündüz hanesi,
Zira Onun sohbeti, cezb ederdi herkesi.


Bir "Hoca" var idi ki, o devirde çok zengin,
Uğraşırdı herkesi kendine çekmek için.


Ziyafetler verirdi şehrin ahalisine,
Ki herkes onu sevip, gelsinler hanesine.


Lâkin gelen olmazdı yine ona çok kişi,
O ise merak edip, anlamadı bu işi.


Ve bir mektup yazarak "Ali Râmitenî"ye,
Dedi ki; (Herkes size geliyor, acep niye?


Ben yemekler yedirip, yapsam da çok ihsanlar,
Yine bana değil de, size gelir insanlar.)


Buyurdu ki; (Hikmeti şöyledir ki bu işin,
Siz hizmet yaparsınız "Halka yaranmak" için.


Bizimse yoktur asla, böyle bir düşüncemiz,
"Allahın rızası"dır yegâne, tek gayemiz.


Kim "Halkın rızası"nı düşünürse, maalesef,
İnsanların nezdinde bulamaz izzet, şeref.


Kim de "Hak rızası"nı düşünürse sırf eğer,
İnsanlar nezdinde de kazanır kıymet, değer.)


Dediler ki; (Efendim, dua ediyoruz hep,
Lakin kabul olmuyor, sebebi nedir acep?)


Buyurdu ki; (Haramdan yer ise eğer bir kul,
Hak teala indinde, duası olmaz kabul.


Hiç günah işlemeyen bir ağız ile şayet,
Her kim dua ederse, kabul olur o elbet.)


Biri de kendisinden isteyince nasihat,
Buyurdu ki; (Evladım, nefsine verme fırsat.


Zira Nefsi emmaren, "Kafir"dir senin şu an,
Ve "Allaha düşman"dır, sen de ol ona düşman.


Onun hilelerine aldanma hiçbir işte,
Yoksa çok pişman olur ve yanarsın ateşte.)