Ali bin Şihab “rahmetullahi aleyh” -1- 24/04/2001
İlmiyle amil olan büyük bir evliyadır,
“Seyyid” olup, Resulün kerim evladındandır.
Haram ve şüpheliden sakınırdı pek fazla,
Kat’i helal değilse, yemezdi onu asla.
Değirmene gitseydi, evvelce öğütülen,
Buğdayın unlarını, süpürürdü tamamen.
“Onlar kendi ununa karışır belki” diye,
Korkar ve bir kısmını dağıtırdı hediye.
“Yüz” kadar talebesi var idi ki bu zatın,
Bizzat kendi yapardı, hizmetini dergâhın.
Geceleri bir miktar uyuyup kalkıyordu,
Abdest alıp, bir miktar nafile kılıyordu.
Daha sonra dergâhta, ne gibi hizmet varsa,
Onları, gece kendi yapıyordu bilhassa.
Mesela abdest için lazım olan suları,
Taşıyıp doldururdu, her gece havuzları.
Sonra yolcular için, var idi ki sebiller,
Su ile doldururdu, onları birer birer.
Sonra da hayvanların su içme yerlerini,
Dolaşıp doldururdu, bitmiş gördüklerini.
Temizlenecek olan yerleri temizleyip,
Sonra dama çıkardı, her bir işi bitirip.
Sabah vakti girince, okurdu ezanını,
Sonra camiye inip, kılardı namazını.
Namazı müteakip, Kur’an okur bir miktar,
Sonra ders okuturdu, ta ki akşama kadar.
Yatsıdan sonra biraz, ederek istirahat,
Gece, aynı işleri yapardı yine bizzat.
Hanımı, bazan ona ederdi ki şöyle arz;
(Dinlenmiyecek misin, bir gece olsun biraz?)
Şöyle buyururdu ki hanımına cevaben;
(Hayır, dinlenmek için gelmedim dünyaya ben.)
İbrahim-i Matlubi adında bir veli zat,
Talebeleri ile ediyordu seyahat.
“İncir”i bol bir yere gelince talebeler,
(Dinlenip biraz incir yiyelim mi?) dediler.
O yörenin halkı da, ettiler ki istirham,
(Durun da, biraz incir edelim size ikram.)
Ve lakin üstadları şöylece verdi cevap,
(İkram eder inciri, bize Ali bin Şihab.)
Şöyle düşündüler ki talebeler ânında,
(İncir yetişmiyor ki, o zatın diyarında.)
Sonra yola koyulup, vardılar o beldeye,
“İbni Şihab” onları götürdü hemen eve.
Getirdi önlerine bir sepet taze incir,
Buyurdu ki; (Yiyiniz, henüz yeni gelmiştir.)
Çok mahcup hale geldi talebeler o zaman,
Ve özür dilediler hemen üstadlarından.
“Ali ibni Şihab” ki evlad-ı Resuldendir,
Hem o devrin, en büyük din alimlerindendir.
Geçirirdi vaktini hizmet ve ibadetle,
Vakar sahibi olup, heybetliydi gayetle.
Boş duran insanları görse idi o eğer,
Derdi ki; (Ey insanlar, çok kısadır ömürler.
Boşa geçirmeyin ki vaktinizi siz şu an,
Yoksa mahşer gününde, olursunuz çok pişman.)
Sülale-i Resulden olduğu halde bile,
Derdi; (Doğru değildir ögünmek nesebiyle.
İnsana şeref veren, “İlim” ve “Edebi”dir,
Bir de “Amel”i olup, neseb ve mal değildir.
Bilal-i Habeşi’yle ve Selman-ı Farisi,
İman etmeden önce, “Köle” idi ikisi.
Lakin Resulullahın bir an durup yanında,
“Manevi sultanlığa” yükseldiler ânında.)
Derdi ki; (Mühim olan değildir çok ibadet,
Günahlardan sakınmak, mühimdir daha elbet.
Hak teala indinde, kıymetli olmak için,
Haramlardan kaçması lazımdır her kişinin.)
Ömrünün sonlarında hacca gitti bir kere,
Dönüp hiç dinlenmeden, başladı hizmetine.
Dediler ki; (Efendim, uzak yoldan geldiniz,
Hiç olmazsa birkaç gün evde dinlenseydiniz.)
Buyurdu; (Dinlenmeğe gelmedik bu dünyaya,
Bizlere, çalışmağı emretti Hak teala.
Vakit, keskin bir kılıç gibidir ey insanlar,
İyi kullanılırsa, insana fayda sağlar.)
Hacdan sonra çoğaldı ağlaması ve hüznü,
Gözünden akan yaşlar, ıslatırdı yüzünü.
Hayatından bahsedip, önceki velilerin,
Sonra bir nefes aldı, çok hüzünlü ve derin.
Dedi; (Onlar gittiler atlı kafilelerle,
Biz onları izleriz, topal bir merkep ile.
Biz takip ediyoruz o büyüklerimizi,
Onların yollarından ayırma yâ Rab bizi.)
Oğlu naklediyor ki; babam Ali bin Şihab
Derdi ki: (Hep helalden yememiz eder icap,
Helalle beslenirse bir beden tam olarak,
Ölürse, o bedeni çürütemez bu toprak.)
Buna bazı kimseler itiraz ederlerdi,
(Peygamber ve Sıddıklar hiç çürümez) derlerdi.
Babamın vefatından geçince yirmi sene,
Halk içinde bu mevzu gündeme geldi yine.
Bunun doğruluğunu görmek için aşikâr,
Babamın mezarını bir gün gidip açtılar.
Hiç çürümemiş görüp, düştüler bir hayrete,
O zaman inandılar bu açık hakikate.