Ali bin Fudayl “kuddise sirruh” -1- 10/09/2000
Kötü arkadaş
Bu zât buyuruyor ki, (İyi dost ve arkadaş,
İnsanı doğru yola getirir yavaş yavaş.
Hadiste buyuruldu; “Dostluk eylediğiniz,
Kimsenin dîni gibi olur sizin dininiz.”
“Ben iyi insan mıyım?” diye edersen merak,
Kiminle arkadaşlık ediyorsun, ona bak.
İyilerle olursan, sen de iyi olursun,
Bozukların yanında, sen dahi bozulursun.
Çünki kalp, karşısında kim varsa, ona kayar,
Yâhut da onun kalbi, meyledip sana akar.
İyi insanlar ile berabersen, çok iyi,
Arkadaşın kötüyse, bozar o seni dahî.
Bu zaman, kurtulmanın bir tek çaresi vardır,
O da hep iyilerle beraber bulunmaktır.)
Bir gün de huzuruna genç bir kişi gelmişti,
Ona da şu şekilde nasihat eylemişti:
(Ey oğlum, haramların yaldızına, süsüne,
Aldanma çabuk geçen, tükenen lezzetine.
Bütün hareketlerin, duruşun ve gidişin,
İslâma uygun olsun, esası budur işin.
Her ne iş yapacaksan, uygun olsun islâma,
Onun nûru altında çalış hep yaşamağa.
Yapacak iş şudur ki, her şeyden daha evvel,
Doğru îman itikad edinmektir mükemmel
İslâm âlimlerinin bildirdiğine göre,
Önce, itikadını düzeltmektir bir kere.
Sonra, “Fıkıh Bilgisi” öğrenmelidir hemen,
Farzı yapıp, kaçmalı günah olan her şeyden.
Zîra farzlar yanında, “Nâfile” ibâdetin,
Yoktur hiçbir kıymeti, buna çok dikkat edin.
Bugün çok Müslümanlar, “Farz”ı bırakıyorlar,
Nafile ibadete fazla sarılıyorlar.
Yapıyorlar nafile çok sadaka ve hayrat,
Gösteriş, “Riyâ” ile oluyor çoğu fakat.
Buna rağmen beş vakit farz namazı kılmağa,
Pek önem vermiyorlar, haramdan sakınmağa.
Zekât, uşur vermeği, hem de borç ödemeyi,
Lüzumsuz görüyorlar, islâmı öğrenmeyi.
Kadınların kızların, sokağa çıkarlarken,
Emredilen yerleri örtmeleri farz iken,
Açık-saçık sokağa çıkıp görünüyorlar,
Bu haramı, hafif ve lüzumsuz görüyorlar.
Para saçıyorlar da, olur olmaz yerlere,
Bir kuruşluk zekâtı vermiyorlar fakire.
Lâkin bilmiyorlar ki, bu bir kuruşluk zekât,
Binlerce sadakadan sevaptır hem de kat kat.
Çünki zekât, Allah’ın emridir, yâni farz’dır,
Elbette onu yapan, daha çok sevap alır.)
Ali bin Fudayl “kuddise sirruh” -2- 11/09/2000
Hakiki îman...
İslâm âlimlerinin en büyüklerindendir,
Sohbetiyle çoğunun kalbini etti tenvir.
O, bir gün sohbetinde buyurdu; (Ey cemâat,
İman iki türlüdür, bir zâhir, bir hakikat.
Kur’ân’da, “Ey mü’minler, îman ediniz” diye,
Gerçek iman etmeyi emrediyor bizlere.
Zîra kalıcı olmaz, taklîdî olan îman,
Onun hakikatına kavuşmalı Müslüman.
Bu da, kâmil bir zâtın imanın sohbeti ile olur,
Yoksa, o büyüklerin kitapları okunur.
Çünki kitap okumak, yarısıdır sohbetin,
Bu yolla da alınır, feyzi o büyüklerin.
Yâni bir şeyin hepsi, geçmese de eline,
Hepsini de elinden kaçırmamalı yine.
İyi kimseler ile, bulunun ki hem dahî,
Zîra beraber iken, gelir feyzi ilâhi.
Bu dünya, bir “Hayâl”dir, değmez bel bağlamağa,
Zîra insan, sonunda mahkumdur ayrılmağa.
Yâni dünya fânidir, bitecek bir gün elbet,
İnsan da, ömrü bitip, ölecektir âkıbet.
Mü’min, hazırlığını yapmalı ki mükemmel,
Zîra hiç belli olmaz, âni gelir hep ecel.
Çok sakınmak gerekir, bilhassa “Kul hakkı”ndan,
Çünkü mahşer yerinde, zor kalkılır altından
Öyleyse kıyamette pişman olmamak için,
Hakkını yemeyelim aslâ hiç bir kişinin.)
Bir gün de buyurdu ki; (Farz, Allah’ın emridir,
Farzı yapan, daha çok alır sevap ve ecir.
Sadaka ve hayratın çoğu ise bu zaman,
“Şöhret” ve “Hürmet” için yapılıyor durmadan.
“Rüyâ” ve “Gösteriş” de, karışıyor araya,
Lâkin olmaz farzlarda, hiç gösteriş ve riya.
Bunun için zekâtı, vermeli ki âşikâr,
Böylece iftiradan halâs olur insanlar.
Nafile sadakayı, vermeli ki gizlice,
Ki kabul ihtimali, fazla olur böylece.
Sözün özü şudur ki, dünyanın zararından,
Kurtulabilmek için, tamamiyle bir insan,
Ahkâm-ı şer’iyye’ye lâzımdır yapışması,
Yapılacak iş budur, “Hiç”tir bundan başkası.
Bu dünya lezzetleri, terk edilemiyorsa,
Hükmen terk edilmesi lâzımdır hiç olmazsa.
Bunu yapmak için de, her sözü ve her işi,
Dîne uygun olarak, yapmalıdır o kişi.
Ve ne kadar yapsa da, çok helâl ve mübahı,
Lâkin işlememeli, aslâ tek bir günahı.
Zîra kalbi karartır, her bir günah ve haram,
Müslümanlık, bununla olur kâmil ve tamam.)
Ali bin Fudayl “kuddise sirruh” -3- 12/09/2000
Rûhun gıdâsı...
Bu zât buyuruyor ki; (Doğru kitap okuyun,
Faideli ilimle rûhunuzu doyurun.
Nasıl beden muhtaçsa, her gün gıdâ almaya,
Elbette ihtiyacı, var rûhun da gıdâya.
Bedenimiz “Toprak”tan yaratıldığı için,
Ondan çıkan şeylerdir, gıdası bu bedenin.
Meselâ ekmek ve su, hattâ sebze ve meyve,
Toprak mahsûlü olup, gıdâdır bedenlere.
“Rûh”, âlem-i emirden yaratılmıştır fakat,
Bedenin gıdâsından, alamaz lezzet ve tad.
İlim, sohbet, ibadet ve Kur’ân tilâveti,
İşte ruh, bu şeylerden alır asıl kuvveti.
Ve yine gıdâsını alamayınca beden,
Nasıl ki zayıf düşüp, hastalanırsa hemen,
Rûhun dahî gıdâsı verilmezse eğer ki,
Zaifler, hasta olur ve hattâ ölür belki.
İnsan, ilim öğrenmez ve işlerse çok günah,
Rûh gıdasız kalır ve ölebilir mâzallah.
Rûhun ölmesi demek, “İmansız” olmasıdır,
Cezası, Cehennemde ebedî yanmasıdır.
Bir haramı beğenir, “Ne güzel” derse eğer,
İmanını kaybedip, mâzallah küfre girer.
Bu ümmetin en büyük felâketi, “Küfür”dür,
Bilgisizlik, cahillik, kulu küfre götürür.)
Bir gün de buyurdu ki; (Görünen, görünmeyen,
Her türlü ni’metleri kullarına gönderen,
Allahü teâlâya ederiz, hamd-ü senâ,
Ki Onun rahmetiyle kavuştuk her ihsâna.
Herkese her ni’meti gönderen yalnız O’dur,
Canlı cansız her şeyi, varlıkta O durdurur.
Bunca, sayılamayan ne kadar varsa ni’met,
Hepsini, kullarına O vermektedir elbet.
Odur hep kullarından belâları gideren,
Ve Odur duaları işitip, kabul eden.
Öyle bir rezzâktır ki, kullarının yaptığı,
Günahlardan ötürü, kesmiyor rızıkları.
“Merhamet”i o kadar boldur ki Onun yine,
Kimsenin günahını, vurmuyor yüzlerine.
Ve o kadar çoktur ki, Onun Hilm’i ve Sabr’ı,
Acele göndermiyor, kullarına cezâyı.
Bir “İhsân sahibi” ki, Allahü azîmüşşân,
Saçıyor ni’metini, herkese dost ve düşman.
Bütün ni’metlerinin en kıymetlisi ise,
Açıkça bildiriyor, islâmiyyeti bize.
Onun bu ni’metleri, bellidir ki o kadar,
“Güneş”ten daha açık, “Ay”dan daha âşikâr.
Başkalarından gelen ni’metleri de zâten,
Hep O göndermektedir, kullarına esâsen.)