Alâüddin-i Attâr “rahmetullahi aleyh” -1- 09/11/1999

 

“Ey gâfil insan!”


Bu zat buyuruyor ki (Ey insan, ol ki âgâh,
Hiç ummadığın anda, ecelin gelir nâgâh.


İyi bil ki bu dünya, bir rüyâdır nihayet,
Bu rüyâdan ölümle, uyanırsın sen elbet


Bir yere girersin ki, karanlık, dar bir kabir,
Ve suale çekerler, seni Münker ve Nekir.


Ebedî kalacağın, iki yer vardır ki hem,
O, ya “Cennet” olacak, ya maalesef “Cehennem.”


Bunlara çok yakında, olacaksın âşina,
Öyleyse uyan çabuk, al aklını başına.


Bunları düşünmekten, var mı daha mühim iş?
Gafletten uyanmazsan, feci olur bu gidiş.


Ey dünya lezzetine, aldanan gâfil insan,
Ölüme hazırlan ki, elinde fırsat şu an.


İnsanları bekliyor, Cehennemin ateşi,
Öyle şiddetlidir ki, bulunmaz aslâ eşi.


Bilse idi bunları, koyun ile sığırlar,
Yemeğe, bir lokma et, bulamazdı insanlar.


Zîra kederlerinden, hiç yemezlerdi elbet,
Bu yüzden deri kemik kalırlardı nihayet.


“Kıyamet günü” için, şimdiden yap ki azık,
Yanarsın aksi halde, kendine etme yazık.


Hazırlıklı olanın, asla olmaz zararı,
Cennet bahçelerinden, bahçe olur mezarı.


Bir kul ki hazırlanmaz ve etmezse hiç esef,
Mezarı Cehennemden, çukur olur maalesef.)


Bir gün eshabı kiram, Resulden etti sual,
(Kim insanlar içinde, bulur izzet ve kemâl?)


Buyurdu ki; (Ölümü, en fazla yâd edendir,
Ve ona hazırlıkta, acele eyliyendir.)


Sordular ki; (Günahtan, etmek için ictinab,
Ne gibi tedbirleri, almamız eder icab?)


Buyurdu; (Çıkarmayın, ölümü yâdınızdan,
Zira ecel sür’atle, geliyor ardınızdan.


Bir de hiç unutmayın ve bilin ki muhakkak,
Sizin her işinizi, görüyor cenab-ı Hak.


“Ölüm”, Müslümanlara, hediyedir, nimettir,
Günahı olanlara, acı bir musîbettir.


Hazırlıklı olursa, ölüme bir Müslüman,
Sevinir, ferahlanır, eceli geldiği an.


“İman ile” gidince, hele o âhirete,
Bayramdır onun için, erer büyük devlete.


Melek-ül mevt gelerek, söyler ki o mümine;
“Hiç korkma, gidiyorsun, Erhamürrâhimîne.


Cennet seni bekliyor, çok sevin, gülsün yüzün,
Artık hiç olmayacak, sana keder ve hüzün.”


O kişi bu hitapla, olduğunda müşerref,
Erer büyük devlete, bu, ne büyük bir şeref.)

 

Alâüddin-i Attâr, “rahmetullahi aleyh” -2- 10/11/1999

 

Akıllı kim, ahmak kim?


Alâüddin-i Attar büyük âlim ve velî,
Nasihati herkese, olurdu fâideli.


Sohbetiyle çok gencin, kalbini etti tenvir,
Sözleri dinleyene, ederdi hemen tesir.


(Bu dünya nedir?) diye, sordular bir gün ondan,
Yani her şey burada sayılır mı dünyadan?


Buyurdu ki; (Bu dünya, tarladır âhirete,
Faydalı tohum eken, kavuşur çok nîmete.


Kadın, çocuk, mal, mevki ve makam düşüncesi,
Allah için olmazsa, “dünya” olur cümlesi.


Allah rızası için, kullanılırsa bunlar,
Dünya değil, bilakis, âhiretten olurlar.


Bir iş “Dîne muvafık”, yapılır ise şayet,
Dünya ve âhirette, olur büyük seâdet.


Kul, Rabbinin emrine, Resûlün sünnetine,
Uymaz, düşkün olursa, şehvet ve lezzetine,


Şu yolcuya benzer ki, kafileden ayrılır,
Hayvanının süsü ve palanıyla uğraşır.


Yol arkadaşlarına, uydurmayınca ayak,
Helâk olur sonunda, çölde yalnız kalarak.


Bunun gibi bir insan, unutur Sahibini,
Bilmezse yaratılış, hikmet ve gayesini,


Tâbi olur tamamen, hevâ ve hevesine,
Dalıp gider dünyanın, türlü meşgalesine.


Ölüme, hazırlıksız, yakalanır nihayet,
Böyle olan kimseyi, bekler büyük felâket.


İnsan düşkün olursa, alçak dünya malına,
Mâni olur bu hâli, ölüm hazırlığına.


Çünkü kalbi, dünyayı, düşünür gece ve gün,
Bedeni, dünya ile, meşgul olur büsbütün.


Unutur Yaradan’ın, emir ve yasağını,
Bulamaz meşgaleden, ibadet fırsatını.


Bir kimse rızık için, işinde çalışırken,
Feragat eder ise, günlük ibadetinden,


Gözetmezse Rabbinin, emir ve yasağını,
Meselâ kılmaz ise, beş vakit namazını,


Dünyaya düşkün olmuş, sayılır ki o insan,
Çok zengin olsa bile, sonunda olur hüsran.


Ey kişi, öyle çetin günler var ki önünde,
Analar evladından, kaçacaktır o günde.


Hazırlık yapmak varken, o gün için durmadan,
Ne ahmaktır dünyaya, düşkün olup aldanan.


Yarın bu hakikatler, olunca âşikâre,
Pişman olur velakin, faydası yok ne çâre.


“Aklı olan” bir kişi, fırsat bilir bu ânı,
Yârın yüzü akıyla, kazanır imtihanı.


“Ahmak olan” kimse de, tâbi olur nefsine,
Atılır hor ve zelil, Cehennem ateşine.)

 

Alaüddin-i Attar “rahmetullahi aleyh” -1- 20/04/2001

 

“Alaüddin-i Attar” büyük bir veli idi,
Çok zengin ve soylu bir aileye sahipti.


Gitti bir gün hazreti Behaeddin Buhari’ye,
Dedi; (Kabul buyurun beni talebeliğe.)


Buyurdu ki; (Öyleyse, bir sepet elma alıp,
Kendi mahallenizde, sat onları bağırıp.)


Ânında (Peki) dedi Alaüddin-i Attar,
Bağırıp elma sattı, o gün akşama kadar.


O akşam, hocasının geldi hanelerine,
Arz etti ki; (Getirdim emrinizi yerine.)


Buyurdu; (Bu elmaya, biraz daha elma kat,
Yarın, kardeşlerinin dükkanı önünde sat.)


Yine (Peki) dedi ve az daha elma aldı,
O dükkanın önünde, elma sattı devamlı.


Ve lâkin kardeşleri onu böyle görünce,
Maksat ve gayesini anlamadılar önce.


Dediler ki; (Kardeşim, rezil ettin bizi sen,
Maksadın para ise, verelim ne istersen.


Elma satacak kadar düşmedik çok şükür biz,
Lakin senin yüzünden, rezil olduk hepimiz.)


Ve lakin “Alaüddin” duymuyordu bunları,
Onun tek bir gayesi, satmaktı elmaları.


Ertesi gün olmuştu hocasına talebe,
(Peki) dediği için, kavuştu bu şerefe.


Hocası Behaeddin Buhari, bu sebepten,
En çok onu severdi, yüzlerce talebeden.


Diğerleri çok merak ederdi ki hep bunu;
(Hocamız, ne sebepten bizden çok sever onu?)


Bir gün nehir yanında, sohbet ediyor iken,
(Alâüddin kalk) diye, seslendi ona birden.


Bütün talebeleri bekliyorken merakla,
Buyurdu; (Alaüddin, şu akan nehre atla!)


(Peki) deyip, kendini attı nehir içine,
Devam etti hocası, kalan sohbetlerine.


Talebeler çok hayret içinde kaldı lakin,
Zira nehir içinde, kayboldu Alaüddin.


Birkaç saat geçince, hocaları âniden,
(Alâüddin çık) diye, seslendi ona birden.


Çıktı nehir içinden, bu ikinci emirle,
Baktılar, elbisesi ıslanmamıştı bile!..


O bir gün buyurdu ki; (Kul hakkı, mühimdir pek,
Âhirete kalırsa, çetin olur ödemek.


Hanımlarınız ile helallaşın bu yüzden,
Hatta helallaşmadan çıkmayın evinizden.


Hassas davranılırsa İslama tabiyette,
Bir kırgınlık, üzüntü, vuku bulmaz elbette.


Nerede ihtilafa düşerse birileri,
İslama uymamaktan vuku bulur ekseri.)

 

Alaüddin-i Attar “rahmetullahi aleyh” -2- 21/04/2001

 

“Alaüddin-i Attar” büyük âlim, evliya,
Onun gelmesi ile aydınlandı bu dünya.


Babası, Buhara’da hayli zengin bir zattı,
Öldüğünde, geriye pek fazla mal bıraktı.


Ve lakin Alaüddin, almadı hiç para, mal,
“Behaeddin Buhari”ye talebe oldu derhal.


“Dünyaya meylederim” diye o, çok korkarak,
Almamıştı evine ne bir yorgan, ne yatak.


O, bütün dikkatini vermişti derslerine,
Tek gayesi, uymaktı üstadının emrine.


Hocası Behaeddin Buhari Hazretleri,
Görüp Alaüddin’in kalbindeki cevheri,


Bir gün eve gelince, dedi ki hanımına;
(Kızımız, büluğuna erince söyle bana...)


Hanımından almıştı, beklediği haberi,
Geldi “Alaüddin”in yanına kendileri.


Gördü ki, ders çalışır üstünde bir hasırın,
Hemen kalktı ayağa, onu görüp ansızın.


Bir “kırık testi” vardı odanın bir yerinde,
Abdestte kullanırdı, namaz vakitlerinde.


Bir de “Tuğla” vardı ki, kenarda duruyordu,
Gece, yastık yerine bunu kullanıyordu.


Buyurdu: (Alaüddin, şu ki benim dileğim,
İstersen, kızım ile seni evlendireyim.)


Arz etti ki; (Efendim, büyük lutuf bu bana,
Lakin maddi bakımdan imkanım yoktur buna.


Bir hasırım, bir tuğlam, bir de testim var kırık,
Bu üçünden başkaca, yok bir şeyim dünyalık.)


Buyurdu ki; (Evladım, hepsini biliyorum,
Zaten ben, bunun için sana böyle diyorum.


Evlenebilmek için, dünyalık şart değildir,
Rızkınıza gelince, Allah ona kefildir.)


Böylece hocasına “Peki” dedi o hemen,
Ve oldu düğünleri, fazla zaman geçmeden.


Behaeddin Buhari, cümle talebesiyle,
Çalıştı onlar için, ev yapmak gayesiyle.


Her gün öğleye kadar, gayret gösterirlerdi,
Öğle vakti, sıcaktan, gölgeye gelirlerdi.


“Cehennemin yanında bu sıcak hiçtir” diye,
Düşünüp, Alaüddin gitmezdi hiç gölgeye.


Allahü tealayı hiçbir an unutmazdı,
Kalbinde, O’ndan gayri bir şey bulundurmazdı.


Bu zat buyuruyor ki; (Biraz ilim öğrenmek,
Nafile ibadetten üstün ve sevaptır pek.


Tam tabi olmak için Resulullaha, önce,
İslamın ahkamını öğrenmeli iyice.


Sonra, bildiklerini yapmağa sıra gelir,
Yani farzları yapıp, haramdan el çekilir.)

 

Alaüddin-i Attar “rahmetullahi aleyh” -3- 22/04/2001

 

“Alaüddin-i Attar” anlatır ki şöylece;
Muhammed Behaeddin beni kabul edince,


O kadar çok oldu ki bağlılığım ve sevgim,
Yanından bir an bile ayrılmak istemezdim.


Zira onun yanında kaldığım az bir zaman,
Üstündü, onsuz geçen senelerden, aylardan.


Bir teveccüh etseydi, sevdiği kimselere,
Çıkarırdı onları, yüksek derecelere.


Bir gün bana sordu ki; (Seversin beni gayet,
Senden midir benden mi, kalbindeki muhabbet?)


Dedim ki; (Ey efendim, bu sevgi benden, ama,
Sizler sebep oldunuz doğru yolu bulmama.)


(Peki öyleyse) dedi ve sükut etti birden,
Baktım ki, o muhabbet tam silindi kalbimden.


Az önce yanıyorken onun muhabbetiyle,
Şimdi o muhabbetten kalmadı zerre bile.


Hata eylediğimi anladım ben bu sefer,
Anladım ki o sevgi değilmiş benden meğer.


Dedim ki; (Ey efendim, hata ettim ben elbet,
Zatınızdan gelirmiş, bendeki bu muhabbet.)


O zaman bana bakıp, tebessüm buyurdular,
Baktım ki o muhabbet, kalbime doldu tekrar.


Bir gün de, talebeden birinin odasında,
Diğer talebelerle sohbet ettiği anda,


Sual etti onlara Behaeddin hazretleri,
(Siz mi beni buldunuz yoksa ben mi sizleri?)


Üstadın sualine cevaben talebeler,
(Efendim, biz fakirler sizi bulduk) dediler.


(Öyleyse bulun beni) deyip ordakilere,
Gözlerinin önünden kayboldu birdenbire.


Talebeler çok pişman oldular sözlerinden,
Ağlayıp, yaşlar aktı hepsinin gözlerinden.


Dediler; (Ey hocamız, biz kabahat eyledik,
Bizi zât-ı aliniz bulmuştur, iyi bildik.)


O an yine bakıp da gördü ki hepsi bizzat,
Yine aynı yerinde oturur mübarek zat.


O bir gün buyurdu ki; (İlim, amel ve ihlas,
İşte islamiyyetin dayandığı üç esas.


“İhlas”la yapmalı ki insan her ibadeti,
Yarın mizan başında olsun değer, kıymeti.


İhlaslı amellerle, ihlassız icraatlar,
Mahşerde iki kısma yarın ayrılacaklar.


“Allah rızası” için yapmadıysa bir işi,
Rabbinin huzurunda, mahcub olur o kişi.


Her bir nefes, insana, o ebedi hayatın,
Sonsuz saadetini verecek belki yarın.


Ve her nefes, insanı, asla dayanılmayan,
“Cehennem ateşi”ne götürür belki o an.)

 

Alaüddin-i Attar “rahmetullahi aleyh” -4- 23/04/2001

 

Son nasihatleri...


Hocası Bahaeddin Buhari hazretleri,
Onu, kendi yanına oturturdu ekseri.


Çok teveccüh ederdi sık sık ona dönerek,
Söylerdi kıymetini, bazı kere överek.


Derdi ki; (Her ne zaman ben Alâüddinimi,
Görürsem, muhakkak ki hatırlarım Rabbimi.)


Henüz hayatta iken, Behaeddin Buhari,
Ona havale etti cümle talebeleri.


Alaüddin-i Attar buyurdu ki; (Veliler,
Kulları Hak yoluna çekerek yön verirler.


Evliyanın sohbeti, aklı kuvvetlendirir,
Ve Rabbin rızasını almağa vesiledir.)


Vefatlarına yakın, cümle talebesini,
Huzuruna çağırıp, yaptı vasiyyetini.


Dedi; (Birbirinize eyleyin çok muhabbet,
Ve haramdan kaçmağa gösterin büyük gayret.


“Sohbet” mühim sünnettir, devam edin siz buna,
Zira kul, sohbet ile kavuşur muradına.


Eğer bulamazsanız “sohbet ehli” birini,
Okuyun o takdirde, onun eserlerini.


Zira kitab okumak, yarısıdır sohbetin,
Sohbet yoksa, kitabı sakın ihmal etmeyin.


Bu yolda hiç yılmadan çalışın ki, gün gelir,
Senelerin kazancı, bir lahzada verilir.)


Sonra bel ağrısıyla tutuldu hastalığa,
Bir Perşembe gününde artık düştü yatağa.


Buyurdu; (Kardeşlerim sakının her haramdan,
Bir an gafil olmayın, Allahü tealadan.


Günahlar, büyük küçük diye ayrılırsa da,
Küçük günahlar dahi, büyüktür esasında.


Çünkü günah, Allahın nehyettiği bir iştir,
İstiğfar edilmezse, karşılığı ateştir.)


Buyurdu; (Müsâdesi olsaydı Rabbimizin,
Yüksek himmetleriyle hocam Behaeddin’in,


Bütün insanları ben, hem de tek bir nazarda,
“Vilayet makamı”na çıkartırdım bir anda.


Fakat Hak tealanın, bu değildir âdeti,
İnsanlar anlıyamaz, nedir bunun hikmeti?)


Hastalığı gün be gün daha şiddetlenince,
Yine talebesiyle sohbet etti bir nice.


Buyurdu; (Bu dünyadan ayrıldı hep veliler,
Bazısı da yakında gitmek üzeredirler.)


Yanlarında birisi, göstererek bahçeyi,
Dedi, (Şu sebzelikte, şu çiçekler ne iyi.)


Buyurdu ki; (Toprak da, iyi ve güzeldir pek,
Bu dünyaya meylimiz olmadı bugüne dek.


Tek kederim şudur ki, ziyarete gelenler,
Beni bulamayınca, kalbi kırık dönerler...)