Ahmet Mekkî Efendi “rahmetullahi aleyh” -9-07/11/1993
TAM İLMİHÂL
SEÂDET-İ EBEDİYYE
Sülâle-i Resûl’den, Ahmet Mekkî Efendi,
Gece gündüz islâma, hizmet edenlerdendi.
İmâm-ı Rabbâni’den, sık sık bahsediyordu,
“Mektûbât” kitabını, çok okuyun diyordu.
Ayrıca “Tam İlmihâl” kitabını da yine,
Tavsiye ediyordu, sık sık sevdiklerine.
Hattâ kendi yanında, hep bulunduruyordu,
Ve genç Müslümanlara, hediye ediyordu.
Bir gün akrabasından, birisi geldi yine,
Bir kitap yazdığını, arz etti kendisine.
O kitabı matbaya, verip bastırmak için,
İstedi kendisinden, buna rızâ ve izin.
Ben dahî merak ettim, ne buyuracağını,
Aynen hâtırlıyorum, o günki cevabını.
Buyurdu: (Seâdet-i Ebediye var iken,
Başka kitap yazmağa, lüzum yoktur katiyen.)
“Peki efendim” deyip, ayrılıp gitti o zât,
Kitabın baskısından vazgeçmişti o saat.
“Tam İlmihâl” hakkında buyurdu ki bir zaman,
Bu kitabı okuyan, tâlihli bir Müslüman,
Hem din bilgilerini, öğrenir daha iyi,
Hem de tanır ve sever, İmâm-ı Rabbânî’yi.
Kalbi ona meyleder, yâni ona bağlanır,
Her tarafa saçtığı, nurları o da alır.
Sonra olgunlaşmağa, başlar o, bu feyz ile,
Ve kemâle gelir de, haberi olmaz bile.
Hem bir karpuz, güneşin karşısında nasıl ki,
Zamanla olgunlaşıp, tatlılaştığı gibi,
O da feyizleriyle, İmâm-ı Rabbânî’nin,
Yetişip olgunlaşır, olur kâmil bir mü’min.
Değişiklik hisseder, dünya görüşlerinde,
Velileri görmeğe, başlar hem düşlerinde.
İmâm-ı Rabbânî’yi, ve başka evliyâyı,
Görür hem rüyâsında, Resûl-i kibriyâyı.
Sonra uyanık iken, evinde, işyerinde,
Onların ruhlarını, görür insan şeklinde.
Konuşur, sohbet eder, o ruhlar ile her gâh,
Nefsi dahî gafletten, kurtulup olur âgâh.
Kolay ve tatlı gelir, ona abdest ve namaz,
Hatta her ibâdetten, alır bir lezzet ve haz.
Günah olan şeylerden, hoşlanmaz, nefret eder,
Ve kötü huylarını, bırakır teker teker.
Cem’iyyete, millete, faydalı kişi olur,
Dünya ve ahirette, saâdete kavuşur.
Evliyânın rûhları, öldükten sonra dahî,
Talebeye görünüp, feyz verir bizâtihi.
Fakat evliyâlardan, bu yolla istifade,
Diri iken olandan, azdır daha ziyade.
Hepsi Ehl-i Sünnettir, tasavvuf büyükleri,
Bid’at sahiplerinden, gelmemiştir tek velî.
Vilâyetin nûrları, girmez böyle kalblere,
Buna, bid’at zulmeti, mâni olur ilk kere.
Bid’at pisliklerinden, olmadıkça tam halâs,
O kalb, yakîn nûruyla, aslâ aydınlanamaz.