Ahmet bin Ömer Zeylâi “rahmetullahi aleyh” -1- 21/12/2000

 

Tesirliydi sözleri...


“İbni Ömer Zeylâi”, alim ve veli bir zat,
Binüçyüzdört yılında, “Yemen”de etti vefat.


İslamın ilmi zahir ve ilm-i batınında,
En çok bilgi sahibi, O idi zamanında.


Civardaki bir köye gitmişti bir zamanlar,
O köyde susuzluktan, mustaripti insanlar.


“İbni Ömer” acıdı, insanların haline,
Ellerini kaldırıp, dua etti Rabbine:


(Yâ Rabbi, susuzluktan kulların cümle mağdur,
Lütfedip bu beldeye, ihsan et biraz yağmur.)


O an gökte bulutlar, geldiler bir araya,
Ve bir yağmur yağdı ki, mahlukat doydu suya.


Yine bir yer vardı ki, “Halep vadisi” diye,
Halkı hürmet duyardı, bu mübarek veliye.


Ziyaret ederlerdi ara ara bu zatı,
Zira çok tesirliydi, öğüt ve nasihatı.


Bir gün de, bu evliya onların beldesine,
Teşrif edip, neş’e ve sürur verdi hepsine.


Onlar çok sevinerek, dediler: (Efendim, biz,
Kuraklık illetinden, be gayet mustaribiz.


Aylardır bir damla su düşmedi beldemize,
Bu yüzden çok meşakkat, ıstırap geldi bize.


Biz akarsuyumuz var, akmıyor o da fakat,
Bu susuzluğa karşı, kalmadı bizde takat.)


“İbni Ömer” dinleyip, üzüldü gayet buna,
Onlardan birisini çağırdı huzuruna.


Buyurdu; (Şu ırmağın başına git de hele,
Akmasını rica et Allahın izni ile.)


“Peki” deyip, gitti ve seslendi ki: (Ey ırmak,
Allahü tealanın izni ile haydi ak!)


O kişi bu sözleri söyleyince ırmağa,
Baktı ki, birden bire su başladı akmağa.


Bir oğlu olduğunda, yine bu mübarek zat,
İlk evvela ağlayıp, sonradan güldü fakat.


Yakınları sordu ki; (Efendim, az önce siz,
Niçin öyle ağlayıp, sonra gülümsediniz?)


Buyurdu: (Bana malum oldu ki, bu evladım,
Boğulup ölecektir, çok üzülüp ağladım.


Sonra malum oldu ki, bu evladımdan fakat,
Gelir ki bu dünyaya, şanı büyük bir evlat,


Onun, tasavvuftaki atacağı ilk adım,
Olacak şu andaki benim en son makamım.


Rabbim bana böyle bir torun vereceğinden,
Ağlamayı bırakıp, sevinçten güldüm hemen.)


Yıllar sonra bu sözü aynen oldu hakikat,
Oğlu “İsa” bir suda boğulup etti vefat.


Ve “Muhammed” adında, oldu ki bir torunu,
Yaydı bütün cihana, ilim ve feyz nûrunu.

 

Ahmet bin Ömer Zeylâi “rahmetullahi aleyh” -2-

 

 “Bir insan nasıl yanar?!.” 22/12/2000

 

“İbni Ömer Zeylâi” evliyadan bir kişi,
Sünnet-i seniyyeye muvafıktı her işi.


Şöyle buyururdu ki, O her dua edişte;
(Yakmasın Hak teala, hiç kimseyi ateşte.)


Gerçekten ahirette yanacaksa bir insan,
Nedir ki bu dünyada, rahat etmiş bir zaman.


Kısa bir an da olsa, yanacaksa o eğer,
Bu dünyada zenginmiş, fakirmiş, ne farkeder?


Güruh güruh ateşe giderken bu insanlar,
Diyorum ki; (Yâ Rabbi, bir insan nasıl yanar?)


Her kim olursa olsun, pekçok üzülüyorum,
Onları kurtarmağa çareler arıyorum.


Yine görüyorum ki, bu zamanda mâlesef,
“Para kazanmak” olmuş, insanlarda tek hedef.


Hem de kazanacağı o paralarla yine,
Düşecek türlü türlü haramların içine.


Bu insanın, hayvandan hem ne farkı kalır?
Zira onlar da, yalnız bu şeylerden zevk alır.


Hak teala insanı, şerefli kıldı fakat,
Zira yarattı onu, bir eşref-i mahlukat.


Ayırdı hayvanlardan, onu “Akıl” vererek,
Çağırdı kendisine, “Peygamber” göndererek.


Kur’an-ı Kerim’inde, onlara etti hitab,
Yani kıldı onları, kendisine muhatab.


İnsan için olur mu bundan büyük bir şeref?
Lakin bunu insanlar anlamıyor mâlesef.


Bu şeref ve kıymeti bırakıp bir kenara,
İtibar ediyorlar, kıymetsiz olanlara.


Kulların takdiri ve tenkidinden eğer ki,
Sıyrılamazsa insan, kötüdür elbette ki.


Halbuki bütün dünya seni takdir etseler,
Rabbimiz sevmedikçe, verilir mi hiç değer?


Aksine, bütün dünya yerseler seni şayet,
Lakin Allah severse, ne büyük bir saadet.


Çünkü bu insanların takdir ve tenkitleri,
Üç beş sene sonunda, hayal olur herbiri.


İnsana ahirette faydası dokunacak,
Ameller, “Allah için” yapılanlardır ancak.


Para pul, mevki makam, ayakkabı elbise,
Hiç fayda vermiyecek, “dünya için” idiyse.


Zaten insan ölünce, onlardan soyuyorlar,
Sadece bir kefenle, kabire koyuyorlar.


Hocamız her gün akşam, buyurur ki bir defa;
(Kardeşim, ömrümüzden azaldı bir gün daha.)


İnsan her saatinin, bilmeli kıymetini,
Zira böyle kazanır, sonsuz saadetini.


Yâ Rabbi, çok sevdiğin bu zatın hürmetine,
Kavuştur bizi Onun, gerçek muhabbetine.

 

Ahmet bin Ömer Zeylâi “rahmetullahi aleyh” -3- 23/12/2000

 

“Şerre âlet olmayın!”


“İbni Ömer Zeylâi, halis Allah adamı
Onu gören kimsenin, giderdi hüznü, gamı.


O bir gün buyurdu ki: (Rabbimiz bir kuluna,
Acır, onu severse, iki şey verir ona.


Önce tanıtır ona, sevdiği bir kulunu,
Onun vasıtasıyla, kendine çeker onu.


İkinci olarak da, ona iyi, münasib,
Yani hayırlı bir iş, bir meslek eder nasib.


Biz ne kadar şükretsek, azdır ki Rabbimize,
Bu iki ni’meti de, bahşetti şimdi bize.


Sahabe, tanıyınca “Peygamber-i zişan”ı,
Nasıl çok yükseldiyse şerefleri ve şanı,


“Onun varisleri”ni, tanıyan kimseler de,
Öyle çok yükselirler, ulvi derecelerde.


Çünki Resulullah’ın varisini tanımak,
Onu tanımak gibi, kıymetlidir muhakkak.


Eshabı arasında ne ise bir peygamber,
Talebe arasında, öyledir bu büyükler.


Aynı hürmet, itaat, aynı sevgi ve edeb,
Bu büyüklere dahi göstermek gerekir hep.


Çünki Resulullah’ın kalbinden çıkan nûrlar,
Onların kalplerinden cihana yayılırlar.


Varis şu kimsedir ki, mûrisi her kim ise,
Onda olan her şeyden, almıştır o da hisse.)


Bir gün de talebeye buyurdu: (Kardeşlerim,
“Ölüm”ü yadınızdan çıkarmayın hiç derim.


İnsanlar uykudadır, uyanırlar ölünce,
Hesaba çekilirler herşeyden ince ince.


Aşikare olunca, o gün her günah, isyan,
Ne kadar mahcub olur, görünce onu insan.


Sizin hürmetinize ben dua ediyorum;
(Yâ Rabbi, bizi o gün mahcub etme) diyorum.


Kıymetini bilelim her din kardeşimizin,
Daima hayır dua edelim onlar için.


Bir mü’mini görünce, şöyle düşünmeli ki;
(Bunun duası ile kurtulurum ben belki.)


Ve öyle yaşayın ki, İslama tam uyarak,
Cehenneme girmesin kimse size bakarak.


Hayra vesile olun, olmayın şerre âlet
Zira bu, insan için çok büyük bir felaket.


Onların kazandığı o günahlar hep zira,
Size dahi yazılır, oldukça o şer icra.


Eğer hayra vesile olursak, çok iyidir,
Yazılır bize dahi, zira o sevap, ecir.


“Beni seviyor mu ki acaba cenabı Hak?”
Diye merak edersen, yaptığın işlere bak.


Eğer hayırlı ise, bil seni sevdiğini,
Değilse, sevmiyordur, düzelt hemen halini.

 

Ahmet bin Ömer Zeylâi “rahmetullahi aleyh” -4-

 

 Yürüyen ölü olmak!.. 24/12/2000

 

“Ahmet ibni Ömer” ki, alim ve evliyadır.
Kalplere tesir eden nasihatleri vardır.


Bir gün sevdiklerine buyurdu: (Ey cemaat,
Gözünüzü açın ki, çabuk biter bu hayat.


Öyle yaşayınız ki, bu dünyada siz hatta,
“Yürüyen ölü” gibi bulunun bu hayatta.


Nitekim buyurdu ki, O Hüdanın Habibi;
(Olun siz bu dünyada, garib ve yolcu gibi.)


Hadisin devamında buyuruyor ki hemen;
(Addedin kendinizi, yahut kabir ehlinden.)


“Garip olmak” şudur ki, hiç kimseyi tanımaz,
Her derdini, sadece sahibine eder arz.


“Yolcu gibi” olmanın, şudur ki mânâsı da,
Gözü olmaz dünyanın malı ve parasında.


Bir “Ahiret yolcusu” bilir zira kendini,
Sokmaz asla kalbine, dünya muhabbetini.


Kendini “Ölü gibi” addetmek de şöyledir,
Öldü ölecek gibi, ölümü yakın bilir.


Böyle olmak, öyle çok kıymetli ki bu dinde,
En yüce bir rütbedir hatta Allah indinde.


Nitekim böyle idi “Hazreti Ebu Bekir”,
Onun hali, bu babta en canlı bir örnektir.


“Ölüme” öyle yakın bilirdi ki kendini,
Üstünde zannederdi hatta o kefenini.


(Yürüyen ölü görmek isterse her kim eğer.)
Ebu Bekir’e baksın buyurmuştur Peygamber.


Ve lakin bu zamanda, her şey olmuş dünyalık,
Ölümü hatırlamak, imkansız olmuş artık.


Şimdi herkes”Dünya”yı ediyor arzu, talep,
Rabbimiz de onlara, dünyalık veriyor hep.


Bir insanın gönlünde ne yatıyorsa eğer,
Odur alın yazısı, odur kaza ve kader.


Kimin”Allah sevgisi” varsa eğer kalbinde,
Mutlaka bir mürşide kavuşur akabinde.


Sarılır ibadete, hizmetlere koşar hep,
Zira böyle olmayı ediyordu o talep.


Kim kılmak istiyorsa, namazını beş vakit,
Ona da, bu şartları kılar uygun, müsait.


Her kim ne istiyorsa, o şeye kavuşturur.
Ve herkes yaptığından sorumlu, mes’ul olur.


Kim nereye gitmeği arzu ederse eğer,
Elbet oraya giden bir vasıtaya biner.


İnince diyemez ki, “Niçin geldim buraya?”
Çünki kendi isteyip, bindi o vasıtaya.


Hacca gitmek niyyeti var ise bir kişinin,
Bir hac kafilesine katılır bunun için,


Gitmek istese idi şayet başka bir yere,
O yerin kervanına katılırdı bu kere.)

 

Ahmet bin Ömer Zeylâi "rahmetullahi aleyh" -5- 25/12/2000

 

Eshab olmak şerefi...


Allah adamlarından, alim ve veli bir zat,
Tesirli sözleriyle ederdi çok nasihat.


Öyle çok muhabbeti vardı ki üstadına,
Kavuştuğu ni'meti, borçlu idi hep ona.


Bir gün sevdiklerine dedi ki buna dair:
(Ona talebe olmak, en büyük bir rütbedir.)


Bir gün "hazreti Ömer," bir grup eshabiyle,
Çıktılar Medine'den, Şam'a gitmek azmiyle.


Var idi kendisinin sadece bir devesi,
Gelirdi yanı sıra, "Mugire"nam kölesi.


İkisinin bineği, tek bir deve olunca,
Sırayla binerlerdi deveye yol boyunca.


Şam'a vasıl olunca kafile en nihayet,
Deveye binmek için, köleye geldi nöbet.


Lâkin razı olmadı buna Eshab-ı güzin,
Hemen arz ettiler ki; (Yâ emirel mü'minin ,


Her ne kadar bu nöbet gelse de Mugire'ye
Şam'a gelmiş bulunduk, siz binseniz deveye,


Zira yaya görünce sizi merak edenler,
Yanılıp, kölenizi halife zannederler.)


O zaman buyurdu ki; (Mugire'nindir nöbet,
Deveye ben binersem, nerde kalır adalet?


İşin hakikatini anlayın siz evvela,
Niçin kurtulmazsınız bu evhamdan siz hâlâ?


İslamın nûru ile aydınlandı kalbimiz,
Resulün ahlakıyle düzeldi her halimiz.


Verilmişken bizlere Eshab olmak ni'meti.
Deveye binmemizin, var mıdır bir kıymeti?


Ne büyük bir üstünlük, iyi düşünsenize,
Eshab olmak şerefi, kâfi değil mi bize?)


Bu kıssayı anlatıp, buyurdu; (Böyle fakat,
Bu gün zamanımızda, ters dönmüş bu hakikat.


Kimin malı, parası çok ise bugün eğer,
İnsanlar hep onlara veriyor kıymet, değer.


Ama siz düşünmeyin makam ve mevkileri,
Bunların, gözünüzde olmasın bir değeri.


Bize öyle bir ni'met verdi ki Hak teala,
Bir ni'met daha yoktur, bundan iyi ve âlâ


Gösterdi bize Allah, beğendiği yolunu,
Tanıttı çok sevdiği bir evliya kulunu.


Onun vasıtasıyla cümle velileri de
Tanıyıp, ruhlarından ederiz istifade.


Bugün bizim şudur ki, en büyük talihimiz,
Bir "Allah adamı"nı, bir büyüğü gördük biz.


Ebedi Cehennemden kurtardılar bizi hep,
Bundan daha kıymetli bir ni'met var mı acep?


Ondan başkalarını gözümüz görmez gayrı,
Zira güneşi gören, görür mü yıldızları?)