Ahmed bin Harb “kuddise sirruh” (1) 02/09/1999

Belâ ve musibet...


Bu zat buyuruyor ki; (Namaz mühim ibadet,
Şartlarına uyup da kılmalı onu elbet.


Hırsızların büyüğü, namazından çalandır,
Yani onu hakkıyla edâdan kaçınandır.


Yine dikkat etmezse, kişi mesâisine,
Ehemmiyet vermezse, iş ve vazifesine,


İyi yapmıyor ise işlerini sahiden,
O da “Hırsız” demektir, çalmıştır mesaiden.


İşte, her amelimiz geçiyor bir bir kayda,
Eğer beğenilmezse, birinden gelmez fayda.


İnsan, öğrendiğiyle amel eylemelidir,
Zîra amelsiz ilim, insana bir vebâldir.


Âlim, kendi ilminden etmezse istifade,
Azabı da herkesten, olur daha ziyade.


Dînimizden bir husus öğrenirsek eğer biz,
O şeyi tatbik etmek mecbûriyetindeyiz.


Meselâ bir haramı, bile bile irtikâb,
Edene, Cehennemde yapılır acı azab.


Yoksa cenab-ı Allah sorar ki o kişiye,
“Biliyordun, ne için girdin o haram işe?


Onu, falan âlimle bildirmiştim ben sana,
Sen nasıl bile bile, kalkıştın bu isyana?


Cevap veremeyince, bu suale o kişi,
Mâzallah yakar onu, Cehennemin ateşi.


Bu dünya sıcağına bile zordur dayanmak,
Öyleyse her günahtan kaçmalıdır muhakkak.)


Bir gün de buyurdu ki; (Belâ ve üzüntüler,
Acı görünseler de, ni’mettir hepsi birer.


Dünyanın en kıymetli sermayesi bunlardır,
Yâni kullara gelen dert ve sıkıntılardır.


Bu dünya sofrasının en tatlı yemekleri,
Dert ve musibetlerdir, olsalar acı dahî.


Bu tatlı nimetleri, acı ilâçlar ile,
Kaplayarak imtihan ederler bizi böyle.


Saadetli kimseler, bunu görüp tabii,
Acı örtüleri de çiğnerler tatlı gibi.


Hattâ acılardan da, alırlar tad ve lezzet,
Onlarca müsâvidir, nimet ile musibet.


Nasıl tad almazlar ve, bulmazlar ki hem huzur,
“Sevgili”den her gelen, elbette tatlı olur.


Lâkin kalp hasta ise, duyamaz bu lezzeti,
Tedavi lâzım gelir, en önce bu illeti.


Kalbin hastalığı da, şudur ki asıl yine,
Tutulmuş olmasıdır, Allah’tan gayrisine.


“Allah âşıkları”na, gelse de ni’met ve dert,
Alırlar her birinden, büyük bir tad ve lezzet.


Hattâ sıkıntılardan, alırlar daha çok haz,
Nimetlerde onlarca, böyle çok lezzet olmaz.

 

Ahmed bin Harb “kuddise sirruh” (2) 03/09/1999

 

Mü’min günah işlemez


Bu zat buyuruyor ki; (Bir kişi evliyadan,
Bir mezarın yanından geçiyordu bir zaman.


Kalp gözüyle baktı ki, kabirde bir kadın var,
Melekler o kadına çok azap yapıyorlar.


Düşündü ki; “Acaba bu kadın kâfir midir?
Yoksa imanı olup, günahkâr biri midir?


Önceden okuduğu bir tek “Hatm-i tehlîl”in
Yani yetmiş bin adet kelime-i tevhîdin,


Sevabını, kadının rûhuna gönderince,
Azaptan kurtularak gark oldu bir sevince.


Bir gün de mektup yazıp, yine bir Müslümana,
Baş sağlığı dilleyip, şöyle buyurdu ona:


(Biz hepimiz, kudreti altındayız Allah’ın.
Ve O’nun huzuruna, çıkarız bugün yarın.


İşittiğime göre, sizin de valideniz,
Vefat etmiş, sabredip, şikâyet etmeyiniz.


“Duâ” ile “Fâtiha” okuyarak rûhuna,
En büyük iyiliği, yapınız şimdi ona.


Çünkü ölü, denizde boğulan kimse gibi,
Bir duâ ve Fâtiha, bekler durur dâimi.


Bir kuruntu, üzüntü gelirse kalbinize,
Tövbe ve istiğfarı, okuyun devam üzre.


Gidermek için ise, korku ve üzüntüyü,
Okuyun akşam sabah, iki “Kul e’ûzü”yü.


“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” okuyan,
Muradına kavuşup, korunur her belâdan.


Bir gün de buyurdu ki, “Tam kulluk” hususunda,
(Kulun her bir dileği, ve her bir arzusu da,


“Sahibi”nin istek ve arzusu olmalıdır,
Başka hiçbir dileği, hiç bulunmamalıdır.


Eğer öyle olmazsa, o, “Kulluk bağları”nı,
Koparıp, kölelikten kaçmış olur hâsılı.


Hep kendi istekleri ardınca giden kimse,
Esir olmuş demektir, keyfi ile nefsine.


O, Allah’a değil de, nefsine kuldur elbet,
Nefse esir olmuştur, değildir hür ve serbest.


Allahü teâlâya kul olmak ise ama,
Uymak ile mümkündür, tam olarak İslâma.


Kim nefsin pençesinden kurtarırsa kendini,
Elde etmiş sayılır asıl hürriyetini.


Yâni asıl hürriyet, “Allah’a kul olmak”tır,
Onun izni olmadan, bir adım atmamaktır.


Müslüman, kaçmalıdır her günah ve haramdan,
Bu, daha faydalıdır, emirleri yapmaktan.


Zîra büyüklerimiz, buyurdu; (Büyük küçük,
Günahtan kaçmak gibi, olamaz bir üstünlük.


Zîra ibadetleri yapabilir her insan,
Fakat, yalnız iyiler yapmazlar günah isyan.)

 

Ahmed bin Harb “kuddise sirruh” (3)

 

-(Kulluk nedir?)- 04/09/1999

 

Allah adamlarından bir büyük evliyadır,
Kalplere tesir eden nasihatleri vardır.

Bu zat buyuruyor ki, (Beş şey gelmeden önce,
Beş şeyin kıymetini bilmek lazım iyice.

Bir hastalık gelmeden, “Sıhhat”in kıymetini,
Bilip yapmak gerekir, Rabbe ibadetini.

Ölüm gelmeden önce, kıymetini bu “Ömr”ün,
Bilmeli ki, pişmanlık olmasın yine o gün.

Fakirlik gelmeden de, “Para”nın kıymetini,
Bilirse, sıkıntıya sokmaz insan kendini.

Meşguliyet gelmeden, “Boş geçen zaman”ların,
Kıymeti bilinirse, üzüntü olmaz yarın.

Zîra o boş vakitte, bir “Allah” dese insan,
O bir tek kelimeyle, değişir belki mîzan.)

Bir gün de bir müslüman gelerek huzuruna,
Nasihat isteyince, şöyle buyurdu ona:

(Hak teâlâ sizleri, size layık olmayan,
Şeylerden koruyarak, iyilik versin her an.

Dünya sıkıntıları, gelirse de dostlara,
Bu, günahları için keffarettir onlara.

Yalvarıp ağlayarak ve gözyaşı dökerek,
Lazımdır kırık kalple, Allah’tan af dilemek.

Size dua etse de, dost ve sevenleriniz,
Duayı, bizatihi yapın yine kendiniz.

Dostların duaları, olsa da yine fakat,
Dertlinin yalvarması lazımdır kendi bizzat.

İlaç almak, hastanın kendisine lazımdır,
Gayrinin yapacağı, olsa olsa yardımdır.

Sözün özü şudur ki, ne gelse “Sevgili”den,
Gülerek karşılamak lazımdır yine hemen.

O’ndan gelen her şeyi, olsa da bela ve dert,
Hep tatlı gelmelidir, “Kulluk” da budur elbet.

“Sevgin”, böyle olmazsa, tam olmaz bu sevmesi,
Ve hatta yalan olur, “Seviyorum” demesi.)

Yine bir sohbetinde buyurdu ki; (Bir kimse,
Günah işlediğinde “Pişmanlık” duyar ise.

Bu hali, onun için, bulunmaz bir ni’mettir,
Zira bu pişmanlığı, “Tövbe etmek” demektir.

Eğer Allah korusun, olmazsa hiç üzülmek,
Hele tatlı gelirse, ona günah işlemek,

“Günahta ısrar”dır ki, gayet fena bir iştir,
Bu hal, o kimse için, tehlikeli gidiştir.

Küçük günahta ısrar, olur günah-ı ekber,
Büyük günaha devam, onu küfre sürükler.

Kul, ibadet yapınca, nefsi kabarıyorsa,
“Ben ne iyi ve salih bir kimseyim” diyorsa.

Bu, korkunç bir hastalık, öldürücü zehirdir,
Yaptığı ibadeti, bu, sıfıra indirir.)