Ahmed bin Hadraveyh “kuddise sirruh” (1)

 

-(Kalbin hastalığı!..) – 24/08/1999

 

Allah adamlarından büyük İslâm âlimi,
Hiç yılmadan İslâma hizmet etti dâimi.

O bir gün sohbetinde buyurdu ki; (Ey insan,
Ölüme hazırlan ki, kalmadı fazla zaman.

Kul, İslâma uydukça yükselir derecesi,
Sahabe-i kiramın yükseldi böyle hepsi.

Huzur ve sohbetinde kalarak o Resûlün,
Kalpleri temizlenip, yükseldiler büsbütün.

Öyle çok sevdiler ki, Resûlullah’ı hattâ,
Kendi nefislerini yok bildiler âdetâ.

Meselâ “biraz arpa” sadaka verse eshab,
Kazanırlar idi ki, bundan öyle çok sevab,

Başkaları verse de, “dağlar kadar” altını,
Yine alamazlardı, onların sevabını.

Zîra çok yüksektiler, başkasına kıyasla,
Onlar, her işlerini yaparlardı ihlâsla.

Onlar fanî olmuştu, Allah ve Peygamberde,
Bu yüzden yükseldiler, sonsuz derecelerde.

Elbette bu mânâda, “yok olmak” çok zor iştir,
Lâkin öyle yok olan, böyle çok yükselmiştir.

Karşınızda kâfir de, fasık da olsa bugün,
Yine de kendinizi, görmeyin ondan üstün.)

Yine bir sohbetinde, buyurdu ki bu velî;
(Bir gönül hasta ise, onu iyi etmeli.

Zîra Allah Kur’ânda şöyle buyurmaktadır;
“Onların kalplerinde, hastalık, maraz vardır.”

Kalbin hastalığının, şudur ki aslı yine,
Tam inanmamasıdır, dînin emirlerine.

Kalbi bu hastalığa yakalanmış olanlar,
İbadet yapsalar da, pek sevap alamazlar.

Peygamber Efendimiz, hadîsi şerifinde,
Şöyle buyurmaktadır, bu mevzû üzerinde:

“Nice Kur’ânı Kerim okuyanlar vardır ki,
Kur’ân, o kimselere lânet eder ne var ki.”

Yine şöyle buyurdu; “Var ki çok oruç tutan,
Sadece aç kalmaktır, kârları o oruçtan.”

Kalbin hastalığına, bir işaret de yine,
Tutulmuş olmasıdır, Hak’tan gayri birine.

Kalp, Allah’tan gayriye etmiş ise temâyül,
Kapmıştır hastalığı, yıkılmıştır o gönül.

Onun tutulması da, Allah’tan gayrisine,
Tutulmuş olmasıdır, belki “kendi nefsi”ne.

Çünkü herkes, herşeyi, ister sırf kendi için,
İyi düşünülürse, doğrusu budur işin.

Çocuğunu sevmekte, vardır yine bu sebep,
Mal, mevki ve rütbeyi, kendi için ister hep.

Her bağlandığı şeyde, hep “kendi nefsi” vardır,
Nefsinin istekleri ardında koşmaktadır.)

 

Ahmed bin Hadraveyh “kuddise sirruh” (2)

 

-         (Mütevâzı olunuz!..) – 25/08/1999

-          

Allah adamlarından, büyük âlim, evliya,
Onun gelmesi ile, din ilmi oldu ihyâ.

O bir gün buyurdu ki; (Mütevâzı olunuz,
Mü’minlerin kalbini neş’eyle doldurunuz.

Kibirliyi ne Allah, ve ne de kullar sever,
Kim tevâzu ederse, onlar çok sevilirler.

“Edeb”in bir tarifi, “İtiraz etmemek”tir,
Kendini hep kusurlu, kabahatli görmektir.

Bir mü’mini görünce, düşünün şöyle derhal;
“Ben bunun duasıyla, kurtulurum ihtimal.”)

Bir gün de buyurdu ki; (bir kalp, Hak’tan gayriye,
Bağlanmışsa o zaman, muhtaçtır tedâviye.

Kalp, bu bağlılıklardan kurtulamazsa şayet,
İnsanın kurtulması, çetin olur be gayet.

Bunun için, herşeyden daha mühim olarak,
Kalbi bu hastalıktan kurtarmalı muhakkak.

“Allah adamları”nın, bir şefkatli nazarı,
Silip atar kalpteki, böyle hastalıkları.

Bu himmete kavuşmak için de şartlar vardır,
Bu da, o büyüklere, sevgi ve itâattır.

“Muhabbet” ve “İtaat”, her kimde mevcud ise,
Himmet, kendiliğinden erişir o kimseye.

Böyle bir evliyayı, tanımak, onu sevmek,
Allah’ın çok büyük bir ni’meti olsa gerek.

Kimi bu ni’met ile, şereflendirirlerse,
Mes’ud ve tâlihlidir, çok sevinsin o kimse.

Halk içinde Hak ile olur ki o veliler,
Bir bakışla kalpleri temizleyiverirler.

O zâtlara düşmanlık, öldürücü zehirdir,
Kalplerini incitmek, felâket sebebidir.

Bu babta buyurur ki, Abdullah-i Ensâri,
“Dostlarını sen öyle yaptın ki yâ İlâhi,

Onları tanıyanlar, sana vâsıl oluyor,
Sana kavuşamıyan, onları tanımıyor.

Ve kimi felâkete düşürmek ister isen,
Bizim üzerimize atarsın onları sen.”

Bir Allah adamını ve bir gönül ehlini,
Bulup dinleyemezse insan böyle birini,

Onların kitabını bulup okumalıdır,
Zîra kitap okumak, sohbetin yarısıdır.)

Nasihat istemişti, bir genç de kendisinden,
Buyurdu ki; (Hiçbir şey, isteme hiç kimseden.

Zîra her dileğini gönderir Rabbin sana,
O sana kâfi gelir, lüzum yok başkasına.

Sen, Allah’ı ne kadar çok seviyorsan eğer,
Bil ki Hak teâlâ da, o kadar seni sever.

Ve Allah’tan ne kadar, korkar isen eğer sen,
İnsanlar da o kadar, çekinir, korkar senden.)

 

Ahmed bin Hadraveyh “kuddise sirruh” (3) 26/08/1999

 

Alın yazısı...


Bu zat buyuruyor ki; (Bu dünya bir imtihan,
Âhirete nisbetle, kısadır, sanki bir an.


İmtihanı kazanmak için de bir insanın,
Uyması lâzım gelir, emirlere bi hakkın.


Doktorun vazifesi, ilâcını vermektir,
Kullanıp kullanmamak, hastanın elindedir.


Ve lakin hiçbir hasta, ilâç kullanmayarak,
Doktoru suçlamaya, bulamaz kendinde hak.)


Yine O buyurdu ki, (Dünyada nehirler var,
Her biri, bir noktada denize ulaşırlar.


Akış istikameti nasılsa bir ırmağın,
Nereye varacağı, bellidir onun yarın.


Ömür dahî su gibi, bir yönde akar durur,
Nereye varacağı, işlerden belli olur.


Kimi, Cennet yolunu tutmuştur, öyle gider,
Kimi de Cehenneme giden yolda ilerler.


Meyhaneye gidenle, camiye giden elbet,
İkisi aynı yere varmazlar en nihayet.


Yani “Alınyazısı” icraattan bellidir,
Bunu anlamak için, keramet şart değildir.


Sen kendi kaderini istiyorsan anlamak,
Her gün ne gibi işler yapıyorsun, ona bak.


Allah’ın bir kulunu sevmediğine nişan,
Faidesiz işlerle uğraşır hep o insan.)


Bir gün de buyurdu ki; (Her günkü hadiseler,
Allahın takdiriyle husule gelmekteler.


Bunun için biz kullar, irademizi yine,
Aynen uydurmalıyız O’nun iradesine.


Yâni her gün, ne ile karşılaşıyorsak biz,
“Aradığımız şeyler” olarak görmeliyiz.


Ve hattâ çok sevinip, bulmalıyız ki huzur,
Hak teâlâya karşı, kulluk da böyle olur.


Bir hadîsi kudsîde olundu zîra beyan;
“Kazâ ve kaderime, varsa râzı olmayan,


O kimse benden başka, kendine Rab arasın,
Benim kulum olarak, dünyada bulunmasın.”


Müslüman, başa gelen her dert ve musibette,
Hiç şikâyet etmeyip, sabretmeli elbette.


Hele akrabalardan gelen sıkıntılara,
Sabretmekten başka bir çare yok biz kullara.


Ahkâf sûresinde de, şöyle buyuruldu ki,
“Ulül’azm Peygamberlerin sabrettikleri gibi.


Ey Habîbim sen dahî, sabret sıkıntılara,
Ve acele eyleme, bedduada onlara.”


Sabır, acı ise de, tatlıdır meyvaları,
Kullar ise kaçıyor istemeyip bunları.


Evet, tatlı yemeğe alışmış olan insan,
Kaçar şifa verici acı olan ilâçtan.)