Ahmed bin Ebil Havâri “kuddise sirruh” (1) 07/08/1999
Kul hakkı çetindir!
Allah adamlarından, bir büyük evliya zat,
Bir günki sohbetinden, şöyle etti nasihat:
(Ey insanlar, çok çetin günler var âhirette,
Bugünden hazırlıklı olmalıdır elbette.
Yarın Mizan önünde, başlar öne eğilir,
Beklenir ki hakkında, nasıl hüküm verilir.
Sırat’ta, altı şeyden sual sorulur ki hem,
Altında alev alev yanmaktadır Cehennem.
Namaz, oruç, hac, zekât, gusül ve kul hakları,
Sorulur bu sualler, herkese ayrı ayrı.
Hele kul haklarında olur ki öyle dehşet,
Peygamberlere bile, gelir korku ve haşyet.
Bir gıybet bir iftira, gönül yıkma, sui zan,
Yüzünden Cehenneme atılır nice insan.
Bu günahlar girer ki “kul hakkı”nın içine,
Atılır böyleleri, cehennem ateşine.
Cehennemde vardır ki, ateşten çetin azab,
Bu, Rabbin etmesidir, onlara öfke gazab.
Cehennemden korkmamak, iki sebep iledir,
Ya çok ümitli olmak, veyahut da gaflettir.
“Nasılsa Hak teâlâ affeder bizleri de”
İşte bu düşüncedir, asıl sebep ümide.
Ama biz dinlemezsek, Rabbimizi dünyada,
Cehennemden kurtulmak, çok zor olur orada.)
Bir gün de genç birine, buyurdu ki; (biz kuluz,
Rabbimize ibadet etmek ile memuruz.
Çetin şartlar altında yapılırsa bir taat,
Kazanılan sevap da, elbet olur kat be kat.
Bunun için gençlerin ibadet etmeleri,
Mühim olup, indallah pek büyüktür değeri.
Çünkü nefis ve şeytan, ve bir de kötü yârân,
Bilhassa hep gençlere, saldırırlar her yandan.
Onları dinlemeyip, ibadete sarılmak,
Çok büyük sevaplara kavuşturur muhakkak.
Kâfirler ibadette, zorluk çıkarırlarsa,
O tâatin sevabı, kat be kat olur fazla.
Daha ne diyeyim ki, oğlumuz bilmem neden,
Allah adamlarına kaçıyor görünmekten.
Kötü arkadaşlarla, bulunmayı istiyor,
Bunun zararlarını, hiç akıl edemiyor.
Oğlum, sen o dostlara yakın olma ki zinhar,
Dinine imanına saldırır çünkü onlar.
Onlar, tatlı dilli ve, güler yüzlü düşmandır,
Uyanık bulunmazsan, dinini çalar, alır.
Resulullah buyurdu, bir hadisinde yine,
“Mal ve mevki sahibi zenginlerden birine.
Sadece malı için, alçalsa biri eğer,
Bu sebepten dininin üçte ikisi gider.”
Ölüm bir köprüdür 08/08/1999
Evliyayı kiramdan, bir büyük evliyadır,
Kalplere tesir eden, nasihatleri vardır.
Bir günkü sohbetinde, buyurdu; (Aman, sakın,
Gönlü kırık olması, lazımdır Müslümanın.
Sahabeden birisi, bir savaş meydanında,
Salınarak yürüdü, tam çatışma anında.
Resulullah bu halin farkına varmışlardır,
“Bu, doğru değil” diye, ikaz buyurmuşlardır.
Huneyn harbinde dahi, yine eshabı kiram,
Çok kalabalık olup, on bin kişiydiler tam.
“Bu ordunun önünde kim durabilir?” diye,
Düşünüp, biraz gurur gelmişti kalplerine.
Lâkin böyle düşünüp böbürlendiklerinden,
Düşmanın karşısında dağıldılar hep birden.
Savaşçı bir milletti zira karşıdakiler,
Her attığını vuran, okçuydu hepsi birer.
Buna rağmen Allah’ın Sevgili Peygamberi
Atını mahmuzlayıp, gitti daha ileri
Eshab, hatalarını sonradan anladılar,
Tövbe istiğfar edip, tekrar toparlandılar.
“Kırık kalpli” olarak, saldırdılar bu kere,
Allah’ın yardımıyla, kavuştular zafere.)
Bir gün de buyurdu ki; (Bizleri Hak teâlâ,
Resûlünün yolunda bulundursun evvela.
Çünkü insan ne kadar yaşasa da, nihayet,
Muhakkak âhirete edecek bir gün avdet.
Enbiya suresinde şöyle buyurmaktadır;
“Her bir canlı ölümü elbette tadacaktır.”
Hadiste buyuruldu; “Her kimin ömrü uzun,
İbadeti de çoksa, ona müjdeler olsun.”
Bir köprüye benzer ki, “ölüm” açık, âşikâr,
Ölümle kavuşurlar, maşukuna âşıklar.
Bütün Hak âşıkları, ölümü düşünerek,
Teselli bulmaktadır, onu hayal ederek.
Ankebut sûresinin, beşinci âyetinde,
Şöyle buyuruluyor, kitabı mübîninde.
“Ey Rabbine kavuşmak isteyenler, bilin ki,
Ona kavuşma vakti, gelecek elbette ki.”
Ve lâkin nefsine ve şeytana tutulanlar,
Bir “Allah adamı”na, kavuşmamış olanlar,
Yukardaki müjdeye elbet dahil değildir,
Onlar, zarar ziyanda ve hep başı yerdedir.
Eğer vefat ettiyse, babanız, valideniz,
Beklemeden onlara Fatiha gönderiniz.
Hadiste buyuruldu; “Mezardaki bir mevtâ,
Denizde boğulacak zâta benzer âdetâ.
Anne ve babasından ve her tanıdığından,
Gelecek bir duayı beklemektedir her an.”
Kibir kötü şey! 09/08/1999
Evliyayı kiramdan olan bu mübarek zât,
Bir gün sevdiklerine, şöyle etti nasihat:
(Ey insanlar, kibir ve gururdan çok sakının,
Gönlü kırık olması lazımdır Müslümanın.
Allah, “Göğsü kabarık” insanları sevmiyor,
Başı önünde olan kulları beğeniyor.
“Dik başlılık” kötü şey, sen bir kulsun nihayet,
Çok ibadet yapsan da, arkasından tövbe et.
Ancak böyle yapmakla, buluruz rahat huzur,
Zira her amelimiz, bizim hata ve kusur.
Edebi ve hayâyı elden kaçırmayalım,
Ve her insana karşı, mütevazı olalım.
“Benim dediğim doğru, sen peki diyeceksin”
Birine böyle demek, kibirdir gayet kesin.
Zira peygamberimiz, eshabtan hiç kimseye,
Asla söylememiştir, “Bana peki de” diye.
Ve lâkin o arslanlar, âşık olup hep Ona,
Canlarını verdiler, çoğu Onun uğruna.)
Bir gün de buyurdu ki; (Ölenleri görerek,
Kendi ölümünü de, lazım gelir düşünmek.
Kul, bütün varlığıyla, Allahü teâlânın,
Beğendiği şeyleri yapmalıdır bi hakkın.
Bilmeli ki bu dünya, aldatır insanı hep,
Onu, ahmak olanlar, sadece eder talep.
Dünya kazançlarının, Allah’ın indindeki,
İtibarı, bir zerre olsa idi eğer ki,
Ondan, “kıl ucu” kadar, vermezdi kâfirlere,
Öyleyse bu dünyayı, sokmamalı kalplere.
Allah, sizi ve bizi, yüz çevirip her şeyden,
Kendine bağlamayı nasib eylesin hepten.
Elbet cenab-ı Hakk’ın, sonsuzdur merhameti,
Lâkin azabının da, pek fazladır şiddeti.
“Beynel havf-ü ver-recâ” üzre bulunmalıdır,
Yani korku ve ümid, müsavi olmalıdır.
Gençlikte, Rabbimizin kahrından, gazabından,
Çok korkmak ve titremek lazım gelir her zaman.
İhtiyarlıkta ise, af ve merhametine,
Sığınmak lazımdır ki, “orta yol” budur yine.
Nasıl kurtulurlar ki, bu tövbeden insanlar,
Peygamberler ederdi, hem de tövbe istiğfar.
Bütün peygamberlerin sonu ve en yükseği,
Olan Resulullah da, yapardı bu tövbeyi.
Allahü teâlâdan utanıp sıkılarak,
Af dilemek gerekir, gözyaşı akıtarak.
Ve farzlardan birini özürsüz terkettiyse,
Onun da kazasını yapmalıdır o kimse.
“Kul hakkı” da var ise, ödeyip helallaşmak,
Ve dua etmek ile, kurtulur ondan ancak.)