Abdürrahim İstahrî “kuddise sirruh” -1- 23/01/2000
Hizmet...
Bu zat buyuruyor ki; (bu dünya, bir imtihan,
Âhirete nisbetle, kısadır, sanki bir an.
İmtihanı kazanmak için de bir insanın,
Uyması lâzım gelir, emirlere bi hakkın.
Doktorun vazifesi; ilâcını vermektir;
Kullanıp kullanmamak, hastanın elindedir.
Ve lâkin hiçbir hasta, ilâç kullanmayarak,
Doktoru suçlamaya, bulamaz kendinde hak.)
Yine o buyurdu ki; (Dünyada nehirler var,
Her biri, bir noktada denize varıyorlar.
Gidiş istikameti nasılsa bir ırmağın,
Nereye varacağı, bellidir onun yarın.
Ömür dahî su gibi, bir yönde akar durur,
Nereye varacağı, işlerden belli olur.
Kimi, “Cennet yolu”nu tutmuştur, öyle gider,
Kimi de, Cehenneme giden yolda ilerler.
Meyhaneye gidenle, câmiye giden elbet,
İkisi, aynı yere varmazlar en nihayet.
Yâni “Alın yazısı”, icraattan bellidir,
Bunu anlamak için, keramet şart değildir.
Sen kendi kaderini, istiyorsan anlamak,
Her gün ne gibi işler yapıyorsun, ona bak.)
Bir gün de buyurdu ki; (İslâma hizmet için,
Çalışması lâzımdır, elbette her kişinin
Kıyamette herkese sual edilecektir,
(İslâma niçin hizmet edmedin?) denecektir.
İnsanların en üstün, kıymetlileri olan,
Peygamberler bu işi yaparlardı durmadan.
Her ne olursa olsun, islâma hizmet etmek
Çok lâzımdır bilhassa, gençlere din öğretmek.
Bilenler, bildiğini öğretmezse bu günde,
Ne cevap verecektir, yarın hesap gününde?
Bu işi yaparken de, fitne çıkarmamağa,
Çok dikkat etmelidir, bir gönül yıkmamağa.
Zîra bilmelidir ki, kalp kırmak çok günahtır,
Kâ’beyi yetmiş defa yıkmaktan da fenadır.
“Mü’min” o kimsedir ki, elinden ve dilinden,
Kimseye zarar ziyan gelmeyendir katiyyen.
Mü’min, güler yüzlüdür, ondadır hayâ, edeb,
Darda bulunanların, yardımına koşar hep.
Kim yaşarsa devamlı, bu islâm ahlakiyle,
Hizmet etmiş sayılır, islâma o hâliyle.
Bir gönül incitmeden, bir kanun çiğnemeden,
“Lisân hâli” ile islâma hizmet eden,
“Tam cihad” sevabına nâil olur sonunda,
Cevabı da kolaydır, yarın sorulduğunda.
Üstündür lisân-ı hâl, lisân-ı kal’den elbet,
Ve daha tesirlidir, islâma böyle hizmet.)
Abdürrahim İstahrî “kuddise sirruh” -2- 24/01/2000
İlle edep!..
Bu zât buyuruyor ki, (Namaz, mühim ibâdet,
Şartlarına uyarak kılmalı onu elbet.
Hırsızların büyüğü namazından çalandır,
Yâni onu hakkıyla edâdan kaçınandır.
Yine dikkat etmezse, kişi mesâisine,
Ehemmiyet vermezse yâni vazifesine,
İyi yapmıyor ise, işlerini sahiden,
O da “Hırsız” demektir, çalmıştır mesâiden.
İşte her amelimiz, geçiyor bir bir kayda,
Eğer beğenilmezse, birinden gelmez fayda.
İnsan, öğrendiğiyle amel eylemelidir,
Zîra amelsiz ilim, insana bir vebâldir.
Nitekim Resûlullah buyurdu; (Yâ Rabbî, ben,
Sana sığınıyorum faidesiz ilimden.)
Bir âlim ki, ilminden etmezse istifade,
Azâbı da herkesten olur daha ziyade.
Dînimizden bir husus öğrenirsek eğer biz,
O şeyi tatbik etmek mecbûriyetindeyiz.
Yoksa, mahşer gününde sorar ki ona Allah,
(Ne için bile bile, işledin bunca günah?)
Cevap veremeyince, bu suale o kişi,
Mâzallah yakar onu, Cehennemin ateşi.
Bu dünya sıcağına bile çok zor dayanmak,
Öyleyse her günahtan kaçmalıdır muhakkak.)
Bir gün de buyurdu ki; (Bir evliya kişinin,
Sohbetine kavuşmak, bir şanstır insan için
Böyle kâmil bir velî ele geçerse eğer,
Emrine, canla başla itâat îcab eder.
Çünkü onun bir içten teveccüh ve nazarı,
Siler atar kalpteki, karartı ve pasları.
Kalpten “Hubb-i Dünya”yı çıkarabilmek için,
Böyle biri lâzımdır, yolu budur bu işin.
Eğer ele geçmezse, böyle kâmil bir kişi,
Başka bir usul ile halletmeli bu işi.
O da, böyle tam kâmil bir islâm büyüğünün,
Yazdığı kitapları okumaktır gece-gün.
Onların kitapları, nasihat ve sözleri,
Edeble okunursa, temizler gönülleri.
Çünkü onlar, her sözü, “Allah için” söylerler,
Böyle olduğu için, kalplere tesir eder.
Edeble okunursa onların kitapları,
O mecliste muhakkak, hazır olur ruhları.
Kitabı okurken de, yalnız okumamalı,
Aile efradıyla birlikte okumalı.
Zira sırf “İlim” olur, tek kişi okuyunca,
Ve lâkin “Sohbet” olur, birlikte okuyunca.
Her iki şekilde de, lâzımdır ille edep,
Çünkü budur insanın yükselmesine sebep.)
Abdürrahim İstahrî “kuddise sirruh” -3- 25/01/2000
İki mühim esas!..
Bu zât buyuruyor ki; (Biz âciz insanlarız,
Her an, her şeyimizde, Rabbimize muhtacız.
Ve lâkin hepimizde, bir “Nefis” var ki el’an,
İlâhlık dâvâ eder, içimizde o her an.
Halbuki Hak teâlâ, kudretini çekse az,
Yok olur bu kâinat, var olan bir şey kalmaz.
Onun bize verdiği bu beden ve can ile,
Yakışır mı hiç O’na isyan etmek az bile?
Bir yanda, kâinatın sahibi “yüce Allah”,
Bir yanda, “âciz kul” ki, muhtaçtır Ona her gâh.
Bu zaif hâli ile, nasıl olur bir insan,
Kendisini yaratan İlâh’a eder isyan?
Lâkin kızmak gerekmez yine bu insanlara,
Acıyıp, emr-i ma’ruf yapmalıdır onlara.
Emr-i ma’ruf mümkünken yapmamak, câiz olmaz,
Bu, “Allah sevgisi”yle çünki hiç bağdaşamaz.
Gayriyi kurtarmağa çalışanı, dînimiz,
Kendini kurtarandan tutuyor daha aziz.
İmkân varsa bedenen, yok ise mal vererek,
O da mümkün değilse, yalnız duâ ederek,
İştirak etmelidir yapılan bir hizmete,
Yoksa, girilmiş olur büyük mes’uliyyete.
Resûlullah’a önce, inanan çok az vardı,
O nasihat ettikçe, alaya alırlardı.
On senede, yüz kişi inanmamıştı bile,
Çoğaldı fakat sonra, Allah’ın yardımıyle.)
Bir gün de genç birine buyurdu; (Ey oğlumuz,
İki temel üstüne kurulmuştur yolumuz.
Birincisi, “İslâmın her emrine uymak”tır,
Bir müstehabı bile, elden kaçırmamaktır.
İkincisi, islâmı öğreten rehberini,
Sevip, cânı gönülden yapmaktır her emrini.
İslâma tam riayet ve üstada muhabbet,
Bu iki temel esas var ise kimde şayet,
Ele geçmiş demektir, ebedî rahat, huzur,
Birisi gevşek olsa, buna zor kavuşulur.
Bu güne kadar olan kabahatler için de,
Allah’a yalvarınız, gözyaşları içinde.
Ağlayıp sızlayarak, O’na hep yalvarınız,
İnşallah affedilir bütün kusurlarınız.
Ey kardeşim, kalplerin bu mânevi illeti,
Yapmayı güçleştirir, dîni, islâmiyyeti.
Nitekim buyurdu ki, Kur’ânda cenab-ı Hak,
“Sadece mü’minlere zor gelmez namaz kılmak.”
Yoksa, islâmiyyetin her emri de kolaydır,
Eğer zor geliyorsa, kalpte hastalık vardır.)