Abdullah-i Mürteiş “kuddise sirruh” (1) 20/01/2000

 

Hesap var...


Bu zat bir sohbetinde buyurdu; (Ey insanlar,
Bilin ki önünüzde gayet çetin günler var.


Âhirette, herkese sual ve hesap vardır,
Zîra Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:


“Nasıl ki sürüsünden mes’ul ise bir çoban,
Siz dahî mes’ulsünüz çoluk çocuğunuzdan.”


Ayrıca ihlâs ile yapın ki her ameli,
Mahşerde onlar size olsunlar faideli.


Rabbimiz buyurur ki; “Siz ibadetinize,
Hiç riyâ sokmazsanız, azab yapmam ben size.”


Yani; “Tam ihlâs ile yaparsanız ibadet,
Niye azab yapayım, ben size, yapmam elbet.”


Sa’lebe, İbni Sakka, Bel’âm ve İblîsin de,
İlim ve amelleri var idi hepsinin de.


Ve lâkin ihlâsları olmadığından sebep,
Azâbı İlâhiye müstahak oldular hep.


“İhlâs” şuna denir ki, bir amelin, bir işin,
Yapılmış olmasıdır sadece Allah için.


Eğer ki ibadete bir riyâ ve gösteriş,
Karışırsa, insana faide vermez o iş.


Yolu da şöyledir ki, ihlâs elde etmenin,
Yanında bulunmaktır, ihlâslı kimselerin.)


Bir gün bir talebeye buyurdu ki; (Bu dünya,
Fâni ve geçicidir, siz de görürsünüz ya


Dünyada olan her şey geçecek, yok olacak,
Gönlünü bu fâniye, ahmaklar bağlar ancak.


Allahü teâlânın beğendiği işlerin,
Arkasında koşmaya bakmalı bunun için.


Gönlünü bu dünyaya bağlayan kimselerle,
Arkadaşlık etmekten, pişmanlık geçer ele.


Onlarla görüşmekten, arslandan kaçar gibi,
Hatta daha ziyade kaçmalıdır tabii.


Bunların, o arslandan daha çoktur zararı,
Çünkü “Sonsuz ölüm”e sürükler insanları.


Onlarla konuşmaktan ve onları sevmekten,
Şiddetle kaçmalıdır arkadaşlık etmekten.


“Zengine, malı için alçaklık gösterenin,
Gider üçte ikisi, dîninden o kimsenin.”


Bunu, Peygamberimiz buyurmuştur hadîste,
Titiz davranmalıdır öyle ise bu işte.


Bir mü’min, bu belâya yakalandıysa artık,
Kurtuluş nerededir, nerede müslümanlık?


Hep günah işlemekle geçer ise bu ömür,
Bulunur mu mahşerde, bir bahane ve özür?


“Aklı olan” bir kişi, uyar İslâmiyyete,
Kavuşur en sonunda ebedi saâdete.


“Ahmak olan” kimse de, nefsine tâbi olur,
Dünya ve âhirette bulamaz rahat, huzur.)

 

Abdullah-i Mürteiş “kuddise sirruh” (2) 21/01/2000

 

Başıboş değiliz...


Bu zât bir sohbetinde buyurdu; (Ey insanlar,
Bize, Hak teâlânın şöyle bir müjdesi var:


Zira buyuruyor ki; (İhlâsla amel eden,
Âhirette Cennete girecek ebediyyen.)


Bu ömür, âhirete nazaran “Yok” gibidir,
Rabbimiz kullarına, pek çok merhametlidir.


(İtaat edenlere hiç azab yapmam) diyor,
Ve bunu, kitabında bize haber veriyor.


Şöyle buyuruyor ki; (Her emrime siz benim,
İtâat ederseniz, niye azab edeyim?)


Nitekim var mıdır ki, hiçbir anne ve baba,
Evlâdını ateşte yaksın da etsin hebâ.


Allah’ın kullarına merhametiyse fakat,
Anne babadan dahî, ziyadedir kat be kat.


Onun merhametinin sadece yüzde biri,
Bu dünyaya inmiştir, âhirette gerisi.


Hak teâlâ dünyada, o bir merhametiyle,
Acıyıp rızık verir, hem kâfirlere bile.


Yani bütün insanlar, cümle bitki ve hayvan,
O bir merhamet ile, rızıklanır durmadan.


“Errahmân” sıfatının mânâsı şöyledir ki;
“Dünyada küffara da yetişir merhameti.”


Kalan o doksandokuz rahmetiyse Allah’ın,
Sadece mü’minlere verilecektir yarın.


“Errahîm” sıfatının mânâsı şu ki zîra,
“Acır o âhirette, yalnız Müslümanlara


Orada, kâfirlere hiç acınmayacaktır,
Onlar hep Cehennemde, ebedî yanacaktır.)


Bir gence buyurdu ki; (Ey oğlum, aman sakın,
İyi bil kıymetini bu gençlik zamanının.


İnsanın en kıymetli sermayesi, “Zaman”dır.
Zîra Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:


“Allah’ın bir kulunu sevmediğine nişan,
Faidesiz şeylerle uğraşır hep o insan.”


Yapacak iş şudur ki, her şeyden daha evvel,
Doğru îman, itikad edinmektir mükemmel.


Bundan sonra yapacak mühim işe gelince,
Emir ve yasakları öğrenmektir iyice.


Sonra, bildiklerini ihlâsla yapmalıdır,
İşte, sonsuz kurtuluş, bu üçüne bağlıdır.


Zira eğer olmazsa, ilim, amel ve ihlâs,
Ahirette azabtan kurtuluş mümkün olmaz.


İyi bilmelidir ki, biz “Başı boş” değiliz,
Bazı emir yasaklar verdi bize Rabbimiz.


Bunları bırakıp da, uyarsak nefsimize,
Nasıl cevap veririz, mahşerde Rabbimize?


Oyun eğlence ile geçer ise bu ömür,
Bulunur mu mahşerde, bir bahane ve özür?)

 

Abdullahi Mürteiş “kuddise sirruh” -3- 22/01/2000

 

Bizler âciz bir kuluz...


Bu zât buyuruyor ki; (Bir hayâldir bu dünya,
Yâni bir görüntüdür, yâhut kısa bir rüya.


Herhangi görüntünün olması için dahî,
Bir “Aslı”nın olması lâzım gelir tabii.


İşte o asıllar da Cennette bulunurlar,
Dünyadaki herşeyin Cennette bir aslı var.


Cennet ni’metlerinin dünyadaki misalî,
Rabbin emirleridir, “namaz, oruç” misali.


Kezâ Cehennemin de, bir görüntüsü vardır,
Bunlar da “içki kumar” misali haramlardır.


Dünya ve âhirette saâdete kavuşmak,
Dînin emirlerine uymakla olur ancak.


İslâma uymak için, önce bilmek gerektir,
Sonra, bildiklerine göre amel etmektir.


Çocukları var ise, onlar da bir emânet,
Onlara dinlerini öğretmelidir elbet.


Nasıl ki mes’ul ise sürüsünden her çoban,
Siz dahî mes’ulsünüz çoluk çocuğunuzdan.


Emanete hıyanet olmayacağı gibi,
Onlara, dinlerini öğretmeli tabii.


Babalar çocuğundan, hocalar talebeden,
Mes’uldür âmirler de, kendi maiyyetinden.


Hattâ a’zâlar bile, emanettir insana,
Sokmamalı onları bir günah ve isyana.)


Bir gün de buyurdu ki; (Yapacak tek iş vardır,
O da islâmiyyete sıkıca sarılmaktır.


Dünyanın malı mülkü, fânidir, elde kalmaz,
Ne kadar mal olsa da, yine murad alınmaz.


Allah’tan başkasına düşkün olan bir kalpten,
Hiç hayır umulur mu, artık çıkmış o elden.


Hiç unutmayalım ki, bizler âciz bir kuluz,
Ve yalnız Rabbimize kulluk ile memuruz.


Ona karşı aşağı, küçüklük düşüncesi,
İçinde bulunmaktır kulluğun da simgesi.


Kulluk vazifesini yaparken gece gündüz,
Dînin sınırlarını etmemeli tecavüz.


Hattâ iyi işleri yaparken gündüz gece,
Düzeltmek lâzım gelir niyetleri ilk önce.


Dünyaya düşkünlükten kurtarmalı kalpleri,
Ve islâma muvafık yapmalı amelleri.


Bu ahkâma tam teslim olursa her uzvumuz,
O zaman âhirette azabtan kurtuluruz.


Günahımıza bakıp, bunun endişesinden,
Korkmalıyız Allah’ın azab edeceğinden.


İbadetler ne kadar olsa da iyi, hâlis,
Yine noksan, kusurlu görmelidir bilâkis.


“İslâma hizmet” için harcasak da ömrü hep,
Sırf bunu bilmemeli kurtuluşa tek sebep.


Zîra fâcirler bile yapabilir bu işi,
“İslâma tam uymak”la kurtulur ancak kişi.)