Abdullah el-Yuneynî “kuddise sirruh” -1- 24/05/1999

Bu zat buyuruyor ki, (Şudur en ahmak insan,
Kendi Yaradanı’na, durmadan eder isyan.


Buna rağmen görmeyip, kendi günahlarını,
Araştırır daima, başkasının aybını.


Kendi her gün işler de, türlü türlü kabahat,
Yine de üzülmeyip, keyf sürer gayet rahat.


Halbuki bugün yarın, ölecektir mutlaka,
Bunların hesabını, verecek bir bir Hakk’a.


Kardeşlerim, her şeyin, vardır bir alâmeti,
Bununla anlaşılır, onun mevcudiyeti.


Allah’ın rahmetinden, uzak olan kişinin,
Alâmeti şudur ki, ağlamaz Allah için.


Vaktiyle huri gördüm, rüyada ben bir gece,
Yüzü gayet parlak ve nurlu idi bir nice.


Sordum ki; (Senin yüzün, çok parlak, acep niçin?)
Dedi ki; (Sen bir gece, ağladın Allah için.


Gözlerinden sel gibi, yaşlar aktı gece hep,
O yaşları, yüzüme, sürdüler budur sebep


Bu gözyaşları ile, parlıyor yüzlerimiz,
Akan yaş nisbetinde, artar güzelliğimiz.)


Bir gün de buyurdu ki; (bu dünyanın peşinden,
Koşma ki, kurtulasın, Cehennem ateşinden.


Gönlünü ondan çekip, sırf bağla ki Allah’a,
Kul için, bundan büyük, bir nimet olmaz daha.


Dünya adamlarıyle, olma hiç alakadar,
Zira Allah, dünyayı, sevmiyor zerre kadar.


Madem ki Hak teala, vermiyor ona kıymet,
Sen dahi sevme onu, verme hem ehemmiyet.


Bu alçak dünya için, Rabbini gücendirmek,
Akıllı bir insana, yakışır iş değil pek.


Dünya ile ahiret, zıddıdır birbirinin,
Toplanmaz bir araya, sevgisi ikisinin.


Birinden uzaklaşan, yaklaşır diğerine,
Birisi kalbe girse, yer kalmaz diğerine.


Nasıl istersen yaşa, ölürsün bir gün elbet,
İstediğini topla, ayrılırsın akıbet.


Bugün ölmüş kabul et, ey oğlum kendini sen,
Mutlak olacak şeyi, sen “oldu” bil şimdiden.


Çocuk ve zevceni de, bırakırsın mutlaka,
Onların işlerini, dert etme, bırak Hakk’a.


Rabbimiz buyurdu ki; (Çocuk ve mallarınız,
Size bir imtihandır, onlardan sakınınız.)


Oğlum, tavşanlar gibi, gözü açık uyumak,
Daha çok sürecek mi, ecel yaklaşıyor bak.


Ölüm vakti gelince, uyandırırlar bizi,
Lâkin o uyanmanın, olmaz hiç faidesi.


Dünya düşkünleriyle, arkadaşlık eylemek,
“Öldürücü zehir”dir, pek sıkı kaçmak gerek.”

 

Abdullah el-Yuneynî “kuddise sirruh” -2- 25/05/1999

Allah adamlarından, bir büyük evliya zat,
Genç bir talebesine, şöyle etti nasihat:


(Ey oğlum, nasihatım, şudur ki sana şu an,
“Allah korkusu” ile, yaşıyasın her zaman.


Çünki her iyiliğin ve her hayrın kaynağı,
Allah korkusu ile, yaşamaktır devamlı.


Aile efradına, iyilik etmeye bak,
Zira ihsan edeni, çok sever Cenab-ı Hak.


Onlara sert davranma, şefkat eyle ve acı,
Yoksa senden olurlar, mahşer günü dâvâcı.


Onlar, Hak teâlânın, sana emanetidir,
Mütevazı davran hep, yapma hiç gurur, kibir.


Onların hukukuna eyle ki tam riayet,
“Kul hakkı”ndan kurtulmak, çetindir o gün gayet.


Allah affetse bile, sair çok günahları,
Helallık almadıkça, affolmaz kul hakları.)


Bir gün de genç birine, buyurdu ki; (Evladım,
Bil ki ecel ardından, geliyor adım adım.


Ölüm vakti gelince, uyandırırlar bizi,
Lâkin o uyanmanın, olmaz hiç faidesi.


Dünya düşkünleriyle, arkadaşlık eylemek,
“Öldürücü zehir”dir, sakınmak, kaçmak gerek.


Bu zehirle ölenin, yeri sonsuz ateştir,
Aklı olan kimseye, bir işaret yetişir.


Dünya adamlarından, uzak dur, görme hatta,
Arslandan kaçar gibi, kaç onlardan adeta.


Zira arslan, insanın, alır yalnız canını,
Onlar ise alırlar, dinini imanını.


Hadisi şerifinde, bir gün Nebiyyi zîşân,
Bunun kötülüğünü, etmiştir şöyle beyan:


(Zengine, malı için, alçalan bir kişinin,
Gider üçte ikisi, dininin bu iş için.)


Düşün ki onlar ile, görüşmen ne içindir?
Mal ve mevkileriyle, ilgili değil midir?


Aman oğlum, dikkat et, onlara olma yakın,
Onların zararından, kendini iyi sakın.


Zira bu, öyle fena bir iş ki, akabinde,
Nasihat dinlemeye, yer bırakmaz kalbinde.


Biraz ağır söyledim, sebebi şu ki oğlum,
Başka türlü uyanmak, çok zordur, biliyorum.


Bir yandan nefis şeytan, bir yandan kötü yaran,
İnsanları aldatıp, söylerler türlü yalan.


Halbuki bilmeli ki, imtihandır bu dünya,
Öyle çabuk geçer ki, sanki tatlı bir rüya.


Bu ömrün en kıymetli, ve en çok faideli,
Zamanı gençliktir ki, kıymetini bilmeli.


Öyleyse ey evladım, kendine gel ki artık,
Zira hiç fayda vermez, ahirette pişmanlık.)

 

Abdullah el-Yuneyni “kuddise sirruh” -3- 26/05/1999

Dünya, gölge gibidir


İslâm âlimlerinden, bir büyük evliya zât,
Her gün sevdiklerine, ederdi çok nasihat.


Derdi ki; (Ey insanlar, az yiyin, az uyuyun,
Seher vakitlerinde, bilhassa âgâh olun.


Sizi, nerde olsanız, “Allah görür” elbette,
Öyleyse bulunmayın, günah bir harekette.


Dünya, “Gölge gibi”dir, vermeyin ona kıymet,
Ona gönül kaptıran, pişman olur âkıbet.


Ne ki uzaklaştırır, sizi Hak teâlâdan,
İşte o “dünya”dır ki, kaçın onun yanından.


Unutturmuyor ise, bir şey size Allah’ı,
Ona dünya denilmez, çok fazla olsa dahi.)


Bir gün de buyurdu ki; (Gönül ehli veliler,
Diğer insanlar için, çok büyük nimettirler.


Mesela, “En zor iş”tir, bir şeyde karar vermek,
Lakin bu zâtlar için, basit ve kolaydır pek.


Onun için her bir iş, bir “Allah adamı”na,
Danışıp, yapılırsa, kolay girer yoluna.


Artık bir başkasına, sormamalı o işi,
Zira şaşırtabilir, sizi belki o kişi.


Bir şey sorulduğunda, bir Allah adamına,
O şeyin cevabını, bildirir Allah ona.


O cevap, o kimsenin, muhakkak hayrınadır,
Çünki ona, o şeyi, ilham eden Allah’tır.


Hatta o iş hayırsız olacak olsa bile,
Hayra tebdil olunur, ihsân-ı ilâhiyle.


Çünki Allah, o kadar, sever ki o zâtları,
Onlar için hep hayra çevirir afatları.


Ağızlarından çıkan, “Hayır” olur muhakkak,
Çünki mahcub eylemez, onları Cenab-ı Hak.)


Bir gün de buyurdu ki; (Ey insan, aç gözünü,
Beyhude şeyler ile, geçirme şu ömrünü.


Hiç şüphen olmasın ki, bir gün sen de ölürsün,
Amellerine göre, bir karşılık görürsün.


Öyleyse öyle amel icrâ et ki bu günde,
Göresin faydasını, yarın mahşer gününde,


Bugün her ne yaparsan, yarın çıkar karşına,
Allah’a gizli yoktur, o her şeye âşinâ.


Sonra hiç unutma ki, “Bir damla su”dur aslın,
Sonra ölüp, bir avuç toz toprak olacaksın.


İstifade ettiğin şu güzelim a’zâlar,
Allahü teâlânın, sana ihsânıdırlar.


Akıl, şuur ve idrak, el ayak, göz ve kulak,
Hepsini senin için bahşetti Cenab-ı Hak.


Hepsi ahenk içinde, çalışır muntazaman,
Bu ni’metin şükrünü, nasıl yapar bir insan?


İşte bu nimetlerin, hesabı, âhirette,
Tek be tek hepsi senden sorulacak elbette.)