Abdullah el Acemi
“kuddise sirruh” -1- 08/06/1999
İslâm âlimlerinden, bir büyük evliya zât,
Bir gün cemaatine, şöyle etti nasihat:
(Ey insanlar, bilin ki, bu dünya muvakkattır,
Ve her canlı, mutlaka, ölümü tadacaktır.
Öyleyse kendinizi, ölmüş kabul ediniz,
Zira ölüm, size de gelecek hiç şüphesiz.
Bir şey “Muhakkak” ise, onu “Oldu” bilmeli,
Ona göre hazırlık, bir tedarik görmeli.
“Allah’ı görür” gibi, yapınız ki ibadet,
Siz görmüyorsanız da, O sizi görür elbet.
Ölümden sonra olan safhada eğer ki siz,
Başınıza gelecek şeyleri bilseydiniz,
Aslâ yiyemezdiniz, hiçbir şeyi severek,
Hatta içemezdiniz, su bile isteyerek.
Nasihat isterseniz, kâfidir “ölüm” size,
Zîra ölüm, son verir, dünya zevklerinize.
“Allah adamları”nı, çok sevin ey insanlar,
Kul, bununla kazanır, Hak katında itibar.
Her kim bir evliyayı, çok seviyorsa şâyet,
Allah’ı sevmeğe de, yol açar bu muhabbet.
Hatta bütün nafile ibadetler içinden,
Yoktur daha üstünü, evliya sevgisinden.
Bir gün de huzuruna gelerek yine bir zât,
Dedi; (Eder misiniz, bana biraz nasihat?)
Buyurdu; (Hasta ise, bir kulun kalbi eğer,
İndallah makbul olmaz, yaptığı ibadetler.
Yani borcu ödenip, görmese de hiç azab,
Lâkin pek kazanamaz, fazla ecir ve sevap.
Kalbin bu hastalığı, şudur ki bilin yine,
Tutulmuş olmasıdır, Allah’tan gayrisine.
Belki de kendisine, bağlanmış olmasıdır,
Bu, onun en birinci, mühim hastalığıdır.
Çünki kul, kendi için, ister asıl her şeyi,
Kendi için arzular, mal, mevki ve rütbeyi.
Ve hattâ çocuğuna, ediyorsa muhabbet,
Kendini sevdiğinden, onu da sever elbet.
İnsan kurtulmadıkça, kendisini sevmekten,
Kurtulamaz mahşerde, Cehenneme girmekten.
Nefsin esaretinden, kurtulursa bir kimse,
Hakk’a hâlis kul olur, sırf Ona yönelirse.
Yani nefse değil de, İslâma uyarsa hep,
Nefsi için hiçbir şey, etmezse arzu talep,
Gitmiştir kalbindeki, o şiddetli hastalık,
Allahü teâlâya, hâlis kul olur artık.
Çünki o, Allah için yapar her bir işini,
Zîra îman ve ihlâs kaplamıştır içini.
Sırf Allah rızasını, düşünür her bir işte,
Nefsine kul olmaktan, kurtulmak budur işte.)
Abdullah el Acemi “kuddise sirruh” -2- 09/06/1999
İslâm âlimlerinin, en büyüklerindendir,
Nasihat ve sözleri, kalpleri etti tenvir.
Allahü teâlâya, o kadar yakın iken,
Keramet göstermeye, utanırdı Rabbinden.
Hatırından geçti ki, talebenin bir kere,
“Bir keramet gösterse, üstadımız bizlere.”
Onların kalplerinden, böyle düşündüğünü,
Keşf yoluyla anlayıp, buyurdu ki o günü.
(Yavrularım, aslında, bizler yerin dibine,
Geçmeğe müstahakken, rahatız bakın yine.
Üstümüze taş yağsa, layık ve müstahakız,
Allah, bizi bundan da, hıfz ediyor bakınız.
Bu, Allah’ın en büyük ni’meti bize bugün,
Bundan büyük keramet, olur mu, bir düşünün?)
Bir gün de talebeye, etti şöyle nasihat;
(İşlerin en iyisi, olandır orta, vasat.
Ne aşırı, ne geri, bulunun orta yolda,
Zira bundan razıdır, Allahü teâlâ da.
Dünyanın lezzetleri, aldatmasın sizi hiç,
Ahirette olacak, sonsuz huzur ve sevinç.
Bu dünya lezzetleri, fânidir, kısa sürer,
Hem de arkalarından, bırakır acı keder.
Yani insan, ne kadar neşelense de, bir gün,
Arkasından muhakkak, gelir bir keder, hüzün.
Öyleyse aldanmayın bu dünyanın tadına,
Hazırlanın siz asıl, “Ahiret hayatı”na.
Dünyanın dışı “Tatlı”, !”Zehir”dir içi ise,
Ebedi pişman olur, aldanırsa bir kimse.
Başlangıcı gayet hoş, sonu boştur dünyanın,
Akıbeti hüsrandır, ona aldananların.
Zaman akıp gidiyor, ömürler tükeniyor,
Cennet ve Cehennemden, biri bizi bekliyor.
Hep “Sonra yapacağım”, demekle geçti ömür,
Lakin geçmez orada, bahaneler ve özür.
“Helekel müsevvifûn” buyurdu Resulullah,
Yani “Yarın yaparım diyenler bulmaz felâh”
Çok yakındır insana, ahiret yolculuğu,
Buna hazırlanmayı, düşünmüyor birçoğu.
Halbuki ecel gelir, ummadığı zamanda,
Çok pişman olursa da, çare olmaz o anda.
Bir insanın işinden, razıysa Rabbi eğer,
Bu rızanın yanında, hiç kalır diğer şeyler.
Bir kulun da işini, Hâlık’ı beğenmezse,
Bundan büyük bir belâ, olur mu o kimseye?
Cennette olanlardan razı olması Rabbin,
Hepsinden tatlı gelir, Cennet nimetlerinin.
Razı olmamasıysa, Cehennemdekilerden,
Daha çok acı gelir, her azab ve elemden.)
Abdullah el Acemi “kuddise sirruh” -3- 10/06/1999
Bu zât bir sohbetinde, buyurdu; (Ey cemâat,
Nefis ile cihadda, gösterin sabır sebat.
İbâdet yapmakta da, yapmayın ki gevşeklik,
Zira “Esen yel” gibi, geçip gider bu gençlik.
Hiç vakit geçirmeden, çalışıp gündüz gece,
“Allah’ın rızası”nı, tahsil edin böylece.
Hep İslâma muvafık işleyin ki her işi,
Yoksa pek şiddetlidir, Cehennemin ateşi.
Sizden önce gidenler, şimdi “Ah” ediyorlar,
“Keşke bu günahları, yapmasaydık” diyorlar.
Onların kaçırdığı bu fırsat, şimdi sizde,
Öyleyse dine uyun, her bir amelinizde.
Her kim günah işlerse, bu dünyada gülerek,
Orada Cehenneme atılır “Ah” ederek.)
Bu zât Hak teâlâya, sevgili ve yakındır,
Bir gün münâcâtında, şöyle buyurmaktadır:
(Yâ Rabbi, sen tanıttın, bize kendi zâtını,
Ve saçtın üstümüze, lütuf ve ihsanını.
Ni’metinin deryâsı büyüktür pek ziyade,
Onlardan her an için, ederiz istifade.
Halk eyledin sen bizi, mü’min anne babadan,
Bir ni’met var mıdır ki, büyük olsun o bundan?
Tam sıhhatli olarak, getirdin bu âleme,
Senin bu ihsanların, gelmez yazı kaleme.
En büyük nimetin de, şudur ki yâ İlâhi,
Râzı olduğun yolu, gösterdin bize dahi.
Sevdiğin kullarını, tanıttın bize yine,
Ve bizi dâvet ettin, ebedî Cennetine.
Bize emrettinse de, bâzı ibadetleri,
Bizedir hep onların, bütün faideleri.
Yine bazı şeyleri, ettinse bize yasak,
Zararlı olduğundan, haram kıldın muhakkak.
Farzların yapılması, kolaydır hem de bize,
Lakin biz nefse uyup, zulmettik kendimize.
Yâ Rabbi, çok ise de, isyan ve günahımız,
Lakin günahımıza, çoktur pişmanlığımız.
Yâ Rabbi, affet bizi, iman ettik biz sana,
Lâkin asi nefsimiz, aldattı bizi fena.
Bize, “Güzel” gösterdi, günah ve haramları,
Biz nefse aldanarak, işledik hep onları.
Sen de ceza vermekte, acele etmeyince,
Biz bundan da yüz bulduk ve şımardık iyice.
Affına güvenerek, sana isyan eyledik,
Nefsimiz de günaha eyledi bizi teşvik.
Halbuki bilirdik ki, çoksa da mağfiretin,
Fakat azabın dahi, çetindir gâyet senin.
Bunları bile bile, aldandık nefsimize,
Sonsuz merhametinle, yine sen acı bize.)