Abdullah bin Alevî "rahmetullahi aleyh" -1- 06/01/2001

 

Bozmadı tövbesini...


İlmiyle amil olan âlimlerden biridir,
Tasavvufta dahi hem, yükselmiş bir velidir.


Bir gün Mekke şehrinde, rastladı ki birine,
İçki içiyor idi, gitti çok garibine.


O kimseye yaklaşıp, buyurdu ki: (Be adam,
Böyle mübarek yerde, işlenir mi hiç haram?)


Dedi ki; (Biliyorum, haramdır bu mel'anet,
Ben de buna üzüntü duyuyorum be gayet.


Çok istiyor isem de, hatta bunu bırakmak,
Lakin olamıyorum bu hususta muvaffak.)


Buyurdu ki; (Bırakmak nasib olursa eğer,
Bir daha içmemeğe, bir söz ver bana yeter.)


Adam çok sevmiş idi, bu büyük veli zatı,
Dedi; (Söz veriyorum, içmem bu müskiratı.)


O zaman şöyle dua etti ki bu veli zat;
(Yâ Rabbi, bu belâdan sen bunu eyle âzad.)


O anda, o kimsenin değişti kalbi birden,
Ve bıraktı içkiyi, o andan itibaren.


Halisane olarak etti tövbe, istiğfar,
Bozmadı tövbesini, tâ ölünceye kadar.


O gece rüya gördü "Abdullah-ı Alevî."
Bir münâdi, göklerden verirdi şu haberi.


Diyordu ki söyleyip ismini bu kişinin;
(Filan yerde, bir kabir kazınız onun için.


Kim hazır bulunursa, onun cenazesinde,
Mağfiret olacaktır bu mevta sayesinde.)


Uyanıp, o kimseyi evinden sordu bizzat,
Dediler ki (Bu gece, çok güzel etti vefat.)


O bildirilen yerde kazdılar mezarını,
Abdullah bin Alevî, kıldırdı namazını.


Buyurdu; (Ey insanlar, bilin ki şunu mutlak,
Sizi, "Ahiret için" yarattı cenabı Hak.


Böyle iken bir mü'min, bırakıp âhireti,
Günahlara dalarsa, ne olur akıbeti?


Halbuki dünya fani, ebedidir ahiret,
Orada her amelden hesap var hem de elbet.


Bak, ömrün azalıyor, ölüme gidiyorsun,
Hazırlığın bile yok, niçin üzülmüyorsun?)


Bir gün oturuyordu oğlu ile bir yerde,
Eğlenen bir cemaat gördü biraz ilerde.


Buyurdu ki; (Evlâdım, şunların haline bak,
Birkaç yıl sonra hepsi, kabirlerde olacak.


Halbuki her günaha "Hesap vardır", bu kat'i,
Onlar da biliyorlar bu müthiş hakikati.


"Aklı olan", dünyada henüz ecel gelmeden,
Ölüm ve ahirete hazırlanır önceden.


Bilir ki dünya fani, ebedidir ahiret,
Ahirete daha çok gösterir say-ü gayret.)

 

Abdullah bin Alevî "rahmetullahi aleyh" -2- 07/01/2001

 

Ölüm ve âhiret...


Bir gün geldi birisi, bu zatın huzuruna,
Yazdığı şiirlerden, okudu biraz ona.


Şiirin mevzuu da, "Ölüm" ve "Ahiret"ti,
Ve dirilip mahşerde, hesaba çekilmekti.


Bir hayli duygulanıp, buyurdu ki bu defa;
(Okuduğun sözlerden, okur musun az daha?)


O, bilirdi bu zatın bir "Veli" olduğunu,
Kendi kurtuluşuna, bir fırsat bildi bunu.


Dedi ki; (Bir şart ile okurum ondan size,
Kefil olur musunuz, Cennete girmemize?)


Buyurdu; (Benim gücüm, etmez buna kifayet,
Lâkin verebilirim sana çok mal ve servet.)


Dedi ki; (Ne yapayım geçici bir serveti,
Temin edin siz bana, ebedi saadeti.)


Abdullah-ı Alevî dua etti o zaman;
(Yâ Rabbi, hıfz et bunu Cehennem azabından.)


Bu "Allah adamı"ndan alınca böyle dua,
Okuduğu şiirden, okudu biraz daha.


Henüz geçmemişti ki aradan fazla zaman,
Bu kişi vefat edip, göç etti bu dünyadan.


Vefat eylediğini duyunca bu veli zat,
Techiz ve tekfinini kendisi yaptı bizzat.


Cenaze namazını kıldırıp kendi yine,
Kendi elleri ile defneyledi kabrine.


Sonra telkinini de kendisi okuyarak,
Mevtanın kabirdeki halini etti merak.


Hak teala gözünden kaldırdı perdesini,
Gördü "Münker-Nekir"in o kabre gelmesini.


Önce büyük korkuya kapıldıysa da, fakat,
Sonra yüzü güldü ve oldu sakin ve rahat.


Mübarek cemalinin bu değişikliğini,
Görüp sordu cemaat, bu işin hikmetini.


Buyurdu: Bu mevtanın halini ettim merak,
Gösterdi Rabbim bana, perdeyi kaldırarak.


Baktım ki, bu kabire gelerek Münker Nekir,
Suale başladılar; (Rabbin kim, dinin nedir?)


Ben merak ederdim ki, nasıl cevap verecek?
Baktım, benim ismimi onlara söyleyerek,


Dedi ki; (benim hocam Abdullah Alevî'dir.
Bunları ona sorun, o size cevap verir.)


O böyle söyleyince, kapıldım endişeye,
Ki, nasıl muamele ederler bu kişiye?


Melekler dediler ki; (Madem ki hocan bu zat,
Sana azab yapmayız, ol müsterih ve rahat.


Sana ve üstadına selam olsun.) dediler,
Başka bir şey sormadan, o yeri terk ettiler.


Bunu dahi görünce, zail oldu endişem,
Bunun için güldüm ve yerine geldi neş'em.

 

Abdullah bin Alevî "rahmetullahi aleyh" -3- 08/01/2001

 

Yanmayan paralar!..


Sevdiklerinden biri, diyor ki: Bir keseye,
Bir miktar para koyup, vermiştim bir kimseye,


Demiştim ki; (Bu para, dursun sende emanet,
Tekrar gelip alırım, lüzum olursa şayet.)


Fazla geçmemişti ki o günden itibaren,
O evde yangın çıktı, her şey yandı tamamen.


Ben bunu işitince, üzülüp ettim esef,
Dedim; "Paralarım da, hep yanmıştır mâlesef,


Zor biriktirmiş idim onları kıt kanaat,
Onlar da gitti elden, zor oldu bana hayat.)


"Abdullah Alevî"nin büyük zat olduğunu,
Bildiğimden, hemence arz ettim ona bunu.


Dedim ki: (Filan evde param vardı emanet,
Onlar da yandı bugün, üzgünüm buna gayet.)


O, bir şey söylemeyip çağırdı bir kimseyi,
Buyurdu ki; (O evden, git getir o keseyi.)


Ben dedim ki; (Efendim yanıp gitti o hâne,
İçindeki eşyadan yok yanmıyan bir tane.)


O, yine o kimseye buyurdu ki; (Haydi git,
O para kesesini al da getir tez vakit.)


O kimse "Peki" deyip, ayrıldı yanımızdan,
Elinde kese ile, geliverdi birazdan.


Baktım ki, benim kesem ve içinde paralar,
Onlara, o yangından gelmemiş hiçbir zarar.


Bir gün de, hanesine gelmişti birkaç fakir,
Onları güler yüzle etti güzel misafir.


Hizmetçiyi çağırıp, buyurdu; (Gir kilere,
Biraz hurma getir de, ikram et gelenlere.


Ve lakin o hizmetçi, arz etti ki; (Efendim,
Kilerde hurma yoktur, başka ne getireyim?)


O böyle söyleyince, buyurdu ki o tekrar;
(Haydi, hurma getir de yesinler bu insanlar.)


Arz etti ki; (Efendim, ambarı dün elimle,
Henüz yeni süpürdüm, hurma yok bir tek bile.)


Buyurdu ki; (Evladım, sen yine ambara git,
Öyle zannederim ki, hurma vardır şu vakit.)


O zaman "Peki" deyip, ambara gitti hemen,
Gördü ki çok hurma var, orada hakikaten.


Bir gün de genç birisi isteyince nasihat,
Buyurdu ki; (Evladım, çabuk geçer bu hayat,


Göz yumup açmış gibi geçer bu gençlik çağı,
Nefsine uyma sakın, düşman bil o alçağı.


Akıllı ve uyanık şu kimsedir ki evlat,
Gençlik senelerini bilir büyük bir fırsat.


Okuyup öğrenerek, önce ilmihalini,
Sonra da buna göre düzeltir her halini.


Bilir ki ekseriya, ani gelir bu ecel,
"Ölüme" hazırlanıp, kurmaz hiç uzun emel.)