Abdülkahir
Sühreverdi “rahmetullahi aleyh” (1) 05/06/1999
Bu zât anlatıyor ki, (Gençliğimde bir sene,
Henüz başlamamıştım, ben ilim tahsiline.
Bir gün çok acıkmıştım, yiyecek yoktu fakat,
Öyle ki, vücudumda kalmadı güç ve takat.
Diclenin kenarına, giderek girdim suya,
“Açlığım, su içinde hafifler” dedim güya.
Lâkin hiç faidesi olmadı, çıktım sudan,
Ve gördüm az ilerde, çok kimseler çalışan.
Vardım ki, herbirinin ellerinde bir tokmak,
Pirinç dövüyorlardı, onlar ile vurarak.
Dedim ki; (Çalıştırın, beni de ücret ile)
Dediler; (Ellerini görelim önce hele.)
Gösterdim, dediler ki; (Evlat, bakma kusura,
Ancak kalem tutmaya layıktır bu el zîra.)
Ve bana, altın dolu bir kese uzattılar,
(Git, ilim tahsil eyle) deyip uğurladılar.
O andan itibaren, ilim tahsili için,
Büyük bir arzu ile, adeta yandı içim.
Başladım bir hevesle, din ilmi tahsiline,
Tamamen vakıf oldum, ilimlerin hepsine.
İşte bu büyük zatın huzuruna bir zaman,
Gelmişti üç Yahudi, ve üç de Hıristiyan.
Onlara süt getirip, dua etti hem dahi,
“Hidayet nasib eyle, bunlara yâ ilâhi”
O sütten birer yudum alınca birden onlar,
Şehâdeti okuyup, hep Müslüman oldular.)
Biri de anlatır ki, (Bir gün Sühreverdi’yle,
Çarşıda dolaşırdık bir iş vesilesiyle.
Bir kasap dükkanının önünde durdu biraz,
Ne için durduğunu, suâlen eyledim arz.
Bir eti göstererek, buyurdu; “Bak kardeşim,
Şu gördüğün et var ya, bana der ki, ben leşim.”
Kasap bunu duyunca, bayılıp düştü hemen,
Ayılınca dedi ki; “O, leşti hakikaten.”
Yeğeni Şihabüddin Ömer-i Sühreverdi,
Der ki, (Bir gün, amcamın yanına biri geldi.
Bir buzağı var idi, hem de beraberinde.
Bağladı o hayvanı, amcamların evinde.
Dedi ki; “Ey efendim, kabul buyurursanız,
Size nezr eylemiştim, bu hayvanı alınız.”
Amcam bir buzağıya, bir de baktı adama,
Buyurdu; “Nezr ettiğin, bu hayvan değil ama.”
Adam şaşkın bir halde, amcama bakardı ki,
O sırada koşarak, geldi bir kimse dahi.
Başka bir buzağıyla, gelerek o kişi de,
Dedi; “Bir karışıklık hasıl oldu bu işte.
Nezr edilen buzağı, o değil, işte budur,
O hayvan başkasının, yanlışlık etti zuhur.”
Abdülkahir Sühreverdi “rahmetullahi aleyh” (2) 06/06/1999
Bu zat buyuruyor ki; (Dünya, küçük ve dardır,
Bunun için burada sıkıntı, keder vardır.
Ahirete dönenler, bulur rahat ve huzur,
Zira ona giden yol, geniş, hatta sonsuzdur.
Kavgalar, dar yerlerde gelirler hep meydana,
Zira herkes, kendini çıkarır ön plana.
Herkes, menfaatini kayırır, haset eder,
Herkes, “dünya malına, ben sahip olayım” der.
Az malı, çok kimseler edince arzu talep,
Dünya sıkıntısının menşei de budur hep.
Almayı düşünenin, sıkıntısı çok olur,
Veren ise daima, rahat ve huzur bulur.
Hem “Vermek” üzerine kurulmuştur dinimiz,
Veren el, alan elden, hep üstündür ve aziz.)
Başka bir gün mescitte, buyurdu ki; (Cömertlik,
Mü’minde bulunması lazım gelen huydur ilk.
Geçen gün seyahatte, bir dağ gördüm önümde,
Hatırıma şu geldi, ilk onu gördüğümde:
“Şu dağ yığını kadar, olsa idi altınım,
Hepsini kürek kürek, dağıtır, zevk alırdım.”
Ve hattâ ayırmazdım, kendime bir tekini,
Zîra alamazdım ki, bunda onun zevkini.
Kalbimde hiç kimseye, yoktur bir kin ve garez,
Her mü’min, nazarımda üstündür ve muazzez.
Her mahlûka merhamet duyuyorum içimde,
Ben böyle davrandıkça, rast gider her işim de.)
Bir gün ona sordular; (Efendim, neden acep,
Sizi, herkes neşeli ve gülerken görür hep?)
Buyurdu ki; (Evet ben, gülmüşüm doğarken de,
İnşallah güleceğim, ruhumu verirken de.
Bir kimse ki memnundur, eşinden ve işinden,
Gülmek gelir daima, o kimsenin içinden.
Bir sebep de şudur ki; “Ölüm”ü unutmam hiç,
Ölümü çok anmak da, verir neşe ve sevinç.
Çünki o, ilk başıdır, sonsuz bir yolculuğun,
Hazırlanmak lâzımdır, bu sefer çok yoğun.
İnsan dünyada bile, çıksa bir kısa yola,
Bir kaç gün evvelinden, koyulur hazırlığa.
Ölüm seferininse, değildir günü belli,
Zira hep ani gelir, insanların eceli.
İşte, bu yolculuğu çok düşünen bir insan,
Yapar hazırlığını, gelmeden henüz o an.
Bu dünya, “Hayal” olup, gayet kısa zamandır,
Sonsuza nisbet ile, ömür, sanki bir andır.
Bunun da çoğu gitti, azı kaldı geriye,
Kavuşmağa bakmalı, rıza-i ilâhiye.
Ölüm uyandırmadan, uyanalım ki şu an,
Yoksa mahşer gününde, oluruz gayet pişman.)
Ölüm uyandırmadan, uyanalım ki şu an,
Yoksa mahşer gününde, oluruz gayet pişman.)
Abdülkahir Sühreverdi “rahmetullahi aleyh” (3) 07/06/1999
Bu zât, üstadı ile, kalırdı aynı evde,
Edebe riayeti, tamdı ona yine de.
Sevdiklerinden biri, sordu ki; (Efendim siz,
Büyük üstâdınızla hergün berabersiniz.
Böyle yakın olunca, edebe tam riayet,
Acep zor olmuyor mu, merak ettik begayet.)
Buyurdu ki; (Peki siz, gördünüz mü ki hâşâ,
Bir ölü, bir diriyle eylesin münakaşa!
Ben içeri girince, hâne-i seâdetten,
O zâtın huzurunda, ölürüm sanki hepten.
Yüzbin sene ibadet etsek de biz Allah’a,
Onun bir hatâcığı, üstündür elbet daha.
Hazreti Ebû Bekir, Resûl’ün bir sehvini,
Alıp, vermek istedi, cümle ibadetini.)
Bir gün de buyurdu ki; (Dışını süslüyor halk,
Halbuki gönüllere bakıyor cenab-ı Hak.
Büyüklerden biri de, bu babda buyurmuş ki;
“Zahir ma’mur, mükemmel, bâtın harab halbuki.”
Bir gün de ben ve hocam, bir damda otururduk,
Bir yaz gecesi idi, semâya bakıyorduk.
Sordular; “Gökyüzünde ne görürsün?” diyerek,
Dedim ki; “Yıldızlar var, küme küme ve tek tek.”
Buyurdu; “Melekler de, gökyüzünden dünyayı,
Aynen böyle görürler, mü’min Müslümanları.
Mü’minler, kalplerinde olan îmanlariyle,
Yıldız gibi görünür, semâdan aynı böyle.”)
Bir gün de buyurdu ki; (Kâ’beyi görse insan,
Mutlak kabul olunur, ne duâ etse o an.
Kâ’be, kul yapısıdır, Kalp ise Rabbimizin,
Ka’beden kıymetlidir, bir mü’min bunun için.
Bir mü’min görünce de, edilse her ne niyaz,
Hak teâlâ indinde, makbuldür, red olunmaz.
Öyleyse her görüşte, demeli ki; “İlahi,
Bu mü’min hürmetine, affeyle beni dahi.”)
Yine o buyurdu ki; (âhiret işlerinde,
Mü’minin çok korkusu olmalıdır içinde.
Dense ki; “Tek bir kişi, düşecektir azâba,
Şöyle düşünmeli ki; “O, ben miyim acaba?”
Ve yine denilse ki; “Bir kişi Cennetliktir”
“O kimse belki benim” diye düşünmelidir.
Zîra buyurmuştur ki, büyükler bu konuda;
“Müsavi olmalıdır, ümit ile korkuda”
Gâyemiz, bir kimseyi kurtarmaktır “ateş”ten,
Zîra daha kıymetli bir iş yoktur bu işten.
Değil ki bir insanı, yılan veya bir akrep,
Yanarken görsek eğer, kurtarırız onu hep.
Halbuki insan için yaratıldı Cehennem,
Bu dünya ateşinden, daha şiddetlidir hem.)