SIFÂT-I SÜBÛTİYYE

 

Allahü azîm-üş-şân hakkında bizlere bilmesi vâcib olan sıfât-ı sübûtiyye sekizdir: Hayat, ilim, sem', basar, irâde, kudret, kelâm, tekvîn.

Bu sıfatların mânaları budur ki:

1- Hayat, Allahü azîm-üş-şân, diri olmak. Naklen delîl, Allahü teâlânın Bekara sûresindeki ikiyüzellibeşinci âyet-i kerimesinin baş kısmıdır. Aklen delîl, Allahü azîm-üş-şân, diri olmasa, bu mahlûkat vücûda gelmezdi.

2- İlm, Allahü azîm-üş-şânın bilmesi olmak. Naklen delîl, Allahü teâlânın Haşr sûresindeki yirmiikinci âyet-i kerimesidir. Aklen delîl, Allahü azîm-üş-şânın bilmesi olmasa, âciz ve nâkıs olurdu. Âciz ve nâkıs olmak, Onun hakkında muhâldir.

3- Sem', Allahü azîm-üş-şânın işitmesi olmak. Naklen delîl, Allahü teâlânın İsrâ sûresindeki birinci âyet-i kerimesidir. Aklen delîl, işitmesi olmasa, âciz ve nâkıs olurdu. Âciz ve nâkıs olmak, Allahü azîm-üş-şân hakkında muhâldir.

4- Basar, Allahü azîm-üş-şânın görmesi olmak. Naklen delîl, Allahü teâlânın yine İsrâ sûresindeki birinci âyet-i kerimesidir. Aklen delîl, görmesi olmasa, âciz ve nâkıs olurdu. Âciz ve nâkıs olmak, Allahü azîm-üş-şân hakkında muhâldir.

5- İrâde, Allahü azîm-üş-şânın dilemesi olmak. Onun dilediği olur. O dilemezse, hiçbir şey olmaz. Varlıkları dilemiş, yaratmıştır. Naklen delîl, Allahü teâlânın İbrâhîm sûresindeki yirmiyedinci âyet-i kerimesidir. Aklen delîl, eğer dilemesi olmasa, âciz ve nâkıs olurdu. Âciz ve nâkıs olmak, Allahü azîm-üş-şân hakkında muhâldir.

6- Kudret, Allahü azîm-üş-şânın herşeye gücünün yetmesi olmak. Naklen delîl, Allahü teâlânın İmrân sûresindeki yüzaltmışbeşinci âyet-i kerimesidir. Aklen delîl, eğer gücü yetmese, âciz ve nâkıs olurdu. Âciz ve nâkıs olmak, Allahü azîm-üş-şân hakkında muhâldir.

7- Kelâm, Allahü azîm-üş-şânın söylemesi olmak. Naklen delîl, Allahü teâlânın Nisâ sûresindeki yüzaltmışdördüncü âyet-i kerimesidir. Aklen delîl, eğer söylemesi olmasa âciz ve nâkıs olurdu. Âciz ve nâkıs olmak, Allahü azîm-üş-şân hakkında muhâldir.

8- Tekvîn, Allahü azîm-üş-şân hâlıktır, yaratıcıdır. Her şeyi yaratan, yoktan var eden Odur. Ondan gayri yaratıcı yoktur. Naklen delîl, Allahü teâlânın Zümer sûresindeki altmışikinci âyet-i kerimesidir. Aklen delîl, yerlerde ve göklerde acâib-i mahlûkatı vardır ve cümlesini yaratan Odur. Ondan başkası için (yarattı) demek küfür olur. İnsan birşey yaratamaz.

 

Allahü azîm-üş-şân hakkında bize bilmesi vâcib olan sıfât-ı maneviyye, sekizdir. Hayyün, Alîmün, Semî'un, Basîrün, Mürîdün, Kadîrün, Mütekellimün, Mükevvinün.

Bu sıfât-ı şeriflerin mânaları budur ki:

1- Hayyün, Allahü azîm-üş-şân, diri olucudur.

2- Semî'un, Allahü azîm-üş-şân, sem'ı kadîmi ile işiticidir.

3- Basîrün, Allahü azîm-üş-şân, görücüdür.

4- Mürîdün, Allahü azîm-üş-şân, irâde-i kadîmi ile dileyicidir.

5- Alîmün, Allahü azîm-üş-şân, ilm-i kadîmi ile bilicidir.

6- Kadîrün, Allahü azîm-üş-şân, kudret-i kadîmesi ile gücü yeticidir.

7- Mütekellimün, Allahü azîm-üş-şân, kelâm-ı kadîmi ile söyleyicidir.

8- Mükevvinün, Allahü teâlâ, herşeyi halk edicidir.

Allahü teâlâ hakkında, muhâl olan sıfatlar, bunların zıddıdır.

 

VE MELÂİKETİHİ: Dahî ben, Allahü azîm-üş-şânın meleklerine inandım, îman eyledim. Allahü azîm-üş-şânın melekleri vardır. Onları nûrdan halk etmiştir. Cismdirler. Yimezler ve içmezler. Onlarda erkeklik, dişilik olmaz. Gökten yere inerler ve yerden göğe çıkarlar. Ve bir hâlden bir hâle girerler. Göz açıp yumacak kadar, Allahü azîm-üş-şâna âsî olmazlar ve bizim gibi günah işlemezler. Onların içinde mukarrebler ve Peygamberler vardır.

Ve cümlesinin eftali, Cebrâîl, Mikâîl, İsrâfîl, Azrâîldır. Bu dördü cümle meleklerin Peygamberleridir. Ve onların her birisini, Allahü azîm-üş-şân, bir hizmete koymuştur. Kıyâmete kadar, başka bir hizmete nevbet gelmez.

 

VE KÜTÜBİHİ: Dahî, Allahü azîm-üş-şânın kitaplarına inandım, îman eyledim.

Allahü azîm-üş-şânın kitapları vardır. Kur'an-ı kerimde bildirilen, yüzdört kitaptır. Yüzü küçük kitaptır. Bunlara (suhuf) denir. Ve dördü büyük kitaptır. Tevrât, Hz. Mûsâa, Zebûr, Hz. Dâvüda, İncîl, Hz. Îsâa, Kur'an-ı kerim, bizim Peygamberimiz Muhammeda nâzil olmuştur. Bugün yahudilerin ve hıristiyanların okudukları (Tevrât) ve (İncîl) hakkında (Cevap veremedi) kitabımızda geniş bilgi vardır.

Yüz suhuftan, on suhufu, Hz. Âdema, elli suhufu, Şita, otuz suhufu, İdrîsa, on suhufu, İbrâhîma inmiştir. Bunların cümlesini, Cebrâîl indirmiştir. Cümlesinden sonra, Kur'an-ı azîm-üş-şân nâzil olmuştur. Kur'an-ı azîm-üş-şânın nüzûlü -az az, âyet âyet- yirmiüç senede tamam olmuştur. Ve hükmü, kıyâmete değin bâkîdir. Nesh olmaktan [geçersiz olmaktan] ve tebdîl ile tahrîften [insanların değiştirmelerinden] mahfûzdur.

 

VE RÜSÜLİHİ: Dahî ben, Allahü azîm-üş-şânın Peygamberlerine îman eyledim.

Allahü teâlânın Peygamberleri vardır. Peygamberlerin evveli Âdem ve âhırı, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafâdir. Bu ikisinin arasında, çok Peygamber gelmiş ve geçmiştir. Onların sayısını Allahü azîm-üş-şân bilir.

Peygamberler hakkında bizlere bilmesi vâcib olan sıfatlar beştir: Sıdk, Emânet, Teblîg, İsmet, Fetânet.

1- Sıdk, cümle Peygamberler, sözlerinde sâdık olurlar. Her sözleri doğrudur.

2- Emânet, Onlar emânete hıyânet etmezler.

3- Teblîg, Onlar, Allahü azîm-üş-şânın emrinin ve nehyinin hepsini bilip, ümmetlerine bildirir ve ulaştırırlar.

4- İsmet, büyük ve küçük bütün günahlardan berî olmaktır. Hiç günah işlemezler. İnsanlardan mâsum olan, yalnız Peygamberlerdir [Bunlardan başkasına mâsum diyenler, Şî'îlerdir].

5- Fetânet, Cümle Peygamberler, sâir insanlardan daha akıllı olmaktır.

Peygamberler için câiz olan sıfatlar beştir: Onlar, yirler, içerler, hasta olurlar, ölür, dünyalarını değiştirirler. Dünyaya muhabbet etmezler.

Kur'an-ı azîm-üş-şânda, ism-i şerifleri bildirilen yirmibeş Peygamberdir. Bunları bilmek, herkese vâcibdir dediler.

Peygamberlerin ismleri:

Âdem, İdrîs, Nuh, Hûd, Sâlih, Lût, İbrâhîm, İsmâ'îl, İshak, Ya'kûb, Yûsüf, Şuayb, Mûsâ, Hârun, Dâvüd, Süleymân, Yûnüs, İlyâs, Elyesa', Zül-kifl, Eyyûb, Zekeriyyâ, Yahyâ, Îsâ, Muhammed dir. Bunlardan başka, Üzeyr ve Lokmân ve Zülkarneyn ismleri de, Kur'an-ı kerimde bildirilmiş ise de, bu üçünde ihtilâf olundu. Bunlara, âlimlerden kimisi nebîdir, kimisi velîdir, dediler.

Ve dahî, sana gereken, ilk Peygamber olan Hz. Âdem zürriyyetindenim ve âhır zaman Peygamberi Muhammed dîninden ve ümmetindenim, elhamdülillah, demektir.

 

VEL-YEVMİL-ÂHIRI: Dahî ben, kıyâmet gününe inandım. Îman ettim. Çünkü, Allahü teâlâ haber vermiştir. Kıyâmet günü, kabirden kalkınca başlar. Cennete veya Cehenneme gidinceye kadar devam eder. Cümlemiz ölüp yine dirilsek gerektir. Cennet ve Cehennem ve mîzân [Terâzî] ve sırât köprüsü, haşr [toplanmak] ve neşir[Cennete ve Cehenneme dağılmak], kabir azâbı, münker ve nekîr adındaki iki meleğin kabirde suâli haktır. Ve olacaktır.

 

VE BİL-KADER-İ HAYRİHİ VE ŞERRİHİ MİNALLAHİ TEÂLÂ: Dahî hayr ve şer, olmuş ve olacak şeylerin cümlesi, Allahü azîm-üş-şânın takdîriyle, yâni ezelde bilmesi ve dilemesi ve vakitleri gelince yaratması ile ve levh-il mahfûza yazmasiyle olduğuna inandım, îman eyledim. Kalbimde, aslâ şek ve şüphe yoktur.

 

Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh.

Ve dahî, îtikatta [yâni inanılacak şeylerde] mezhebim, (Ehl-i sünnet ve cemaat) mezhebidir. Ben bu mezheptenim. Diğer yetmişiki fırkanın inançları yanlıştır, bozuktur. Cehenneme gideceklerdir.

[Eshâb-ı kirâmın hepsini sevenlere (Ehl-i sünnet) denir. Eshâb-ı kirâmın hepsi âlim ve âdil idi. İnsanların efendisinin sohbetinde, hizmetinde bulunmuşlar ve Ona yardımcı olmuşlardır. En az sohbette bulunanı bile, Eshâb-ı kirâmdan olmıyan en yüksek Velîden daha yüksektir. O islâm güneşinin, O Allahü teâlânın habîbinin bir sohbetinde, bir teveccühünde hâsıl olan hâller, o mübârek nefesleri ve nazarları te'sîri ile zuhûr eden kemâller, o huzura, o yakınlık saadetine kavuşamıyanlara nasip olmamıştır. Eshâb-ı kirâmın hepsi daha ilk sohbette, nefslerine uymaktan kurtulmuşlardır. Hepsini sevmekle emrolunduk. (Şir'atül İslâm) şerhinin ilk sayfalarında: (Eshâb-ı kirâmın hepsinin hakkında, mümkün olduğu kadar, iyi söyleyiniz, onların hiç birine sakın dil uzatmayınız) diye yazıyor. Yetmişiki fırkaya gelince: Kimi ifrâta vararak, taşkınlık yaptı, kimi tefrîte düşerek haklarını vermedi, kimi akla güvendi, kimi felsefeye ve eski yunan felsefecilerine aldandı. Böylece dîn-i islâmda olmıyan, hattâ yasak olan şeyleri yaptılar. Bid'ate sarıldılar. Sünneti, yâni islâmiyeti bıraktılar. Ebû Bekr-i Sıddîk, Hz. Ömer gibi, Eshâb-ı kirâmın icmâ ile en üstünü olanlarını, hattâ Peygamber efendimizi çekemiyenler zuhûr etti. Peygamber efendimizin mîraca, cesedi ve ruhu birlikte olarak götürüldüğünü inkâr edenler türedi.

Çok şaşılır ki, zamanımızda da islâm âlimi olarak tanınan, fakat yetmişiki fırkanın en zararlısı (İsmâ'îliyye) ağzı ile konuşan zevallılar görülmektedir. Peygamber efendimizin annelerinin ve babalarının kâfir olduğunu ve Peygamber efendimizin nübüvveti teblîgden önce putlara kurban kestiğini söyleyerek, vesika olarak da bazı şî'î kitaplarını göstererek ve bunlar gibi nice yıkıcı yazılarla temiz gençleri aldatmaya, zehirlemeye çalışmaktadırlar. Böylece bozguncuların maksadı; islâm dînini baltalamak, gençlerin îmanını çalmak, onlara küfrü bulaştırmak olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Hadis-i şerifte: (Kur'an-ı kerime kendi aklı ile mâna veren kâfir olur), buyuruldu. Din âlimleri edebli idi. Dikkatli konuşurlardı ve yazarlardı. Yanlış bir şey söylemiyeyim diye, çok düşünürlerdi. Ulu orta konuşmak, islâmiyeti (Edille-i şer'ıyye)den, yâni dört ana kaynaktan alarak değil de, kendi yanlış görüşleri ile ve bozuk düşünceleri ile anlatmaya kalkışmak, değil bir islâm âliminin, herhangi bir müslümanın bile yapacağı şey değildir. Peygamberimizin ve Eshâb-ı kirâmın büyüklüğünü anlamayan câhillerin, îtikadı zedeliyen yıkıcı sözlerini ve yazılarını öldürücü zehir bilmeliyiz.

Fârisî mısra' tercümesi:

     Îmanıma saldıracaklarından söğüt yaprağı gibi titriyorum.

Allahü teâlâ, kalblerimizde, sevdiklerinin sevgisini arttırsın. Düşmanlarını sevmek felaketine düşürmesin! Bir kalbde îman bulunduğuna alâmet, Allahü teâlânın sevdiklerini sevmek, sevmediklerini sevmemektir.]

Amelde mezhep dörttür: İmâm-ı a'zam, imam-ı Şâfi'î, imam-ı Mâlik, imam-ı Ahmed bin Hanbelin mezhepleri.

Bu dört mezhepten, her hangi birini taklîd etmek câizdir. Dördünün mezhebi de haktır, doğrudur. Dördü de Ehl-i sünnettir. Biz, İmâm-ı a'zam mezhebindeniz. Bu mezhepte olanlara (Hanefî) denir. İmâm-ı a'zam mezhebi savâbdır, doğrudur. Hatâ olmak ihtimali de vardır. Diğerleri hatâdır. Savâb olmak ihtimali de vardır deriz.

geri    iahlaki    ileri