CENÂZENİN, TECHİZ, TEKFÎN VE TEDFÎNİNE DÂİR
Ve dahî, cenâze namazı, defnetmek, yıkamak, kefenlemek bunların cümlesi, farz-ı kifâyedir.
Kefen üç nev'dir: Kefen-i farz, [Buna kefen-i zarûret de denir], kefen-i sünnet, kefen-i kifâye.
Kefen-i sünnet, erlere üç ve avretlere beştir.
Kefen-i kifâye, erlere iki ve avretlere üçtür.
(Bahr)de diyor ki, (Kadınların kefen-i kifâyesi, izâr, lifâfe ve himâr yâni baş örtüsüdür. Çünkü, kadınlar hayatta iken bu üçü ile örtünürler ve böyle örtünmeleri mekruh bile değildir.) İzâr, o zamanda omuzdan veya tepeden ayaklara kadar bedene sarılan kumaş idi. Lifâfenin kamîs [antarî] olduğu İbni Âbidînde yazılıdır. Görülüyor ki, müslüman kadınları önceleri geniş manto ve baş örtüsü ile sokağa çıkardı. (Bahr)de ve (Dürr-ül-müntekâ)da diyor ki, (Zevcin zevcesine vermesi vâcib olan nafaka, taâm, kisve ve meskendir. Kisve, himâr ve milhâfedir.) Milhâfe, dış örtüdür. [Buna şimdi ferâce, manto veya saya denilmektedir. Görülüyor ki, kadın elbisesi üç parçadır. Bunların arasında çarşaf yoktur. Çarşaf ile örtünmek sonradan âdet olmuştur. Çarşaf ile örtünmek örf ve âdet olan yerlerde, çarşaf ile, manto âdet olan yerlerde geniş manto ve kalın başörtüsü ile örtünmeleri câizdir. Örf ve âdetin dışına çıkmak, cemaatten ayrılmak olur. Fitneye sebep olur. Fitneye sebep olmak haramdır.]
Kefen-i farz, erlere ve avretlere bir parçadır.
Kefen bezi bulunmayıp da, harîr yâni ipek bulunsa, erlere bir kat ve avretlere iki kat kifâyet eder.
Ve dahî, cenâze namazında, imamete evla olan, evvelâ, müslüman ise, devlet reîsi, ondan sonra beldenin hâkimi, ondan sonra, Cumaya mezun olan hatîb efendi ve ondan sonra imam-ı haydir.
İmâm-ı hay denilen kimse, meyyitin hayatında, kendisine hüsn-i zannettiği, âlim müslüman kimsedir. Ve ondan sonra, meyyitin velîsidir. Velîsi gelmeyince, zikrolunanlardan gayri bir kimse kılmış olsa, velîsi muhayyerdir. Dilerse, iâde eder veya etmez. [Bunun tafsîli, (Se'âdet-i Ebediyye) adındaki ilmihâl kitabında vardır.]
Ve dahî, bir kimsenin cesedi ortasından biçilmiş olup, yalnız nısfı bulunsa, o yarımın namazı kılınmaz.
Bir ölü bulsalar ki, parça parça olmuş ve her parçası başka bir yerde olsa, onun dahî namazı kılınmaz. Fakat, o parçaları bir araya getirseler, namazı kılınır.
Bir cenâzeyi yıkasalar, bir yeri kuru kaldı deseler, eğer kefenlenmedi ise, onu yıkarlar. Amma, kabrin yanına vardıktan sonra, bunun abdest âzalarından bir yeri kuru kaldı deseler, o yerini yıkarlar ve namazını kılarlar. Kabre koyup, üzerini örttükten sonra, haber verseler, o vakit onu kabirden çıkarmazlar. Yıkanmadan gömülen, üzerine toprak atılmamış ise, çıkarılıp yıkanır.
Ve dahî, bir cenâzeye teyemmüm ettirseler, götürülürken su bulunsa, muhayyerdir.
Bir beldede, birçok kimseler ölmüş olsa, hepsinin birden namazını kılmak câizdir. Tabiî, islâmiyetin hükmü tatbik olunarak. Lâkin, evla olan, teker teker kılmaktır.
Ve dahî, cenâze namazına, (Allahü teâlânın rızası için namaza, er [veya hâtun] kişi için duâya, uydum şu hazır olan imama) diye niyet eyleye.
Ve dahî, bir kimseyi, yol kesip hırsızlık ederken tutsalar, hâkimin ve velînin re'yi ile öldürseler yâhut bir kimseyi devlete olan isyânı sebebiyle, döğüşürken öldürseler veyahut, bir kimse, kendi anasını veya babasını öldürse, bunların namazları kılınmaz.
Kendi kendisini öldürse yâni intihâr etse, onun namazı kılınır (Dürr-ül-muhtâr).
Ve dahî, Ehl-i sünnet olanların, on alâmeti vardır:
1- O kimse cemaate müdâvemet eder.
2- [Îtikatı veya fıskı, küfre varmayan] imama uyar.
3- Mest üzerine meshi câiz görür.
4- Eshâb-ı kirâmdan hiç birine kötü söz söylemez.
5- Devlete isyân etmez.
6- Dinde [bigayr-i hakkın] mücâdele etmez.
7- Dinde, şek etmez.
8- Hayrı ve şerri, Allahü teâlâdan bilir.
9- [İlhâdı belli olmadıkca] ehl-i kıbleyi tekfîr etmez.
10- Dört halîfeyi sâir Eshâb üzerine tercîh eder.