Hikmetten, meydana gelen yedi iyi huy

İKİNCİ BÂB

Burada dört esas iyi huyun kısmları bildirilecektir. Bu dört ana huydan türeyen iyi huylar, sayısız denilecek kadar çoktur. Bunların herbirini anlatmaya insan gücü yetişmez. Burada, islâm ahlâkcılarının üzerinde durdukları, meşhûrlarını bildireceğiz.

Hikmetten, yedi iyi huy meydana gelmektedir:

1 - Birincisi (Zekâ)dır. Bir melekedir. Bir alışkanlıktır. Bunun yardımı ile, insan, bilinen şeylerden, bilinmiyenleri çıkarır. Delîlleri bir araya toplıyarak, aranılan şeyleri bulur. Bunu kazanmak için, mâlûm şeyler yardımı ile mechûl olan şeyleri bulmaya çalışmak, hesap [matematik] ve hendese [geometri] problemleri çözmek lâzımdır.

İnsanların zekâları muhtelif miktârdadır. Zekânın en üstün derecesine (Dehâ) denir. Zekâ (Test) üsûlü ile ölçülür. Yirminci asrın tanınmış ruhiyyâtcılarından [psikologlarından] Amerikalı Terman diyor ki, test üsûlü ile zekâ ölçmesi, ilk olarak Osmanlılarda yapıldı. [Terman 1380 [m. 1960] de sağ idi.] Osmanlı orduları Avrupada ilerliyor. Viyana elden gidiyordu. Viyana gidince, bütün Avrupanın müslümanların eline geçmesi çok kolay olacaktı. Osmanlılar, Avrupaya islâm medeniyetini getiriyor. İlim, fen, ahlâk nûrları, hıristiyanlığın kararttığı, uyuşturduğu yerlere, zindelik, insanlık, huzur, saadet saçıyordu. Asırlarca, diktatörlerin, kapitalistlerin, papazların zulmleri altında inleyen, barbarlaşan Avrupa, islâm adaleti ile, islâm ilimleri ile, islâm ahlâkı ile, insan haklarına kavuşuyordu. Avrupa diktatörleri ve öncelikle hıristiyan kiliseleri, Osmanlı ordularına karşı son gayretlerini harcıyorlardı. Bir gece, İstanbuldaki, ingiliz sefîri, Londraya tarihi mektûbunu yolladı. BULDUM... BULDUM!... Osmanlı ordularının ilerleme sebebini buldum. Onları durdurmanın yolunu buldum diyor. Şöyle yazıyordu:

(Osmanlılar ele geçirdikleri her yerde din, ırk farkı gözetmeksizin, seçtikleri çocukların zekâlarını ölçüyor, ileri zekâlıları ayırarak, medreselerde okutup, islâm terbiyesi ile yetiştiriyorlar. Bunlar arasından da seçtiklerine, saraydaki ENDERUN denilen yüksek okulda, o zamanın en ileri bilgilerini veriyorlar. İşte, Osmanlı siyâset adamları, başkumandanları, böyle seçilen, yetiştirilen keskin zekâlı şahsiyyetlerdir. Sokullular, Köprülüler, böyle yetişmiştir. Osmanlı akınlarını durdurmak, hıristiyanlığı kurtarmak için biricik çâre, enderun mekteplerini ve medreseleri dağıtmak, onları içerden yıkmaktır). Bu mektûbdan sonra, İngilterede (Müstemlekeler nezâreti) kuruldu. Burada yetiştirilen câsûslar ve hıristiyan misyonerleri ve masonlar, yalan propaganda ve yaldızlı vaatlerle avladıkları câhilleri Osmanlı devletinin kilid noktalarına yerleştirmeye ve bu kuklaların eli ile; medreselerden fen, ahlâk derslerini, hattâ, yüksek din bilgilerini kaldırmaya, müslümanları câhil bırakmaya uğraştılar. Bu sinsi kampanyalarında, tanzîmattan sonra tam başarı sağladılar. İslâm devleti yıkıldı. İslâmiyetin dünyaya neşrettiği saadet, huzur nûrları söndü.

2 - Sür'at-i fehmdir. Buna (Sür'at-i intikâl) de denir. İhtiyâç olunca, lâzım olan şeyi hemen anlıyan melekeye denir. Birşey işitince, onun aksini, tersini de hemen anlar. Zekâ, düşünmede ve incelemede, yâni fikirde ve nazarda olur. Yâni bilinen şeyleri inceleyip, bunlardan bilinmeyen bir netîce elde eder. Sür'at-i fehm ise, fikirden ve nazardan başka şeylerde olur.

3 - Zihin açıklığıdır. İstediği şeyleri çabuk anlamak, elde etmektir.

4 - Dikkat etmektir. Düşünceler mani olmayıp, istediği şeye teveccüh etmektir.

5 - Te'akkuldür. Lüzûmlu şeyleri öğrenirken, herşeyin, haddini, sınırını aşmamaktır. Yâni lüzûmlu olanı terk etmez, lüzûmsuz olanla da meşgûl olmaz, vakit öldürmez.

6 - Tehaffuz, yâni unutmamaktır. Ruhun, akıl erdirdiği, anladığı bilgileri unutmamasıdır.

7 - Tezekkürdür. Hâfızadaki bilgileri, her istenilen zamanda hâtırlamaktır.

geri    iahlaki    ileri