RAMAZAN-I ŞERİFİN FAZÎLETİ
71 - Ramazan-ı şerif ayında oruç tuttuğun zaman bütün âzalarınla tut ki, orucun oruç olsun ve orucun fazîletine ve derecesine nâil olasın. Habîb-i kibriyâ efendimiz buyurdular ki, (Yâ Ebâ Hüreyre! Oruç tuttuğun vakit, orucunu erken aç! [Yâni akşam olduğu anlaşılınca, hemen iftâr eyle.] Benim ümmetimden hayrlı o kimsedir ki, akşam ezanı okunduğu gibi, orucunu açar ve sahur yemeğini geç yer. Zîrâ sahurda çok rahmet ve bereket vardır. Ve benim ümmetim Ramazan-ı şerifin orucunu güzel ve tam olarak tutsa, Hak teâlâ hazretlerinin bayram gecesi vereceği ecr-ü mesûbâtı, in'âm ve ihsânı, kendi zat-i pâkinden başkası bilmez. Hak teâlâ hazretleri, azamet-i şâniyle buyurur ki: “Oruç benim rızam içindir, vereceğim ecri de kendim bilirim.”) Bunun içindir ki, kâfirler bütün ibâdetlerle puta taptılar. Fakat, oruç ile tapmadılar. Ramazan orucu, namaz kılmaktan sonra, bütün ibâdetlerden ve başka aylarda tutulan oruclardan daha çok fazîletlidir.
[Oruç, insanı hasta yapmaz. Kuvvetlendirir ve zihnini açar. Din düşmanlarının yalanlarına aldanmamalıdır.
Tenbîh: İbni Âbidîn (Redd-ül-muhtâr) kitabında buyuruyor ki: (Ramazan ayının başında, gökte hilâli, yâni yeni ayı aramak, âkıl ve bâliğ olan her müslüman üzerine vâcib-i kifâyedir. Görünce, kâdıya, yâni hâkime haber vermesi de vâcibdir. Fâsıkın haberini kabûl eden kâdı, günaha girer. Sözü kâdı tarafından red edilen kimsenin, yalnız kendisi oruç tutar. Kâdı kabûl ve ilân edince, [her memlekette] bütün müslümanların o gün oruç tutmaları farz olur. Fâsık otuz gün tuttuktan sonra, bayram yapamaz. Herkesle berâber bir gün daha tutar. Bulutlu havada, âdil olan bir müslümanın haberi kabûl edilir. Bulutsuz havada, çok kimsenin haber vermesi lâzımdır. Kâdısı veya müslüman vâlîsi bulunmıyan yerlerde, âdil bir müslümanın gördüm demesi ile, bunu işitenlerin oruç tutmaları lâzım olur. Topu ve kandili kullananlar âdil müslüman iseler, kâdının hükmüne alâmet olurlar. Ramazan ayının takvim ile, hesap ile başlaması câiz değildir. Âdil olsalar bile, Ramazan ayının başlaması için, bunların hesaplarının kıymeti yoktur. Bunların, Ramazan hilâlinin doğacağı günü önceden haber vermeleri ile, Ramazan orucu başlamaz. Şâfi'î âlimlerinden imam-ı Sübkî, (Şa'bânın otuzuncu gecesi hilâli gören olsa, hesap ise, hilâlin bir gece sonra doğacağını bildirse, burada hesaba inanılır. Çünkü, hesapla anlaşılan kat'îdir. Doğmadan bir gece evvel görülmesi imkânsızdır) diyor. Şems-ül-eimme Halvânî buyuruyor ki, (Ramazan ayının başlaması, hilâlin görülmesi ile olur. Hilâlin doğması ile başlamaz. Hesap, hilâlin doğduğu geceyi bildirdiği için, Ramazan-ı şerif ayının başlaması hesap ile anlaşılamaz. İki âdil müslümanın, (hilâli gördük) demeleri ile veya kâdının hükm etmesi ile, bir yerde Ramazan başlayınca, dünyanın her yerinde oruca başlamak lâzım olur. Hac, kurban ve namaz vakitleri böyle değildir. Bunlar vakitlerinin bir yerde mâlûm olması ile, başka yerlerde de böyle olmaları lâzım gelmez.) Yine İbni Âbidîn namazın şartlarını bildirirken, kıble tâyîninde diyor ki, (Namaz vakitlerini ve kıble cihetini anlamak için, [âdil müslümanların tasdik ettikleri] takvimlere ve astronomik hesaplara inanılır. Bunların bildirdikleri kesin olmasa bile, kuvvetli zan hâsıl eder. [Fakat, takvimlerin, vakitleri anlıyan sâlih bir müslüman tarafından hazırlanmış olduğunu bilmek lâzımdır.] Burada kuvvetli zannetmek kâfî ise de, şüphe, ihtimal kâfî değildir. Ramazanın başladığını anlamak için ise, astronomik hesaplara uyulmaz. Çünkü, Ramazan-ı şerifin başlaması, gökte hilâli görmekle olur. Hadis-i şerifte, (Hilâli görünce, oruca başlayınız!) buyuruldu. Hilâlin doğması, görmekle değil, hesapla anlaşılır. Hesabın bildirdiği kesin doğru olur. Fakat, hilâl doğduğu gece görülebileceği gibi, o gece görülemeyip, ikinci gecesi görülebilir. Ramazanın başlaması, hilâlin doğması ile değil, hilâlin görünmesi ile olacağı emrolundu.) Takvimler, hilâlin görülmesini değil, doğmasını bildirdikleri için, Ramazan ayının başlaması, takvimle anlaşılamaz. Takvim ile veya âdil olmıyan kimselerin, yâni kâfirlerin, mezhepsizlerin, fâsıkların sözleri ile başlayan Ramazan aylarının ilk ve son günlerinin Ramazan olup olmadıkları şüphelidir. Yâni, Ramazan ayı, hakîkî zamanından bir gün evvel başlamış ise, birinci günü tutulan oruç, Şa'bân ayında tutulmuş olur. Bayram da, bir gün evvel yapılmış olacağı için, hakîkî Ramazan ayının, son günü oruç tutulmamış olur. Ramazan ayı, hakîkî Ramazandan bir gün sonra başlamış ise, Ramazanın birinci günü oruç tutulmamış, sonunda da, bayram günü oruç tutulmuş olup, bu oruç sahih olmaz. Böyle başlatılan Ramazan ayı, hakîkî Ramazan ayının başlamasına uygun da olabileceği için, Ramazan olup olmaması, şüpheli olmaktadır. Bu şüpheli iki günde Ramazan orucu tutmanın tahrîmen mekruh olduğu ve müslüman memleketinde olup da, ibâdetleri bilmemenin özr olmadığı İbni Âbidînde yazılıdır. Bunun için, büyük islâm âlimi, ondördüncü asrın müceddidi seyyid Abdülhakîm Efendi, (Böyle yerlerde bulunan müslümanların bayramdan sonra, dilediği zaman, kaza niyeti ile, iki gün daha oruç tutmaları lâzımdır) buyurdu. Takvimlerde bildirilen geceden önceki gecede (Hilâli gördük) demek yanlıştır. Böyle yanlış söze uyarak Arafâta çıkmış olanların hacları sahih olmaz. Bunlar hâcı olmazlar.]
Vücûdüm tatlıdır bana, harap olmak ne müşküldür.
Çürüyüp ayak altında, türâb olmak ne müşküldür.
Tutmaz olur semiz eller, kopar nazlı temiz diller.
Mevkı'ler, mallar, makamlar, berbâd olmak ne müşkildür.