BİRİNCİ CİLD, 127. MEKTÛB

 

Mümkinin, yâni mahlûkların aslı, esası ademdir, yokluktur. Kemâlât-i vücûdînin, yâni hakîkî mevcudün kemâlâtının aksleri, görünmeleri ile var zan olunmaktadır. [Bütün mevcûdât, aynada, sinema perdesinde ve televizyon levhasında görünen şeyler gibidir. Bunlar, hakîkatte mevcut değildirler. Hakîkatta mevcut olan şeylerin aynadaki, perdedeki ve levhadaki hayâlleridirler. Bu şeyler yok olurlarsa, hayâlleri de yok olurlar.] Birer hayâl olan mümkün, kendini mevcut ve kemâl sıfatlarına mâlik zannetmektedir. Allahü teâlâ merhamet ederek, insan, asl mevcutun kemâllerini ve kendindeki kemâllerin hiç olduklarını, hayâl olduklarını anlarsa, (fenâyı hakîkî) ile şereflenir. Kemâlâtın kendinden olduğunu, kendinin hayr menba'ı olduğunu zannederse, hâin olur. Kulun kemâli, kemâl sahibi olmadığını anlamasıdır. Mümkinin bu hakîkati görebilmesi, asla olan muhabbetinden hâsıl olur. Muhabbet aşırı olunca, muhib fânî olur, yok olur. Yalnız mahbûb mevcut olur. Bunu anlıyabilene (Ârif) denir.

geri    iahlaki    ileri