BİRİNCİ CİLD, 230.  MEKTÛB

 

(Tasavvuf), seyr ve sülûk demektir. Seyr ve sülûktan ve riyâzet çekmekten ve mücâhede yapmaktan maksat, mahlûklara olan meyli, muhabbeti yok etmektir ve kulluk yapmağı öğrenmektir ve insanın, âciz ve muhtaç olduğunu anlamasıdır. Ademden geldiğini ve ademe gideceğini idrâk etmesidir. Yoksa, insanın kulluktan kurtulması, mâbut olması ve mâbudun kemâlâtına ortak olması değildir. Muhammed Behâüddîn Buhârî hazretleri, (Âbid, mâbut ile iştirâk edemez) buyurdu. [Behâüddîn Buhârî 791 [m. 1389] da Buhârada vefât etti.] İbni Sînânın bozuk düşünceleri, Ehl-i sünnet îtikatına uygun değildir ve küfrüne ve dalâletine sebep olmaktadır. [Ebû Ali Hüseyn ibni Sînâ 428 [m. 1037] de Hemedânda vefât etti.] İmâm-ı Rabbânî 245 ve 266. mektûblarında, (İmâm-ı Gazâlî Hukemânın bozuk düşüncelerini yazdıktan sonra, Fârâbî ve İbni Sînânın ve benzerlerinin kâfir olduklarını bildirdi. [İmâm-ı Muhammed Gazâlî 505 [m. 1111] de Tûs [Meşhed] de vefât etti. Muhammed Fârâbî 339 [m. 950] de Şâmda vefât etti.] Resûlullah, bir Velîye, rüyâda, İbni Sînâ için, (Allahü teâlânın çok ilim vererek, dalâlete sürüklediği kimsedir) buyurdu. Sâlik, kalbine gelen hâlleri yanlış anlasa da, bir Velîyi taklîd etmesi lâzımdır. (Tevhîd-i vücûd) bilgisi, akla ve nakle uygun görünüyor diyorsunuz. Nakil dediğiniz haberler, açık bildirilmiş değildirler. Böyle haberlere (Müteşâbihât) denir. Böyle haberler (Tevil) olunur. Yâni, meşhûr olmıyan mânaları verilir. Aklın kabûl ettiği şeyler ise, inandırmak için söylenir. Sâhası çok geniştir. Celâlüddîn-i Devânî, böyle bilgilere akıl ermez dedi. [Muhammed Devânî 908 [m. 1502] de Şîrâzda vefât etti.] Mevlânâ Câmî, (Akıl ermez demek, keşf ve müşâhede ile kalbde hâsıl olup, aklın anlıyamıyacağı şeylerdir. Aklın anladığı şeyleri, his kuvvetlerinin anlıyamaması da böyledir) dedi. [Abdürrahmân Ahmed Nûreddîn Câmî 898 [m. 1492] de Hirâtta vefât etti.] [Meselâ akıl, güneşin yer küresinden büyük olduğunu anlıyor. Göz ise, güneşi pencerenin içinde gördüğü için, bunu anlıyamıyor.]

Felsefeciler, (Mevcut olan şey yok olmaz. Yok olan şey de var olmaz) dediler. [Fransız kimyâger Lavoisier de böyle söyledi. [Lavoisier 1209 [m. 1789] ihtilâlinde öldürüldü.] Bu sözleri doğru değildir. Zan ile söylemişlerdir. Bu söz, Allahü teâlânın sonsuz kudretini inkâr etmektir. Lavazye, bu sözü umûmî olarak söylemeseydi, kimyâ hâdiselerinde var ve yok olmaz deseydi, sözü doğru olurdu. İslâm düşmanı, fen yobazlarının, tekrar dirilmeyi inkâr ederken Lavoisiernin bu yanlış sözünü ileri sürmeleri, ilme, fenne büyük iftirâdır.] Allahü teâlâ, dünyayı ve âhireti, yâni herşeyi yoktan var etti. Hepsini tekrar yok edecek ve Kıyâmet günü, yine var edeceğini, Peygamberleri vâsıtası ile haber verdi. Yaratması ve yok etmesi, Onun sonsuz kudretine göre, şaşılacak birşey değildir. Filozofların bu sözleri, âlemin yok edileceğini inkâr etmektir. Böyle söylemek küfürdür. Bu sözlerine inanan, Allahü teâlânın verdiği habere inanmamış olur, kâfir olur. Bütün dinler, âlemin yoktan var edildiğini ve tekrar yok edileceğini sözbirliği ile bildirmektedir. Filozofların bu sözleri, mahlûkların varlıkta durmaları için, Allahü teâlâya muhtaç olmamalarını da Îcap ettirmekte ve Allahü teâlânın varlıkları yok etmeye kâdir olmayacağını göstermektedir. Cismlerin sıfatlarının var olduklarını ve yok olduklarını görüyoruz. [Meselâ deniz suları, buhar hâline, bulut, yâni zerreler hâline ve kar, buz hâline dönmektedir. Suyun bir hâli yok olup, diğer hâli var olmaktadır. Cismlerin hâllerini yok iken var eden ve var iken yok eden Allahü teâlâ, cismlerin kendilerini de, yok iken var etmeye ve var iken yok etmeye kâdirdir. Bugün bütün dinler, öldükten sonra, tekrar dirilmeye, Cennete, Cehennem azâbına inanıyorlar. 1989 da Amerikanın en büyük (Misûrî) harp gemisi İstanbula geldi. İçinde iki büyük kilise var. (Kitap-ı mukaddes) dedikleri incîli ingilizce bastırmışlar. Maroken ciltlemişler. Her ziyâretciye hediye ediyorlar. Bizdeki ilericiler, Avrupaya, Amerikaya âşık olduklarını söylüyorlar. Onlar gibi, morfinli, içkili kadınlarla, kızlarla otel odalarında, parklarda, her nev' zevklerini ve pilaj eğlencelerini yapıyorlar. Bunlara ilericilik diyorlar. Müslümanlara, Cennete, Cehenneme inandıkları ve Allahın emirlerine uydukları için gerici diyorlar. Bütün dünyadaki inananlara gerici demediklerine göre, nefsânî, hayvânî zevklere ve islâm düşmanlığına ilericilik dedikleri anlaşılıyor.]

geri    iahlaki    ileri