CEMAATİN FAZÎLETİ
27 - Hz. Resûl-i ekrem buyurdu ki: (Her kim sabah namazının farzını cemaat ile kılarsa, kıyâmet gününde yüzü ayın ondördü gibi parlar. Öğle ve ikindi namazlarının farzlarını cemaat ile kılsa Hak teâlâ, o kula bin saf melek müvekkel kılıp, kıyâmet gününe kadar onun için tesbîh ederler. Her kim akşam namazını cemaat ile kılsa, Hak teâlâ hazretleri o kişiyi Peygamberlerle haşr eder. Her kim yatsı namazını cemaat ile kılsa, o kimse ile Hak teâlâ arasında hicâb kalmaz.) Bu fazîletler, fâsık olmıyan ve bid'at ehli olmıyan imamın cemaati içindir.
Her kim cemaati özürsüz terk eylese, Cennet kokusu duyamaz. Bu kimse, dört kitapta mel'ûn diye vasflanmıştır. Namazı terk eden kimse, Hak teâlânın gazabından kurtulamaz. Her kim sabah namazlarını kılmasa, îmanı zayıflar, öğle namazlarını kılmaz ise, Peygamberler ona gücenir, ikindi namazlarını kılmaz ise, melekler onu sevmez. Akşam ve yatsı namazlarını kılmaz ise, Allahü teâlâ onu sevmez.
28 - Her şeyin bir nûru, bir özü vardır. Dînin nûru ve özü beş vakit namazdır. Namaz aynı zamanda dînin direği ve örtüsüdür. Her şeyin fesatı vardır. Dînin fesatı, namazı terk etmektir. Namazını terk eden, dînini terk etmiş demek olur.
29 - Her kim cemaat ile namaz kılmağı severse, Hak teâlâ hazretleri o kulunu sever, melekler sever.
30 - Beş vakit namazını cemaat ile kıl! Âciz olma!
Tenbîh: Cemaat ile kılınan namazın sevabı, yalnız kılınan namaz sevabından çok olduğu anlaşıldı. Cemaatin bu kadar büyük fazîleti, imamın namazının sahih olduğu takdîrdedir. Eskiden İslâmiyet kuvvetli olduğu zamanlarda, imamlara ve her müslümana hüsn-i zannedilirdi. Fakat, şimdi, müslümanım diyenlerin ve imam olmak istiyenlerin bazısı, dinden, îmandan haberi olmıyan câhiller olduğu sözlerinden, hâllerinden ve hareketlerinden anlaşılıyor. O hâlde, bugün Ehl-i sünnet îtikatına karşı olduğu belli olmıyan ve guslünü, abdestini ve namazını doğru yapabilen ve haram işlemekten sakınan imam bulup ona uymak lâzımdır. Aksi takdîrde cemaat sevabı değil, namazımız da elden kaçar. Zîrâ, zarûrî mâlûm olan, yâni câhillerin de işittikleri ahkâmı öğrenmemek, bilmemek özr olamaz. Fâsık imamın arkasında kılınan namazın mâlikîde sahih olmadığı (Halebî-i kebîr)de yazılıdır. Sâlih bir imamın ağzında kaplamalı, dolgulu diş görülürse, mâlikî veya şâfi'î mezhebini taklîd edip etmediği kendisine sorulmamalıdır.
31 - Resûl-i ekrem buyurdular ki: (Sabah namazı ile yatsı namazını cemaat ile kılmak çok sevaptır. Bu iki vakit namazı cemaat ile kılmanın, ne derece bir fazîlet ve ne büyük bir sevap olduğunu lâiki ile bilseler, bunu kimse terk edemezdi.)
Hak teâlâ, hadis-i kudsîde, buyurdu ki: (Kulum bana farz namazda olduğu kadar, hiçbir amel ile yakın olamaz.) Farz namazları kılıp, hiçbir namazı kazaya kalmayanların, nâfile namazları da böyle olur. Yine hadis-i kudsîde, Allahü teâlâ buyurdu ki: (Kullarım namaz kılmakla gözleri, kulakları, elleri, ayakları ve bütün âzaları benim emrimde olmuş olur.) Resûlullah buyurdular ki: (Hak teâlâ Cennet-i âlâda hûrîler yaratmıştır. O hûrîlere, sizler kimler için yaratıldınız, diye sorulduğu zaman, bizler beş vakit namazını cemaat ile kılanlar için yaratıldık derler.)
32 - İbn-i Mes'ûd [Otuzikide Medînede vefât etti] buyurdu ki: Peygamberimize sordum. Allahü teâlâ indinde hangi amel sevgilidir? Cevaben buyurdular ki, (Namazı vaktinde kılmak, ana-babaya iyilik etmek ve hak yolunda cihâd etmek.)
33 - Bir gün bir âmâ, Efendimize sordu: Yâ Resûlallah ! Benim gözlerim görmüyor, elimden tutup câmiye götürecek bir kimsem de yoktur. Evimde namazımı kılayım mı? Resûlullah sordular: (Ezan sesini işitiyor musun?) Evet işitiyorum, dedi.
Resûlullah, (Sana evde namazı kılmaya izin veremem) dedi. Yine bir kişi sordu:
Şehrin yılan, akreb ve vahşî hayvanları vardır. Bana bir çâre var mıdır? Namazımı evde kılsam? (Ezan-ı Muhammedîyi işitir misin?) buyurdu. Evet işitirim, dedim. (Şu hâlde, namaza, yâni cemaate gitmelisin), cevabını verdi. Böyle olunca, nerede kaldı ki gözlerin, ayakların yerinde, bir korkun yoktur. Şer'î bir mânin de yok! Niye evde kılıp cemaate gitmiyesin? Ancak yürüyemiyecek kadar hasta olana ve şiddetli soğuk ve yağmurda izin vardır.
34 - Peygamberimiz, (Hak teâlâ hazretlerinin rahmeti o kul üzerinde olsun ki, ikindi namazının sünnetini terk etmez) ve (İkindi namazının sünnetini kılıp terk etmeyen kimsenin Cennete girmesine kefilim) buyurdu. [Bu müjde, farz namazını kazaya bırakmıyanlar ve haramdan sakınanlar içindir.]
35 - Akşam namazından sonra altı rekât (Evvâbin namazı)nı kılmayı da ihmâl etme!
Tenbîh: Yukarıdan beri, namazlar hakkında birçok fazîletler sayılmıştır. İnsanı bu fazîletlere kavuşturacak olan namaz, bütün farzlarını, sünnetlerini, müstehab, vâcib ve bütün erkân ve şerâitini hâiz olan namazlardır. Ayrıca, namazın sevaplarına da kavuşmak için, Allah rızası için kılmaya niyet etmek ve terk edilmiş namaz borcu olmamak lâzımdır. Abdestli olduğunu zannederek kıldığı namaz sahih olmaz ise de, niyet ettiği için, sevap verileceği (Eşbâh)ın otuzuncu sayfasında uzun yazılıdır.
36 - Sevabı en çok ve birinci vazîfe olan namaz, farzlardır. Sünnetler ve nâfile namazlar, farzların yanında büyük bir denize nazaran, bir damla kadar bile değildirler. Bir vakit farz namazı özürsüz kazaya kalan kimsenin hiçbir sünnet ve nâfilesi kabûl olmaz, yâni sahih olsa ve niyet etse bile, sevap verilmez. Abdülkâdir-i Geylânî (Fütûhülgayb) kitabında, (Farz namazı terk etmiş olan kimsenin, bunu kaza etmeden önce, sünneti kılması ahmaklıktır ve câhilliktir. Zîrâ bunun sünnetleri kabûl olmaz) diyor. Hanefî mezhebi âlimlerinden Abdülhak Dehlevî, bu kitabı şerh ederken, bunu bildiren hadis-i şerifi de uzun uzadıya yazıyor. Bu hadis-i şerif (Se'âdet-i Ebediyye) ilmihâl kitabında ve (Zahîre-i Fıkh)da da vardır. O hâlde, her şeyden evvel kaza namazlarını kılmalı, namaz borçlarını ödemelidir ve sabah namazından başka dört vakit namazın sünnetleri yerine de, tenbellikle kılınmamış namazlar bitinciye kadar kazalarını kılmalıdır. Âlimlerin sözlerine âşinâ olmayan ve ilimden nasipleri az olan bazı kimseler, sünnet yerine kaza kılınmaz diyor ve kısa akılları ile sözlerini isbâta kalkışıyorlarsa da, iddiâlarının tamamen indî olduğu ve hiçbir esasa dayanmadığı, kitaplarını okuyan erbâb-ı vukûfa pek âşikârdır. Dört mezhebin inceliklerine vâkıf olan, derin âlim seyyid Abdülhakîm Efendi (1281-1362 [m. 1943]) hazretleri bu husûsu İstanbul câmilerinde müslümanlara tekrar tekrar beyan buyurmuşlar ve yazmışlardır.117.ci sayfaya bakınız! Derin âlim, büyük velî Muhammed Mâsum Serhendî, ikinci cildin 63. mektûbunda buyuruyor ki, (Sünnetler yerine kaza kılmalıdır. Sünnet sevabı da hâsıl olur.)
İbni Âbidîn Nâfile namazları anlatırken diyor ki, (Sünnetler, farzlar ile ve vâcibler ile berâber ayrıca kılınan başka namazlar demektir. Müekked olan ve müekked olmayan sünnetlerin hepsine nâfile namaz denir. Çünkü, farz ve vâcib olmıyan namazlar, nâfiledir. Nâfile denilen namazların hepsi, sünnet değildir. Sünnet namazı özürsüz ve devamlı olarak terk eden, eğer sünnet olduğuna inanıyor, saygı gösteriyorsa küçük günaha girer. İnanmadığı, saygı göstermediği için kılmıyan ise, kâfir olur. Dinden olduğu zarûrî bilinen, yâni câhillerin de bildiği birşeyi inkâr eden de kâfir olur. Hanefî mezhebine göre, icmâ hâsıl olmuş, yâni dört mezhepte de aynı olan bir hükmü inkâr eden de kâfir olur. Müekked sünneti özürsüz devamlı terk etmek günahı, vâcibi terk günahına yakındır. Devamlı terk etmek dalâlet olur. Terk eden levm edilir, azarlanır. Farzlardan sonra kılınan sünnet namazlar, farzların içindeki sünnetlerden özr ile, meselâ unutarak terk edilen sünnetlerin yerine geçecek, böylece farzları tamamlıyacaktır. Yoksa, sünnet namazlar, hiç kılınmamış farzın yerine geçmez, terk edilmiş farzı tamamlamaz. Hadis-i şerifte, (Tamam kılınmamış olan bir namaz sübhası ilâve edilerek tamamlanır) buyuruldu. Sübha, nâfile namaz demektir. [Görülüyor ki, farzlardan evvel ve sonra kılınan sünnetlere nâfile ismi verildi.] Sabah namazının sünneti, diğer sünnet namazlardan daha kuvvetlidir. Buna vâcib diyen âlimler de vardır. Âişe diyor ki, Resûlullah nâfile namazlar içinde en çok sabah namazının iki rekâtına çok önem verirdi. [Görülüyor ki, Hz. Âişe de, sünnet namazlara nâfile demektedir.] (Öğle namazının farzından önce olan dört rekât sünneti terk eden, şefaatime kavuşamaz!) hadis-i şerifi, Cennet derecesinin yükselmesi için olan husûsî şefaatime kavuşamaz demektir. Çünkü, umûmî şefaatine bütün mahlûklar kavuşacaklardır. Bir âlime suâl soranlar çok olup hiç boş vakti kalmazsa, sabah namazından başka namazların sünnetlerini terk edebilir. Dersi kaçırmamak için talebenin terk etmesi de câiz olur. [Bunların farz namazları kazaya bırakmaları hiç câiz olmaz.]
Mescide girince, oturmadan önce, mescidin sahibi için, yâni Allahü teâlâ için, iki rekât namaz kılmak sünnettir. Buna (Tehıyyet-ül-mescid) namazı denir. Mescide girince, farz veya başka namaz kılmak veya bunları kılmak niyeti ile girip oturmak, Tehıyyet-ül-mescid namazı kılmak da olur. Başka namaz kılarken Tehıyyet-ül-mescid için de ayrıca niyet etmek lâzım değildir. Sabah ve ikindi namazlarını kılmış olan, câmiye girince, Tehıyyet-ül-mescid kılmaz.
Bir kimse, öğlenin farzını kılarken, öğlenin farzına ve sünnetine birlikte niyet etse, iki imama göre yalnız farz kılmış olur. İmâm-ı Muhammede göre ise, farz namazı da sahih olmaz. Çünkü, farz ve sünnet, cinsleri başka olan iki namazdırlar. Beş vakit namazın sünnetleri, farzdan gayrı kılınan, başka bir namaz demek olduğu için, farz kılarken sünnet de kılınmış olmıyor. Farz ve Tehıyyet-ül-mescid aynı cins namaz oldukları için, farz kılarken, Tehıyyet-ül-mescid namazı da kılınmış oluyor. Terk edilmiş olmıyor. Fakat, Tehıyyet sevabına da kavuşabilmek için, buna da ayrıca niyet etmek lâzımdır. Çünkü, hadis-i şerifte, (İbâdetler, niyetlerine göredir) buyuruldu. Amelin sevabına kavuşmak için, niyet edilmesi şart olmaktadır. Bir ibâdetin yapılması ile, başka bir ibâdetin de yapılmış olacağı bildirilmiş olan yerlerde, ikinci ibâdetin sahih olması için, bunun için de ayrıca niyet etmek lâzım olmaz ise de, ikinci için de niyet edilmedikce, bunun sevabı hâsıl olmaz.) İbni Âbidînden tercüme burada tamam oldu.
Kaza namazları, farzdan gayrı namaz oldukları için, sünnet namazın tarifine uymakta, kaza namazı ile sünnet namaz, aynı cinsten olmaktadırlar. Bundan dolayı, kaza namazı kılarken, ayrıca niyet etmeye lüzûm olmadan sünnet de kılınmış olmaktadır. Ayrıca sünnet kılmak lâzım olmamaktadır. Sünnet yerine kaza kılan, sünneti terk etmiş olmıyor demek, kaza namazı, sünnet namaz şekline dönüyor demek değildir. Kaza kılınca, sünnet de kılınmış oluyor. Sünnete mahsûs olan şefaatten mahrum kalmıyor. Fakat sünnet namazlar için vaat edilmiş olan sevaplara kavuşabilmek için, kaza namazına niyet ederken, vaktin sünneti için de niyet etmek, yâni kalbinden geçirmek lâzım olmaktadır. Böyle iki niyet edince, hem kaza, hem sünnet, üç imama göre de sahih olmakta, hem de sünnet sevabı da hâsıl olmaktadır. 118.ci sayfaya bakınız!
Bu mes'eleyi böyle uzatmamız, hem sünnetler yerine kaza kılmak lâzım olduğunu anlatmak için, hem de Oflu Muhammed Emîn efendi merhûmun (Necât-ül-müminin) kitabının son sayfasındaki yazısının doğru olduğunu bildirmek içindir. Bu sayfasında, (Sabahdan başka namazların sünnetlerini kılarken, hem evvel kazaya kalmış olan namazın kazasına, hem de vaktin sünnetine birlikte niyet edilir. Böylece hem kaza borcu ödenilmiş, hem de sünnet sevabına kavuşulmuş olur) diyor. Din bilgisi az olan kimseler, Oflu Emîn efendinin bu yazısının doğru olmadığını söylüyorlar ise de, İbni Âbidînin yukarıda bildirilen tahkîkâtı, onların sözlerinin yanlış olduğunu ortaya çıkarmaktadır.
Büyük âlim Ahmed Tahtâvî, (Merâk-ıl-felâh) hâşiyesinde, kaza namazlarını açıklarken, sonunda diyor ki, (Fevt edilmiş olan, yâni insanın elinde olmıyarak, şer'î bir özr ile kaçırılmış olan namazın kazasını kılmak, nâfile namazları kılmaktan daha mühim ve daha evladır. Fakat, müekked sünnetler ve duhâ, tesbîh ve ismleri hadis-i şeriflerde bildirilmiş olan nâfileleri, nâfile niyeti ile kılmak, böyle olmıyanları kaza niyeti ile kılmak daha iyidir.) Müekked sünnetleri, sünnet niyeti ile kılmak, diğer nâfileleri kaza niyeti ile kılmak daha iyidir demesi, sünnetler kaza niyeti ile kılınamaz demek değildir. (Dürr-ül-muhtâr)da diyor ki, (Fevt edilmiş olan namazların kazalarını geciktirmeden kılmak lâzımdır. Ancak, özr ile geciktirilebilir. Nafaka te'mîn etmek için çalışmak özrdür.) Fevt edilmiş olan namazların kazalarını müekked sünnetleri kılacak kadar geciktirmek de özr sayıldı. Namazları özürsüz terk etmek ise, büyük günahtır. Bu büyük günahtan kurtulmak için, acele kaza etmek farzdır. Namazların müekked sünnetlerini kılmak için, bu farzı geciktirmek özr sayılmamıştır. Vâcibi geciktirmemek için bile, müekked sünneti terk etmek lâzım olduğu vitr namazında yazılıdır.
Konyalı Muhammed Hâdimî (Berîka) kitabında, kötü huyların altmışıncısı olan (Günah işlemekte isrâr)ı anlatırken diyor ki: Farz namazı özürsüz vaktinde kılmamak büyük günahtır. Vazîfe olduğuna önem, kıymet vermezse kâfir olur. (Fetâvâ-yı Zeyniyye)de diyor ki, (Günaha hemen, acele tevbe etmek farzdır. Tevbeyi geciktirmeye de tevbe etmek lâzımdır.) [Görülüyor ki, tevbeyi geciktirmek de günahtır.] Farz namazı özürsüz terk etmekte iki büyük günah vardır: Birincisi, namazı vaktinden sonraya bırakmaktır. Bunun tevbesi, pişman olmak, bir daha kaçırmamaya karar vermektir. İkinci günah, namazı terk etmektir. Bunun tevbesi, hemen, acele kaza etmektir. Kaza etmeyi geciktirmek de büyük günahtır. Bunun için de ayrıca tevbe etmek lâzımdır. Çünkü, günah işlemekte isrâr etmek, ayrıca büyük günahtır. Küçük günahı işlemekte isrâr etmenin büyük günah olduğu hadis-i şerifte bildirilmiştir. Farz namazları özürsüz terk etmek haram olduğundan, bunların kazalarını geciktirmek için özr, beş vakit namazın farzlarını geciktirmeye özr olan şeylerdir. Bu özürler, îmâ ile de kılamıyacak kadar ağır hasta olmak, harbde düşmanın, yolculukta hırsızların ve yırtıcı hayvanların hücûm etmeleri, unutmak ve uykudur. Ölüm hastalığı hâsıl olursa, öldükten sonra, fidye verilmesi için vasıyet etmek ve mal bırakmak vâcib olur. (Berîka)dan tercüme tamam oldu. Vaktin sonunda, müekked sünneti kılmak, farzı vaktinde kılmaya mani olursa, bu sünneti kılmanın haram olacağı fıkh kitaplarında yazılıdır. Bunun gibi, sünnet namazı kılmak, kaza kılmanın gecikmesine sebep olacağı için, haram olur. Çünkü, özürsüz terk edilmiş namazı kaza edecek kadar geçen her zamanda, bu büyük günah katkat artmaktadır. Müslümanları bu büyük felaketten korumak için, bütün fıkh kitapları, kaza namazlarını geciktirmeden acele kılmak lâzım olduğunu yazmaktadırlar. Farz namazı fevt etmek, yâni özr ile vaktinde kılamamak haram olmadığı için, bunların kazalarının müekked sünnetleri kılacak kadar geciktirilmeleri özr sayılmış, bundan fazla geciktirilmelerine izin verilmemiştir.
37 - (İşrak namazı)nın fazîleti de çok büyüktür. Bunun hakkında birçok âsâr vardır. Sultan-ı Enbiyâ buyurdu ki: (Sabah namazını kıldıktan sonra dünya kelâmı söylemeden kıbleye karşı durup, güneş bir mızrak yükseldikten sonra iki rekât işrak namazı kılan kimse, şüphesiz Cennetliktir.) [Güneşin alt kenârının üfk-ı zâhirî hattından bir mızrak yükselmesi, merkezinin üfk-ı hakîkîden beş derece yükselmesidir.]
38 - (Teheccüd namazı) yâni gece namazı da kıl, duân kabûl olsun. Hasen-i Basrî hazretleri (21-110 Basrada) rivayet ederler ki: Allahü teâlâ Tûr-i Sinâda, Mûsâ aleyhisselâma buyurdu ki, (Yâ Mûsâ, benim için ibâdet yap!) Mûsâ aleyhisselâm ise, yâ Rabbî! Sana ne zaman ibâdet yapayım ki, huzurunda kabûl olunsun? Müzzemmil sûresinin ikinci âyetinde meâlen, (Gecenin yarısında gece namaz kıl!) buyuruldu. [Böyle olmakla berâber, (Dürr-ül-muhtâr) beşinci ciltte buyuruyor ki, bir saat ilim öğrenmek geceyi ibâdetle geçirmekten daha çok sevaptır.]
39 - Duânın makbûl olması için, beş şart lâzımdır:
1- Müslüman olmak.
2- Ehl-i sünnet îtikatında olmak. Bunun için, dört mezhepten birini taklîd etmek lâzımdır.
3- Farzları yapmak. Kazaya kalmış namazları, geceleri de ve sünnetler yerine de kaza ederek, bir ân önce ödemelidir.
Farz namazı kazaya kalan kimsenin, sünnet ve nâfile namazları ve duâları kabûl olmaz. Yâni, sahih olsa da sevap verilmez. Şeytan, müslümanları aldatmak için, farzları önemsiz gösterip, sünnet ve nâfileleri yapmaya sevk eder. Namazı vaktin geldiğini bilerek ve evvel vaktinde kılmalıdır.
4- Haramdan sakınmalıdır. Helâl yiyenin duâsı makbûldür.
5- Evliyâ-yı kiramdan birini vesîle ederek, duâ etmelidir.
Hindistân âlimlerinden Muhammed bin Ahmed Zâhid, (Tergîb-üs-salât) kitabının elli-dördüncü faslında, fârisî olarak diyor ki, (hadis-i şerifte (Duânın kabûl olması için, iki şey lâzımdır: Birincisi, duâyı ihlâs ile yapmalıdır. İkincisi, yidiği ve giydiği helâldan olmalıdır. Müminin odasında, haramdan bir iplik varsa, bu odada yaptığı duâsı, hiç kabûl olmaz) buyuruldu.) İhlâs, Allahü teâlâdan başka, hiçbirşey düşünmeyip, yalnız Allahü teâlâdan istemektir. Bunun için, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi îman etmek ve şeriate uymak, bilhâssa üzerinde kul hakkı bulunmamak ve beş vakit namazı kılmak lâzımdır.
40 - Tesbîh namazını kılabildiğin zaman kıl! Bu namaz dört rekâttır. Fakat iki rekâtta bir selâm verilir. Evvelâ niyet edip tekbîr aldıktan sonra sübhânekeyi oku! Ondan sonra onbeş kere “Sübhânallahi vel hamdü lillâhi ve lâilâhe illallahü vallahü ekber” de! Onbeş tamam olunca “Velâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” deyip, E'ûzü Besmele ile Fâtihayı ve zamm-ı sûre okuduktan sonra, rükû'a varmadan önce on kere aynı tesbîhi oku. Tamamında “Velâ havle velâ kuvvete illâ billahil' aliyyil azîm” de. Rükû'a git. Rükû'da rükû' tesbîhini yaptıktan sonra, on kere yine aynı tesbîhi yap, rükû'dan kalk, “Semi'allahü limen hamideh” deyip doğrulduktan sonra, ayakta iken aynı tesbîhi on kere daha oku. Tesbîh bitip “Rabbenâ lekel hamd” dedikten sonra Allahü ekber diyerek secdeye var. Secdede, secde tesbîhlerini yaptıktan sonra, aynı tesbîhleri on kere daha oku. Secdeden başını kaldırıp oturunca, ikinci secdeye varmadan, aynı tesbîhi on kere daha oku. Ondan sonra ikinci secdeye varıp, secde tesbîhlerini okuduktan sonra, secdeden başını kaldırmadan önce, on kere daha aynı tesbîhi okuyup başını kaldır. Tâm olarak ayağa kalkıp, Fâtiha-i şerifeyi okumadan, onbeş kere aynı tesbîhi okuyup, ondan sonra Besmele ile Fâtiha-i şerifeyi oku, zamm-ı sûreyi dahî okuduktan sonra aynı tesbîhi on kere okuyup rükû'a git. Ondan sonra ayağa kalk ve sonra secdeye git. Birinci rekâttaki tarif üzere tesbîhlerini yap. Tehiyyâta otur. Tehiyyât ve salevâtları okuyup selâm ver. Bu tarif üzere aynen iki rekât daha kıl!
İşte tesbîh namazının kılınması böyledir. Bu namaz için muayyen bir vakit yoktur. Hangi zamanda istersen, gece kılmak sûretiyle kılınabilir. Bu dört rekât tesbîh namazını kılan kimsenin bütün günahlarını [yâni tevbelerini] Allahü teâlâ affeder.
41 - Resûl-i ekrem buyurdular ki: (Her kim akşam namazından sonra, yatsı vakti girmeden iki rekât namaz kılarsa, evvelki rekâtında bir Fâtiha ve bir âyetel-kürsî ve beş kere ihlâs-ı şerifi okuyup, ikinci rekâtta bir Fâtiha ve bir defa “lillahi mâ fissemâvâti ve mâ fil erdi ve in tübdu mâ fî enfüsiküm ev tuhfûhü yuhâsibküm bihillâh fe yağfirü limen yeşâü ve yuazzibü men yeşâü vallahü alâ külli şey'in kadîr” okuyup, sonra âmenerresûlü'yü sonuna kadar okuyan ve böylece bu namazı îfâ eden kimseye, Hak teâlâ hazretleri Cennette bir mevki' lütfeder ve her rekâtı için bir şehit sevabı ve her âyet için de bir kul âzâd etmiş sevabı verir.) [Kaza namazı borcu olanlara bu sevaplar verilmez. Bunlar, borçlarını ödemedikce, Cehennemden kurtulamaz.]
42 - Namaz kılmaya muhabbet eyle! Beş vakit farz namazlarını îfâ eyle! Beş vakit namaz, bütün ibâdetlerden daha fazîletlidir. Namaz, cemaat ile kılınırsa, çok daha fazîletli olur. Özrsüz sakın cemaat ile namaz kılmağı terk etme. Özrsüz olarak cemaat ile namaz kılmağı terk etmek münâfıklık alâmetidir. Ve dört kitapta lânetle yâd edilmiştir. Namazı özürsüz yalnız kılanın hâli böyle olursa, hiç kılmayanın hâlinin ne olacağını sen düşün! [Îtikatı, Ehl-i sünnet îtikatına uymayan kimse, yâ sapıktır, yâhut kâfir, mürteddir. Böyle imam arkasında namaz kılmamalı, kavga ve münâkaşa da etmemelidir. Herkesle iyi geçinmelidir.]
43 - Namazın rükû' ve sücûdünde ve sâir erkânında tâdîl-i erkân ile, hudû' ve huşû' ile, dürüst olarak namazını kıl. Bir kişi namaz kılarken, rükû' ve sücûdü ile tâdîl-i erkânı tamam yapmıyor idi. Peygamberimiz gördü. Buyurdu ki: (Şu kişinin hâli böyle giderse, amelinin faydasını bulmaz!) Namazın rüknlerinde tâdîl-i erkân olmazsa, namaz tamam olmaz. Namazı maskaralığa almış olur. Bir kimsenin namazı namaz olmazsa, dîni dahî tekmil olmaz. Resûl-i ekrem buyurdu ki, (Namaz dînin direğidir, direksiz din olmaz.) Nihâyet dîni yıkılır. Yine (Namaz müminin mîracıdır) buyurdu.