HERKESE LÂZIM OLAN ÎMAN
ÖNSÖZ
Besmeleyle başlıyalım kitaba,
Allah adı en iyi bir sığnaktır.
Nîmetleri sığmaz ölçü hisâba,
Çok acıyan, afvı seven bir rabdır!
Allahü teâlâ, dünyada bütün insanlara acıyor. Muhtaç oldukları şeyleri yaratıp, herkese gönderiyor. Ebedî saadete kavuşturan yolu gösteriyor. Nefslerine, kötü arkadaşlara, zararlı kitaplara ve yabancı radyolara aldanarak, küfür ve dalâlet yoluna sapanlardan, dilediğini hidâyete kavuşturuyor. Bunları ebedî felaketten kurtarıyor. Azgın, zâlim olanlara bu nîmetini ihsân etmiyor. Onları, beğendikleri, istedikleri küfür yolunda bırakıyor. Âhirette, Cehenneme gitmesi gereken müminlerden, dilediğini, ihsân ederek affedecek, Cennete kavuşturacaktır. Her canlıyı yaratan, her vârı, her ân varlıkta durduran, hepsini, korku ve dehşetten koruyan, yalnız Odur. Böyle bir Allahın şerefli ismine sığınarak, yâni Ondan yardım bekliyerek bu kitabı yazmaya başlıyoruz.
Allahü teâlâya hamd olsun. Onun sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselâma salât ve selâm olsun. O yüce Peygamberin temiz Ehl-i beytine ve âdil, sâdık Eshâbının herbirine, hayrlı duâlar olsun.
İslâm dîninin inançlarını, emirlerini ve yasaklarını bildiren binlerce kıymetli kitap yazılmış, bunların çoğu, yabancı dillere çevrilerek, her memlekete yayılmıştır. Buna karşılık, bozuk düşünceli, kısa görüşlü kimseler ve ingiliz câsûslarına aldanmış olan câhil din adamları, her zaman, islâmın faydalı, feyzli ve ışıklı ahkâmına, yâni emirlerine, yasaklarına saldırmış, onu lekelemeye, değiştirmeye, müslümanları aldatmaya uğraşmışlardır.
İslâm âlimlerinin şimdi de, dünyanın hemen her yerinde, islâm îtikatını yaymaya, savunmaya çalıştıkları şükrânla görülmektedir. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumamış veya anlıyamamış, tektük kimsenin, Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden yanlış mânalar çıkararak, uygunsuz konuşmaları ve yazıları da görülüyor ise de, böyle sözler ve yazılar, müslümanların sağlam îmanı karşısında, eriyip gitmekte, sahibinin bilgisizliğini göstermekten başka te'sîri olmamaktadır.
Müslüman olduğunu söyliyen veya cemaat ile namaz kılarken görülen bir kimsenin müslüman olduğu anlaşılır. Sonra, bunun bir sözünde, yazısında veya bir hareketinde, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri îman bilgilerine uymıyan birşey görülürse, bunun küfür veya dalâlet olduğu kendisine anlatılır. Bundan vazgeçmesi, tevbe etmesi söylenir. Kısa aklı, bozuk düşüncesi ile cevap verip vazgeçmezse, bunun sapık veya mürted olduğu yâhut ingiliz kâfirlerine satılmış olduğu anlaşılır. Namaz kılsa, hacca gitse, her ibâdeti ve iyiliği yapsa da, bu felaketten kurtulamaz. Küfre sebep olan şeyden vazgeçmedikce, bundan tevbe etmedikce müslüman olamaz. Her müslüman, küfre sebep olan şeyleri iyi öğrenerek, mürted olmaktan korunmalı, kâfir olanları ve müslüman görünen yalancıları ve ingiliz câsûslarını iyi tanıyıp, zararlarından sakınmalıdır.
Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden, yanlış, bozuk mânalar çıkarılacağını, böylece yetmişiki türlü sapık müslüman fırkanın türeyeceğini, Resûlullah efendimiz haber vermiştir. (Berîka) ve (Hadîka) kitapları, bu hadis-i şerifi, (Buhârî) ve (Müslim) kitaplarından alarak, açıklamaktadırlar. Büyük islâm âlimi ve din profesörü adı altında ortaya çıkmakta olan bu sapık fırkalardaki kimselerin kitaplarına, konferanslarına aldanmamalı, bu din, îman hırsızlarının tuzaklarına düşmemek için, çok uyanık olmalıdır. Bu câhil müslümanlardan başka, komünistlerle masonlar bir yandan, hıristiyan misyonerleri ve ingilizlere satılmış olan vehhâbîler ile yahudi siyonistleri de bir yandan, yeni yeni usûllerle, müslüman yavrularını aldatmaya çalışıyorlar. Uydurma yazılar, filmler, tiyatrolar ve radyo, televizyon neşriyatı ile, islâmı ve îmanı yok etmeye uğraşıyorlar. Bu yolda milyonlarca lira harc ediyorlar. İslâm âlimleri, bunların hepsine gerekli cevapları önceden yazmışlar, Allahü teâlânın dînini, huzur ve kurtuluş yolunu bildirmişlerdir.
Bunların arasından, büyük islâm âlimi, mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Osmanînin (Îtikatnâme) kitabını seçtik. Bu kitap, Kemâhlı merhûm hâcı Feyzullah efendi tarafından türkçeye tercüme edilerek (Ferâid-ül-fevâid) ismi verilmiş ve hicrî 1312 senesinde Mısrda tab' edilmiştir. Bu tercümeyi sâdeleştirerek, (Herkese Lâzım Olan Îman) adını verdik. Birinci baskısı 1966 da yapıldı. Yaptığımız açıklamaları, kitaptan ayırmak için, köşeli parantez [ ] içine koyduk. Neşrolunmasını nasip ettiği için, Allahü teâlâya sonsuz hamd ve şükrler olsun! Bu tercümenin fârisî olan aslı, İstanbul Üniversitesi kütübhânesinin (İbnül Emîn Mahmûd Kemâl bey) kısmında (Îtikatnâme) ismi ile F. 2639 numarada mevcuttur.
(Dürr-ül-muhtâr) kitabının sahibi, kâfirin nikâhı bahsi sonunda diyor ki, (Nikâhlı müslüman bir kız bâliga olduğu zaman, müslümanlığı bilmezse, nikâhı bozulur. [Yâni mürted olur. ] Allahü teâlânın sıfatlarını ona bildirmelidir. O da, tekrar etmeli ve bunlara inandım demelidir). İbni Âbidîn, bunu açıklarken diyor ki, (Kız küçük iken; anasına, babasına tâbi olarak müslümandır. Bâliga olunca, anasının, babasının dînine tâbi olması devam etmez. İslâmiyeti bilmeyerek bâliga olunca, mürted olur. Îman edilecek altı şeyi öğrenip inanmadıkça ve islâmiyete uymak lâzım olduğuna inanmadıkça, (Kelime-i tevhîd) söylese, yâni (Lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah) dese de, müslümanlığı devam etmez. (Âmentü billâhi... ) de bulunan altı şeyi öğrenip, bunlara inanması ve Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını kabûl ettim demesi lâzımdır). İbni Âbidînin bu sözünden anlaşılıyor ki, bir kâfir, Kelime-i tevhîd söyleyince ve bunun mânasına kısaca inanınca, o anda müslüman olur. Fakat, her müslüman gibi, bunun da, imkân bulunca, (Âmentü billâhi ve Melâiketihi ve Kütübihi ve Rüsülihi vel Yevmil-âhiri ve bil Kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel-ba'sü ba'delmevti hakkun, eşhedü en lâilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü) diye Âmentünün esaslarını ezberlemesi ve mânasını ve şeriat bilgilerinden kendisine lâzım olanları iyice öğrenmesi lâzımdır. Bir müslüman çocuğu da, bu altı şeyi ve şeriat bilgilerini öğrenmez ve inandığını söylemezse, âkıl ve bâlig olduğu zaman, mürted olur. Îman ettikten sonra, (Şeriat bilgileri)ni, yâni farzları, haramları, abdesti, guslü ve namaz kılmasını ve avret mahallini örtmesini hemen sorup öğrenmesi de farz olur. Sorduğu kimsenin öğretmesi veya hakîkî din kitabı bildirmesi, buna da farz olur. Soracak kimseyi veya kitabı bulamazsa araması farz olur. Aramazsa kâfir olur. Buluncıya kadar bilmemesi özr olur. Farzları vaktinde yapmıyan ve haram işliyen Cehennemde azâb görecektir. Îmanın altı esası üzerinde, bu kitabımızda geniş bilgi vardır. Her müslüman bu kitabı iyi okumalı ve çocuklarının ve bütün tanıdıklarının okumaları için gayret etmelidir. Avret mahalli 464. sayfada yazılıdır.
Kitabımızda, âyet-i kerimelerin mânalarını yazarken, (Meâlen buyuruldu) denilmektedir. (Meâlen) demek, (tefsîr âlimlerinin bildirdiklerine göre) demektir. Çünkü, âyet-i kerimelerin mânalarını, yalnız Resûlullah anlamış ve Eshâbına bildirmiştir. Tefsîr âlimleri, bu hadis-i şerifleri münâfıkların, zındıkların ve ingiliz kâfirlerine satılmış olan, mezhepsiz din adamlarının uydurdukları hadislerden ayırmışlar, bulamadıkları hadis-i şerifler için, tefsîr ilmine uyarak, âyet-i kerimelere kendileri mâna vermişlerdir. Arabca bilen, fakat tefsîr ilminden haberi olmayan din câhillerinin anladıklarına (Kur'an tefsîri) denilmez. Bunun için, hadis-i şerifte, (Kur'an-ı kerime kendi anladığına göre mâna veren, kâfir olur) buyuruldu.
Allahü teâlâ, hepimizi, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği doğru yolda bulundursun! İslâm câhillerinin ve büyük islâm âlimi gibi ismler taşıyan mezhepsizlerin, münâfıkların yaldızlı, sinsi yalanlarına aldanmaktan korusun! Âmîn.
Mîlâdî sene Hicrî şemsî Hicrî kamerî
1996 1374 1416