Sevgili Peygamberimizin peygamberliğinin başlangıcı 10012003
Âlemlerin
efendisi (sallallahü aleyhi ve sellem), 37 (otuz yedi) yaşında iken, gâibden,
“Ya Muhammed!” diye kendisini çağıran sesler duyardı. 38 (Otuz sekiz) yaşına
girince, birtakım nurlar görmeye başladı ve hallerinden sadece Hazret-i Hadice
validemize haber verdi.
Nihayet sevgili Peygamberimize, önce sadık rüyalar gösterilmeye başlandı.
Rüyasında gördükleri aynen çıkıyordu. Bu hal, 6 (altı) ay devam etti. Vahiy
gelmesi yaklaşınca, “Yâ Muhammed!” diyen sesler çoğaldı. Bundan sonra yalnızlığı
sevip, insanlardan uzaklaşarak, Nur dağındaki Hıra mağarasında tefekküre dalmaya
başladı. Bazen Mekke’ye gelir, Kâbe’yi tavaf eder ve saadethanelerine giderdi.
Hane-i saadette bir müddet kalıp, yanında biraz yiyecekle tekrar Hıra mağarasına
döner, tefekküre dalıp ibadet eder, hatta burada günlerce kaldığı olurdu. O
zaman da Hazret-i Hadice yiyecek gönderir veya getirirdi.
İlk vahiy...
Peygamber efendimiz 40 (kırk) yaşında iken, bir Ramazan ayında, Hıra
mağarasına çekilmiş ve tefekküre dalmıştı. Ramazan’ın 17. (Pazartesi) gecesi,
gece yarısından sonra, adını çağıran bir ses işitti. Başını kaldırıp etrafa
bakınca, ikinci defa aynı sesi duydu ve her tarafı aniden bir nurun kapladığını
gördü. Sonra Cebrâil aleyhisselam karşısına geldi. Ve “Oku” dedi. Fahr-i kâinat
Efendimiz, ona: “Ben okumuş değilim” cevabını verdi. O zaman melek, onu tutup
takati kesilinceye kadar sıktı ve tekrar “Oku” dedi. Yine “Ben okumuş değilim”
cevabını verdi. Bir daha sıktı ve tekrar “Oku” dedi. O, yine “Ben okumuş
değilim” buyurunca, üçüncü defa sıktı. Sonra bıraktı ve: “(Ey Muhammed!) Herşeyi
yaratan Rabbin (Allah’ın) ismi ile oku! O, insanı pıhtılaşmış kandan (alakdan)
yarattı. Oku, Allah büyük kerem sahibidir. O, kalemle öğretir, insanlara
bilmediklerini öğretir” mealindeki Alak suresinin ilk beş ayet-i kerimesini
getirdi. Muhammed aleyhisselam da onunla beraber okudu.
Sevgili Peygamberimize, peygamberliğinin bildirildiği ilk vahiy böyle gelmişti.
Sonra kesildi ve üç sene gelmedi. Bu arada İsrafil aleyhisselam gelip, bazı
şeyler öğretti. Bunlar vahiy değildi. Bu zaman zarfında, ara-sıra Resûlullah
efendimiz çok sıkılırdı. Efendimiz üzüldükçe, Cebrail aleyhisselam görünerek:
“Ey Habibullah! Sen Allahü tealanın peygamberisin” der ve üzüntüsünü
yatıştırırdı.
Müddessir sûresinin: “Ey örtüye bürünen Peygamber! Kalk da kavmini Allahın azabı
ile korkut!” mealindeki emri gelince, Peygamber efendimiz, insanları İslam’a
davete, Allahü tealanın emir ve yasaklarını tebliğe başladı.
Peygamberimizin İslam’ı tebliği
İlk vahyin gelmesiyle, peygamberlik vazifesini ifaya başlayan Muhammed
Mustafa (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimiz, İslam’ı tebliğe, takriben 23
(yirmi üç) sene devam etti. Bunun 13 (onüç) senesi Mekke, 10 (on) yılı Medine’de
geçmiştir.
Kur’an-ı kerim, 22 sene 2 ay 22 gün gibi bir zamanda vahyedilip tamamlanmıştır.
Muhammed aleyhisselam “Ümmî” olup, kitap okumamış, yazı yazmamış ve kimseden
ders görmemişti. Mekke’de doğup büyümüş, belli kimseler arasında yetişmişti.
Peygamber efendimize, ilk vahyin gelmesinden sonra, ilk iman eden Hazret-i
Hadice validemizdir. Hiç tereddüd etmeden İslamiyet’i hemen kabul edip, ilk
müslüman olmakla şereflendi. Hazret-i Hadice’den sonra yetişkinlerden ilk
müslüman olan, Resûlullah efendimizin yakın arkadaşlarından Hazret-i Ebu
Bekir’dir (radıyallahü anh).
Peygamber efendimiz, bir gün Hazret-i Hadice validemizle namaz kılarlarken,
Hazret-i Ali onları gördü. O zaman on yaşında idi. Namazdan sonra Resûlullah’ın
huzuruna gelerek: “Ya Resûlallah! Bana İslam’ı öğret” dedi ve müslüman oldu.
Hazret-i Ali, müslüman olanların üçüncüsüdür.
Akrabasını daveti
Resûlullah efendimiz, Müddessir sûresinin nazil olmasıyla, insanları İslam
dinine davete başlamıştı. Bu daveti gizli yapıyordu. Bir müddet sonra da: “Yakın
akrabanı Allahü tealanın azabı ile korkutarak, onları hak dine çağır” (Şu’ara
sûresi: 214) mealindeki ayet-i kerime nazil oldu. Bunun üzerine Muhammed
aleyhisselam, akrabasını dine davet etmek için Hazret-i Ali’yi gönderdi ve
hepsini Ebu Talib’in evine çağırdı. Söze başlayıp: “Ey Abdülmuttalib oğulları!
Vallahi, Arablar içinde benim size getirdiğim, dünya ve ahiretiniz için hayırlı
olan şeyden (yani bu dinden) daha üstününü ve daha hayırlısını kavmine getirmiş
bir kimse yoktur. Ben sizi, dile kolay gelen, mizanda ağır basan iki kelimeyi
söylemeye davet ediyorum. O da: “Allah’dan başka ilah olmadığına ve benim, O’nun
kulu ve resulü olduğuma şehadet etmenizdir.” Allahü teala sizi buna davet etmemi
emretti. O halde, hanginiz benim bu davetimi kabul eder ve bu yolda yardımcım
olur?” buyurdu. Kimseden ses çıkmadı, başlarını önlerine eğdiler. Peygamber
efendimiz, bu sözlerini üç defa tekrarladı. Her söyleyişinde Hazret-i Ali ayağa
kalkıyordu. Üçüncü defasında: “Ya Resûlallah! Her ne kadar bunların yaşça en
küçüğü isem de, sana ben yardımcı olurum” dedi. Bunun üzerine Resulullah
efendimiz, Hazret-i Ali’nin elinden tuttu. Diğerleri hayret içinde dağıldılar.
Hazret-i Ali efendimizin ne kadar nasipli bir insan ve büyük bir kahraman olduğu
burada da açıkça görülüyor.
Bundan sonraki makalemizde inşaallah, “İslamiyetin tebliği sırasında çekilen
sıkıntılar” konusunu ele almak istiyoruz.