Millî kültüre sahip bir nesil yetiştirmek 25042003
Dilimizde maddî
kültür, mânevî kültür, kültürlü adam, kültür dâiresi, kültür çerçevesi, kültür
kompleksi, kültür bütünleşmesi, kültür yayılması, kültür temâsı, kültür
kaynaşması, kültür benimseme ve kültür değişmesi, millî kültür gibi çeşitli
terkipler hâlinde kullanılan kültür kelimesinin umûmiyetle, dilimize
Fransızcadaki “Culture” kelimesinden geçtiği kabul edilmektedir.
“Kültür”, bir milletin maddî-mânevî değerleridir. Bir milletin bütün sanat
faaliyetleri, inançları, örf ve âdetleri, anlayış ve davranışlarının toplamı o
milletin kültürüdür. Buna “mânevî kültür” veya “hars” denir. Kültür târihçileri,
sosyologlar ve sosyal psikologlar kültürün ıstılahî (ilmî) mânâsını değişik
ifâdelerle belirtmişlerdir. Şöyle ki:
C. Wisler, kültür; “Bir halkın yaşama tarzıdır” derken, E. Sapir onu; “Atalardan
gelen maddî, mânevî değerlerin tamamı” şeklinde târif etmiş, F. A. Wolf ise;
“Bir milletin ferdlerinin iştirak hâlinde bulundukları mânevî hayat”ın kültür
olduğunu ifâde etmiştir.
Âhenkli bir sistem
A. Yong, kültürün, “İnsanın tabiatı ve kendisini idâre etme yolu ile bizzat
meydana getirdiği eser” olduğunu belirtirken, A. K. Kohen, “Umûmî olarak
inançlar, değer hükümleri, örf ve âdetler, zevkler kısaca insan tarafından
yapılmış ve meydana getirilmiş her şey”in kültür olduğunu ifâde etmiştir.
R. Thurnawald, “Kültür; davranış tarzları, örf ve âdetler, düşünceler, ifâde
şekilleri, kıymet biçimleri, tesisler ve teşkilâttan meydana gelmiş âhenkli bir
sistemdir” demiş, fakat E. B. Taylor onu; “bilgiyi, îmânı, sanatı, ahlâkı, örf
ve âdetleri, ferdin mensubu olduğu cemiyetin bir üyesi olması îtibâriyle
kazandığı alışkanlıkları ve diğer bütün mahâretleri içine alan gâyet karışık bir
bütündür” şeklinde târif etmiştir.
Ziyâ Gökalp ise; “Hars (kültür), yalnız bir milletin dînî, ahlâkî, hukûkî, adlî,
estetik, lisânî, iktisâdî ve fennî hayatlarının âhenkli bir bütünüdür” demiştir.
Kültür ve medeniyet
Ekseriya kültür ile yanyana kullanılan, bâzan da kültürün eş anlamlısı
zannedilen “medeniyet” kelimesinin târifi ise şu şekilde yapılmaktadır:
“Medeniyet: milletler arası ortak değerler seviyesine yükselen anlayış, davranış
ve yaşama vâsıtalarının bütünüdür” veya “aynı medeniyet dâiresine giren birçok
milletlerin sosyal hayatlarının müşterek bir yekûnüdür.” Batı medeniyeti
denildiği zaman, din bakımından hıristiyan olan toplulukların, sosyal değerleri
ile müsbet ilme dayalı teknik anlaşılmaktadır. Halbuki Batı medeniyetine bağlı
milletlerden her biri ayrı bir kültür topluluğudur. Fen bilimlerinde benzer bir
anlayış içerisinde olmalarına, tekniği bulma ve kullanmada birbirlerine yakın
yollar takip etmelerine rağmen, bu milletler başka başka diller konuşurlar.
Âdetleri, gelenekleri, ahlâk anlayışları, güzel sanatları, mahallî müzikleri ve
giyinişleri bir değildir. Hattâ hepsi Hıristiyan inancına sâhip bulunmakla
berâber, din konusundaki tutumları da farklıdır.
İslâm medeniyeti
İşte bu ayrı ayrı inanış, eğilim, düşünce, kullanış ve davranış tarzları her
milletin millî kültür unsurlarını teşkil etmektedir. Yâni kültürlerden doğan
medeniyet karakter yönünden umûmî, kültür ise husûsîdir. Medeniyet bilme ve
yapabilme, kültür takınılmış bir tavır olmaktadır. Her topluluk bir kültür
sâhibi olduğundan, her kültür ayrı bir topluluğu temsil ettiğinden, bir kültürün
varlığı, bir milletin mevcudiyetini göstermekte, bir topluluğun varlığı ise bir
kültürün varlığına işâret sayılmaktadır. Yalnız milli kültürü olan bir kavim
kültür bakımından yükseldikçe, medeniyet doğmaya başlar. Bunun açık örneği İslâm
medeniyetidir.
Mânevî kültür değerleri
Bir milletin mânevî kültür değerlerinin yekûnunu din, dil, sanat, edebiyat,
örf ve âdetler ile, düşünüş ve yaşayış tarzları meydana getirmektedir. Bu kültür
değerleri milletlerin hayatında önemli bir yer tutarlar. Milletler bu tip kültür
değerleri üzerinde hassasiyetle dururlar, bunları mümkün mertebe zedelemeden ve
hattâ geliştirerek kendinden sonraki nesillere devrederler. Çünkü millîlik,
orijinallik, tabiîlik, canlılık gibi vasıfları olan kültürde müştereklik yâni
sâdece yaşayan cemiyetin değil, geçmişteki ve gelecekteki cemiyetlerin de
müşterek malı olma keyfiyeti ile devamlılık özelliği çok önemlidir. Eğer bir
kültür toptan terk edilecek olursa veya özü bırakılacak olursa o cemiyetten,
milletten eser kalmaz. Nitekim 10. asra kadar Türk kavmi olan Bulgarların,
kültürleri değişince, o târihten îtibâren slavlaşmış oldukları buna açık bir
misâldir.
Nesilden nesile intikâl
Kültürde bütün cemiyete şâmil olma ve nesilden nesile intikâl etme durumu da
çok mühimdir. Kültür unsurlarının bozulduğu bir cemiyette çeşitli tehlikeler
meydana gelir ve bunlara mukâvemet çok zorlaşır. Kültürün fertler ve cemiyetler
üzerinde icrâ ettiği hizmet hiçbir zaman inkâr edilemez. Zîrâ kültür millî
duyguların gelişmesini sağlayıp ferdi vatansever yapar. Bu yolla millî bütünlüğü
sağlar. Böylece fertleri ve cemiyeti korur. Yine kültür, kişinin insânî
meziyetlerini takviye edip fazîlet ve fedâkarlık aşılar. Onu namuslu ve ahlâklı
yaptığı gibi şahsiyet sâhibi kılar. Netice olarak fert ve cemiyet büyür ve
sükûna kavuşur. Kültür aynı zamanda millet fertlerine uyanıklık temin eder ve bu
sayede millet muhtelif tehlikelerden korunmuş olur. Şu bir vakıadır ki, kültür
unsurlarının terk edilmesi, ihmâli veya yozlaştırılması cemiyetlerin başlarına
sayısız tehlikeler açmaktadır.