Mezhep taklîdinde dikkat edilecek hususlar 01082003
Geçen haftaki
makalemizde, mezhep taklidi konusunu ana hatlarıyla ve bazı misallerle ele
almıştık. Öneminden dolayı, bu hafta da, aynı konuya devam etmek istiyoruz.
Evvelâ ifâde edelim ki, ihtiyaç olunca, başka bir mezhebi taklid etmek, mezhep
değiştirmek demek değildir.
Meselâ bir Hanefi, kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi, başka bir mezhebi
taklid ederek yapabilir. Yalnız, bu işi yaparken o mezhebin şartlarını da yerine
getirmesi gerekir. Harac [güçlük] olmadan ve şartlarını yerine getirmeden taklid
ederse, buna telfîk denir ki câiz değildir.
Şâfii olan bir kimse, bazı zorluklardan dolayı Hanefi veya diğer mezhepleri
taklid edebilir. Çünkü bazı İlmihal kitaplarında deniliyor ki: Yolda, nakil
vasıtalarında [dolmuşta, otobüste], alış-verişte [çarşıda, pazarda, markette]
kadınlara temas korkusu olan Şâfii, Hanefi veya Mâliki’yi taklit etmelidir.
Bir kişi, kendine kolay gelen, dilediği bir mezhebe bütünüyle uyabilir. Bir
işini bir mezhebe, başka bir işini diğer bir mezhebe göre yapabilir. Ancak bir
işin hepsini bir mezhebe göre yapmak gerekir.
Örneklerle taklid...
Bir müslümanın, kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi, başka bir mezhebi
taklid ederek yapabileceğine dâir birkaç misâl verelim:
a- Hacca giden bir Şâfiî’nin tavâf esnasında kadınlara dokunma ihtimâli
olduğu için abdestli bulunması zordur. Bu durumda Hanefi veya Mâliki mezhebini
taklid eder.
b- Şâfii bir doktor, kadınlara dokununca abdesti bozulacağı için
Hanefi’yi taklid eder.
c- Şâfii bir genç, bir kız kaçırsa, kızın babası râzı olmazsa, Şâfiî’de,
velisinin rızâsı olmadıkça evlenmesi câiz olmaz. Ancak Hanefi’yi taklid ederek
velîsiz de evlenebilir.
d- Şâfii’de zekât 8 sınıfa verilir; sonra gelen Şafii âlimleri üç sınıfa
verilse de câiz olacağını bildirmişlerdir. Ancak üç sınıfı bulmak da zordur.
Hanefi mezhebi taklit edilerek bir sınıfa verilir.
e- Şâfii’de fıtra, kâğıt para ile hattâ altın ile de verilmez; “ayn”
olarak verilir. Hanefi mezhebi taklid edilerek altın veya gümüş verilebilir.
Hak mezheplerin farklı ictihâdlarından faydalanmak bir rahmet-i ilâhiyyedir.
Namaz kılanlar için, özürlü olunca, Mâliki mezhebini taklid etmeleri büyük
kolaylıktır.
Mâliki mezhebini taklid ile ilgili olarak İlmihâl kitaplarında deniliyor ki:
İbn-i Âbidin hazretleri, “Hanefi mezhebinde olanın, Mâliki mezhebini taklid
etmesi evlâdır. Çünkü İmâm Mâlik, İmâm-ı A’zam’ın talebesi gibidir”
buyuruyor.
Kolaylıklar dini; İslam
Yine İbn-i Âbidin (rahmetullâhi aleyh), “Âlimlerimiz, zaruret olunca,
Mâliki’ye göre fetvâ verdi. Bir mesele Hanefi’de bildirilmemiş ise, Mâliki
taklid olunur” buyuruyor.
Abdesti sık bozulan hastalar ve ihtiyarlar için ve necâsetten tahâret konusunda
çok kolaylık gösterildiğinden, diğer üç mezhepte olan müslümanlar, Mâliki’yi
taklid ederek, ibâdetlerini râhatlıkla yapabilirler.
Hastalık veya ihtiyârlık sebebi ile, yani zaruret ile idrar kaçıran Hanefi’nin,
tekrar abdest alması, harac (zorluk, zahmet) olacağı için, bu kimse, Mâliki’yi
taklit ederek, hemen özür sahibi olur, bu durumda abdesti bozulmaz.
Bir kimsenin namazda abdesti bozulursa veya abdest almak güç olursa, namaza
dururken Mâliki mezhebini taklid eder. Mâlikî’de, hastaların, ihtiyarların
namazları bozulmaz. Kan veya idrar kaçıranlar, necâset temizlemekte zahmet
çekenler Mâliki mezhebini taklid ederler. Mâliki’de, mak’attan ve bedenden taş,
solucan, cerâhat, sarı su, kan çıkınca abdest bozulmaz. Abdesti bozanlar,
hastalık ile çıkarsa ve çıkması men olunamazsa, iki kavil vardır. İkinci kavle
göre, prostat hastalığı sebebiyle gelen idrar abdestini bozmaz. Hastaların,
ihtiyarların, abdest almakta harac ve meşakkat olduğu zaman, bu kavli taklid
etmeleri sahih olur. İdrarın kesildiği zaman belli ise, bu zamanda abdest almak
iyi olur. İstibrâ zamanı uzun süren veya sonraları damlayan ve bir namaz vakti
devamlı akmadığı için özürlü olamayan Hanefî ve Şâfiîler, Mâlikî mezhebini
taklid ederler.
Bu
hususlara dikkat
Mâlikî’nin ikinci kavline göre, özür sâhibi olmak için, hastalık sebebi ile
çıkan, abdesti bozan bir şeyin bir kere çıkması kâfidir. Bir namaz vakti içinde
devamlı çıkması lâzım değildir. Namazdan önce veya namaz içinde idrar, yel
kaçıran hastaların ve ihtiyarların abdestlerinin ve namazlarının bozulmaması
için, harac ve meşakkat halinde, bunların Mâliki mezhebini taklid etmeleri ve
imâm olmaları sahih olur.
Dikkat edilirse, Mâlikî’de, Hanefî’de olduğu gibi özürlü olmak için her namaz
vaktinde bir kere akması lâzım değildir. Hastalık sebebiyle ara-sıra zuhûr
etmesi, hattâ bir kere çıkması bu kavle göre özür sayılır. Meselâ elinde olmadan
zaman-zaman burnu kanayan, mak’attan solucan çıkan, ara-sıra ağız dolusu kusan,
kulağı akan, ağrı ile gözünden yaş gelen, bazen yel kaçıran, ishâl olup gâita
kaçıran, idrâr kaçıran, istihâzalı veya akıntısı olan kadın, basurdan, çıbandan,
yaradan kan ve irin akan, Mâlikî mezhebini taklid ederse, abdesti bu özrü
sebebiyle bozulmuş olmaz. Çamaşıra bulaşan kan ve idrar lekelerini temizlemek
meşakkat olursa, necis de sayılmaz. Namazda iken idrar gelse, basurdan kan aksa,
hem abdest bozulmaz, hem de çamaşırdaki kan ve idrar necis sayılmaz. Çünkü
Mâliki’de, ikinci kavle göre, necâset namaza engel değildir. Temizlemek
sünnettir.
Görüldüğü üzere mezheplerin farklı ictihâdları, müctehidlerin değişik şekillerde
ictihâd etmeleri, bütün müslümanlar için aslında bir rahmettir; hem de büyük bir
rahmet-i ilâhiyyedir.