İ’tikâdî mezhepler nasıl ortaya çıkmıştır? 28022003
İslâmiyette ilk
i’tikat ayrılıkları, Hazret-i Osman’ın şehîd edilmesi hâdisesinden sonra,
Abdullah İbn-i Sebe adındaki münâfık olan bir Yahûdînin ortaya çıkması ile
başlamıştır. Müslümanların saf ve berrak îmânlarını bozmak gâyesiyle îtikâttaki
birlik ve berâberliklerini parçalamak için çıkarılan ilk fitne hareketi budur.
Abdullah İbn-i Sebe, Hazret-i Ali’nin halîfelik meselesini bahâne ederek,
Müslümanları bölmek gayretine düştü. Kendisine taraftar toplamak ve onlara
görüşlerini kabul ettirmek için, “Hazret-i Ali’nin Peygamber olduğundan, Allahü
teâlânın ona hulûl ettiğine” varıncaya kadar pekçok şey uydurdu. Bir kısım
insanları aldattı. Abdullah İbn-i Sebe’ye aldananların içinde siyâsî hırs ve
gayretle hareket edenler çoktu. Böylece Hazret-i Ali taraftarıyız diyerek, İslâm
dînine bozuk inançlar karıştırdılar. Hazret-i Ali’nin hilâfeti, hakem tâyini
yoluyla Hazret-i Muâviye’ye bırakmasını beğenmeyip, Hz. Ali’ye ve Hz. Muâviye’ye
karşı çıkıp ayrılanlara “Hâricî” ismi verildi. Haricilerden bir kısmı Kur’ân-ı
kerîm’in bâzı bölümlerini kabul etmezler. Bir kısmı da sapıklıklarında, yeni bir
peygamber geleceğine inanacak kadar ileri gitmişlerdir.
“Vâsıl bin Atâ bizden ayrıldı”
Bozuk fırkalardan bir diğeri olan Mu’tezile ise, Hasan-ı Basrî’nin
derslerinde bulunan Vâsıl bin Atâ tarafından ortaya çıkarılmıştır. Büyük Ehl-i
sünnet âlimi ve velî bir zât olan Hasan-ı Basrî, “Büyük günâh işleyen ne
mümindir, ne de kâfirdir” diyerek Ehl-i sünnetten ayrılan Vâsıl bin Atâ için:
“Vâsıl bizden ayrıldı” buyurmuştu. Sonraki yıllarda bilhassa felsefe eğitimi
yapmış ve felsefeye meraklı kişiler, Vâsıl bin Atâ’nın yolundan yürüyerek Allahü
teâlânın zâtı ve sıfatları ile kader, amellerle (ibâdetlerle, muamelâtla...)
îmân arasındaki münâsebet ve diğer konularda İslâm dîninin sınırlarını
zorlayacak kadar ileri derecelere varan ayrılıklara düşmüşlerdir.
Ayrıca Mürcie, Kaderiyye, İbâhiyye, Mücessime, Cebriyye gibi birçok bozuk fırka,
İslâm târihi boyunca çeşitli yerlerde ortaya çıkmış, kendi içlerinde de
sayılamayacak kadar çok kollara ayrılarak bir müddet yaşayıp sonra unutulup
gitmişlerdir.
Bilindiği gibi, bozuk fırkaların çoğu târih içinde kaybolup gitmişlerdir. Ehl-i
sünnet ve’l-cemâat ise her devirde çok olmuş, İslâmiyet îmân, îtikât, amel ve
ahlâk esasları olarak Ehl-i sünnet âlimleri tarafından her asırda, aslı üzere
müdâfaa ve muhâfaza edilerek, bugüne ulaştırılmıştır. Bugün dünyâdaki
müslümanların yarıdan çoğu, Ehl-i sünnet ve’l-cemâat îtikâdı üzeredirler.
Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerde, îmânda parçalanmanın, fırkalara
(mezheplere) ayrılmanın kötü olduğu bildiriliyor.
Ahirette kurtulacak olan fırka
Peygamberimiz de, Müslümanlar arasında îmânda ve îtikâtta ayrılıkların
felâket olduğunu bildirerek, Tirmizî’nin rivâyet ettiği meşhur bir hadîs-i
şerîfinde: “Benî İsrâil (Yahûdîler), yetmiş bir fırkaya ayrılmıştı. Bunlardan
yetmişi Cehenneme gidip, ancak bir fırkası kurtulmuştur. Nasârâ (Hıristiyanlar)
da, yetmiş iki fırkaya ayrılmıştı. Yetmiş biri Cehenneme gitmiştir. Bir zaman
sonra benim ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılır. Bunlardan yetmiş ikisi
Cehenneme gidip, yalnız bir fırka kurtulur” buyurmaktadır.
Eshâb-ı kirâm bu bir fırkanın kimler olduğunu sorduğunda: “Cehennemden kurtulan
fırka, benim ve eshâbımın gittiği yolda gidenlerdir” buyurdu.
El-Milel ve’n-Nihal kitabının başında geçen başka bir hadîs-i şerîfte: “Ümmetim
yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan bir fırka kurtulacak, diğerleri helâk
olacaktır” buyurduğunda, Eshâb-ı kirâm: “Kurtulan fırka hangisidir?” diye
sorunca, “Ehl-i sünnet vel cemâattir” cevabını verdi. Eshâb-ı kirâm bu defâ:
“Ehl-i sünnet ve’l-cemâat nedir?” diye sordular. “Bugün benim ve Eshâbımın
bulunduğu yolda olanlardır” buyurdu.
İmâm Eş’arî ile İmâm Mâtürîdî
Ehl-i Sünnet’in iki i’tikâd imamı olan İmâm Eş’arî ile İmâm Mâtürîdî, Eshâb-ı
kirâmın, Tabiînin, dört mezhep imâmının ve sonraki Ehl-i sünnet âlimlerinin
nakil ve tevâtür yoluyla bildirdikleri îmân ve îtikâd bilgilerini açıklamışlar,
anlaşılmasını kolaylaştırmak için kısımlara bölmüşler ve herkesin anlayabileceği
şekilde yaymışlardır. Bunlardan İmâm Eş’arî, İmâm Şâfiî’nin talebesi zincirinde
bulunmaktadır. İmâm Mâtürîdî ise İmâm-ı A’zam’ın talebesi zincirindedir. Ehl-i
sünnet îtikâdının açıklanmasında bu iki imâm meşhur olmuş, yaşadıkları
zamanlarda, îtikâtta doğru yoldan ayrılmış sapıkların ve Yunan felsefesinin
bataklıklarına saplanmış maddecilerin bozuk düşüncelerine karşı Ehl-i sünnet
ve’l-cemâat îtikâdını izah etmekte bâzı bakımlardan farklı usuller tâkip
etmişlerdir. Daha sonraki asırlarda gelen Ehl-i sünnet âlimleri, bu iki imâmın
koyduğu usüle uyarak Ehl-i sünnet îtikâdını nakletmişlerdir.