İslamiyetin tebliği sırasında çekilen sıkıntılar 17012003
Geçen haftaki
makalemizde, bir nebze, Peygamber efendimizin İslamı tebliğe başlamasından
bahsettik. Bu makalemizde, bu önemli konuyu, ana hatlarıyla ele almak istiyoruz.
Bi’setin (Peygamber efendimize Peygamberliğinin bildirilmesinin) dördüncü
yılında Hicr suresinin 94. ayet-i kerimesi nazil oldu. Mealen: “ (Ey Habibim!)
Sana emrolunan şeyi (emir ve yasakları) açıkla, hak ile batılın arasını ayır.
Müşriklerden yüz çevir! (Onların sözlerine iltifat etme)” ilahi emri gelince,
sevgili Peygamberimiz, Mekkelileri açıktan açığa İslam’a davet etmeye başladı.
“Ey Kureyş halkı!”
Bir gün Safa tepesine çıkıp: “Ey Kureyş halkı! Buraya toplanıp sözlerimi
dinleyiniz!” buyurdu. Kabileler toplandıktan sonra da: “Ey kavmim! Hiç benden
yalan söz işittiniz mi?” buyurunca, hepsi birden “Hayır işitmedik” dediler.
Buyurdu ki: “Allahü teala, bana peygamberlik ihsan etti ve beni size peygamber
olarak gönderdi.” Sonra da: “(Ey Habibim!) Onlara de ki: Ey insanlar! Ben sizin
hepinize gelmiş, Allahü tealanın resûlüyüm. O Allahü teala ki, yerlerin ve
göklerin sahibi ve idarecisidir. O’ndan başka ibadete müstehak yoktur. Her
canlıyı öldüren ve dirilten O’dur.” mealindeki A’raf suresinin 158. ayet-i
kerimesini okudu. Dinleyenlerden, amcası Ebu Lehep kızarak: “Kardeşimin oğlu
divane olmuş! Bizim putlarımıza tapmayanın, dinimizden ayrılanın sözünü
dinlemeyiniz” diye küfürde direterek bağırdı. Orada bulunanlar dağıldı ve hiç
kimse iman etmedi. Peygamber efendimizin, doğru sözlü, yüksek ahlaklı olduğunu
bildikleri halde, yüz çevirdiler ve düşman kesildiler.
Sevgili Peygamberimiz, bu davetlerden sonra nerede bir kimse veya bir topluluk
görse, onlara İslam’ı anlatırdı. Böylece hakiki kurtuluşun, nefse uymaktan,
zulümden, haksızlıktan ve her türlü kötü işlerden uzaklaşmakla ve Allahü tealaya
iman etmekle mümkün olacağını bildirirdi. Nefslerinin isteklerine, şehvetlerine
uyanlar, zayıfları ezenler ve azgınlıkta aşırı gidenler buna şiddetle karşı
çıktılar. Bütün bu bozuk işlerine son verileceğini görerek, Muhammed
aleyhisselamın bildirdiklerini inkar ettiler. O’na ve inananlara düşman oldular.
Müşrikler ve yaptıkları zulümler
Müşrikler, önce müslümanlarla alay ediyorlardı. Sonra baskı ve işkencelerini
arttırmaya karar verdiler. Mü’minleri sindirmek, İslam davasını söndürmek
istiyorlardı. Başlarında, Ebu Cehil, Utbe, Şeybe, Ebu Leheb, Ukbe bin Ebi Mu’ayt,
As bin Vail, Esved bin Muttalib, Esved bin Abdi Yagus, Velid bin Muğire... gibi
azılı İslam düşmanı kişiler vardı.
Kainatın sultanı, bir gün Kabe-i muazzamayı tavaf ederken, Cebrail aleyhisselam
geldi ve: “Ben onların (alay edenlerin) hakkından gelmek üzere emir aldım” dedi.
Sonra oradan geçerlerken her birinin bir yerine işaret ederek, “Yakında bunların
her biri bir belaya uğrar” dedi. Bunlardan As bin Vail’in ayağına diken battı.
Ne kadar ilaç yaptılarsa, derdine çare bulamadılar. Nihayet ayağı deve boynu
gibi şişip; “Muhammed’in Allah’ı beni öldürdü” diye feryad ederek can verdi.
Esved bin Muttalib’in gözleri kör oldu. Başı ağaca çarpılarak Cebrail
aleyhisselam tarafından helak edildi. Esved bin Abdiyagus, Bad-ı Semum denilen
yerde iken, yüzü ve gövdesi simsiyah oldu. Evine gelince tanımadılar ve kapıdan
kovdular. Kahrından başını evinin kapısına vura vura öldü. Haris bin Kays da
tuzlu balık yemişti; harareti arttıkça arttı. Ne kadar su içtiyse kanmadı;
sonunda çatladı. Velid bin Muğire’nin de baldırına demir parçası battı. Yarası
iyileşmedi, çok kan kaybetti ve “Muhammed’in Allah’ı beni öldürdü” diye feryad
ederek can verdi. Böylece her biri yaptıklarının karşılığını görmüş oldu.
Ayrıca, müşriklerin ebedi olarak Cehennem’de kalacakları, ayet-i kerimelerle
bildirildi.
Eshaba da işkence ettiler...
Müşrikler, Peygamber efendimize eziyet ettikleri gibi, O’nun şanlı Eshabına
da işkence yapıyorlardı. Bilhassa fakir, kimsesiz olanları tercih ediyor,
ellerinden gelen, akla hayale sığmayan baskı ve zulmü hiç çekinmeden
yapıyorlardı.
Sevgili Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), müşriklerin, Eshabına (r.
anhüm) yaptığı zulüm ve işkencelere çok üzülüyordu. İslamiyet’in yayılması ve
öğrenilmesi için emniyetli bir yer lazımdı. Efendimiz, bu mukaddes vazife için
Hazret-i Erkam’ın evini seçti. Habib-i Ekrem efendimiz, bu evde, sahabilerine
İslamiyeti anlatıyordu. Yeni müslüman olacaklar buraya gelip İslamiyetle
şereflenirler, Resulullah efendimizin gönüllere deva olan mübarek sözlerini
dinlemekle bereketlenirlerdi. Peygamber efendimizi, sanki başlarına kuş konmuş
da konuşunca uçacakmış gibi, nefesleri kesilmişcesine dinlerlerdi. Mübarek
sözlerini, adeta yutarcasına, hiç bir kelimesini kaçırmadan ezberlerlerdi.
Peygamberimiz (aleyhisselam), gündüzlerini Hz. Erkam’ın evine ayırıyor ve
sabahtan akşama kadar Eshabını yetiştirmekle meşgul oluyordu. Burası
müslümanların ilk karargahı, “Darü’l-İslam” idi. İlk müslümanlar burada
toplanırlar, müşriklerin her türlü kötülüklerinden korunmaya çalışırlardı.
Önümüzdeki hafta inşaallah, çekilen sıkıntılara rağmen, İslamın tebliğine nasıl
devam edildiği konusunu gündeme getirmek istiyoruz...