Hicret ve Medine’de kardeşlik 31012003
Son Akabe
bi’atıyla Medine, Müslümanlara, huzur bulacakları ve sığınacakları bir yer
olmuştu. İkinci Akabe bi’atını duyan Mekkeli müşriklerin tutumları, çok şiddetli
ve pek tehlikeli bir hal almıştı. Müslümanlar için Mekke’de kalmak tahammül
edilemeyecek derecede idi. Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)’e
durumlarını arz ederek, hicret için müsaade istediler.
Hicret izninin çıkması
Bir gün, sevgili Peygameberimiz, sevinçli bir halde Eshab-ı kiramın (r.anhüm)
yanına gelip: “Sizin hicret edeceğiniz yer bana bildirildi. Orası Yesrib
(Medine)’dir. Oraya hicret ediniz” ve: “Orada müslüman kardeşlerinizle
birleşiniz. Allahü teala onları size kardeş yaptı. Yesrib’i (Medine’yi) size
emniyet ve huzur bulacağınız bir yurt kıldı” buyurdu. Resulullah efendimizin
izin ve tavsiyesi üzerine müslümanlar, Medine’ye birbiri ardınca bölük bölük
hicret etmeye başladılar.
Bu arada Hazret-i Ebu Bekr de hicret izni istedi. Resul-i Ekrem (sallallahü
aleyhi ve sellem) efendimiz: “Sabreyle. Ümidim odur ki Allahü teala bana da izin
verir. Beraber hicret ederiz” buyurdu. Hazret-i Ebu Bekr, “Anam-babam sana feda
olsun! Böyle ihtimal var mıdır?” diye sorunca, Peygamberimiz, “Evet vardır”
buyurarak onu sevindirdiler.
Müslümanlar arasındaki kardeşlik
Peygamber efendimiz, Medine-i münevverede daha sıkı bir bağlılığın te’sisi
için, hicret eden Muhacirleri ve onları evlerinde barındıran Ensarı birbirlerine
kardeş yaptılar. Hazret-i Ali en sona kalınca, unutuldum sanarak, “Ya Resulallah!
Beni unuttunuz mu?” diye sordu. O zaman Âlemlerin efendisi: “Sen, dünyada ve
ahirette benim kardeşimsin” buyurdu. Bu kardeşlik, maddi ve manevi yardımlaşma
esasına dayanıyordu. Böylece yurtlarından yuvalarından ve akrabalarından ayrı
kalmanın mahzunluğu bir mikdar da olsa giderilmiş olacaktı. Zaten Medineli
müslümanlar (r.anhüm), Allahü tealanın dinini yaşayabilmek ve yayabilmek için
memleketlerini terk eden Muhacir kardeşlerine kucaklarını açmışlar, evlerine
buyur etmişler, onlara her türlü yardımı yapmak için canla başla çalışmışlardır.
Bu kardeşlik te’sisi ile birbirlerine daha candan sarıldılar. Resulullah
efendimiz, her bir Muhaciri, mizacına uygun bir Ensari ile kardeş yapmıştı. Öyle
ki bu kardeşlik, babalarından kalan malı paylaşacak seviyede idi.
Her Medineli, arazisini, bağını, bahçesini, evini, mallarını... nesi varsa,
ikiye ayırıyor, böylece yarısını Muhacir kardeşine seve seve veriyordu.
El ele, gönül gönüle...
Ensâr ve Muhacirin, bu yeni İslam merkezinde el ele, gönül gönüle vererek,
İslam dininin kuvvetlenmesi için, her fedakarlığa katlanmak ve sonunda şehadet
mertebesine kavuşmak üzere söz verdiler. Bu şekilde Resulullah’ın etrafında
toplanıp, İslam dininin esaslarına uyarak, yeni bir nizam ve mes’ud hayat
kuruyorlardı. Artık İslamiyet, hicret hadisesi ile, “Devlet” olma yolunda ilk
adımını atmıştı. Medine-i münevvere ise İslam dininin beşiği ve merkezi haline
geliyordu.
Medine’de Eshab-ı kiramdan başka, Hıristiyanlar, Yahudiler ve puta tapan
müşrikler de vardı. Yahudiler, Beni Kaynuka, Beni Kureyza ve Beni Nadr olmak
üzere üç kabile olup, İslam’a ve bilhassa sevgili Peygamberimize ziyadesiyle
düşman idiler.
Mekkeli müşrikler, Medineli müşriklere ve Yahudilere, “Eğer bizim adamımızı
şehrinizden çıkarmaz veya öldürmezseniz, üzerinize yürür, sizleri öldürür,
kadınlarınızı hizmetimize alırız!..” diyerek tehditlerde bulundular.
Bunun üzerine Medineli müşrikler, Abdullah bin Übey isimli münafığın etrafında
toplanıp, fırsatını buldukları an, Resulullah efendimize zarar yapmak üzere
karar aldılar.
Müslümanlar bu durumu öğrenince, sevgili Peygamberimizi korumak için ellerinden
gelen bütün gayreti gösterip, O’nun etrafında kenetlendiler.
Mescid-i Nebevi’nin inşası ve İslam’ın yayılması
Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine’yi teşrif
ettiklerinde ilk iş olarak Eshabını yetiştirecek, cemaatla namaz kılacak bir
mescidin yapılmasını arzu ediyorlardı. Bu sırada Cebrail aleyhisselam: “Ya
Resulallah! Allahü teala sana, kendisi için taştan ve kerpiçten bir beyt (mescid)
yapmanı emrediyor” dedi. Habib-i ekrem efendimiz, hemen devesi Kusva’nın
Medine’ye geldiklerinde çöktüğü yeri sahiplerinden satın alıp oraya mescid
yaptılar.
Mescid-i Nebi inşa edildikten sonra, namaz vakitlerinde, vaktin girdiğini
bildirip, müslümanları camiye davet etmek için ezan okundu.
Kıyamete kadar...
Gün geçtikçe İslamın nuru yayılmaya, Resulullah efendimizin mübarek ismi
işitilip kalblerde yer tutmaya başladı. O’nun geleceğini kitaplarda okuyup
hasretle bekleyen ilim ehli kimseler, arayış içinde ve heyecanla Medine’ye
koşarak imanla şerefleniyorlardı.
Mekkeli müşrikler, Medine’deki müşrikleri, münafıkları, Yahudileri ve Medine’nin
çevresindeki kabileleri durmadan tahrik ve tehdide devam ediyorlardı. Bir an
önce İslamın nurunu söndürmeye çalışıyorlar, sevgili Peygamberimizin mübarek
vücudunu ortadan kaldırmanın yollarını arıyorlardı. Ama herkes biliyor ki,
Peygamber efendimize bir şey yapamadıkları gibi, İslamiyet de günümüze kadar
devam etmiştir ve inşaallah kıyamete kadar da devam edecektir.