Fıkıh ilmine başvurmadan şu hususlar bilinebilir mi? 27062003
Sözlükte,
genel olarak bilmek ve anlamak; özel olarak ise İslamiyeti bilmek ve anlamak
demek olan “Fıkıh İlmi”, bir terim olarak “ahkâm-ı şer’ıyye”yi
bildiren ilme ad olarak verilmiştir. Bundan önceki bir makalemizde “ahkâm-ı
ilâhiyye veya şer’iyye yahut fıkhiyye” denilen dînî hükümlerden genişçe
bahsetmiştik. Bu ilim (fıkıh ilmi) tefsîr, hadîs ve kelâm ilimlerinden
sonra en şerefli ilimdir. Kıymetli bir fıkıh kitabını okumak, geceleri nâfile
namâz kılmaktan dahâ sevâptır. Âlimlerden okumak da, yalnız okumaktan dahâ
sevâptır.
“Edille-i Şer’ıyye” nedir?
İmanla ilgili konuları “Akaid İlmi” bildirdiği gibi, insanların yapmaları
ve yapmamaları lâzım olan işleri de fıkıh ilmi bildirir. Fıkıh bilgileri,
“Kur’ân-ı Kerîm”, “Sünnet/Hadîs-i Şerîfler”, “İcmâ-ı Ümmet” ve
“Kıyâs”tan alınmakta, çıkarılmaktadır. Bilindiği gibi, fıkhın bu dört
kaynağına “Edille-i Şer’ıyye” denir. Eshâb-ı kirâm ve bunlardan sonraki
asırda gelen müctehidlere “Selef-i Sâlihîn” ve bunların söz birliğine de
“İcmâ-ı Ümmet” adı verilir. Kur’ân-ı kerîm veyâ hadîs-i şerîfler yahut
icmâ-ı ümmetten çıkarılan ahkâm-ı şer’ıyyeye , dini hükümlere ise “Kıyâs-ı
Fukahâ” denilir.
Müctehidler, yukarıdaki dört kaynaktan ahkâm çıkarırlarken dört “Mezheb”e
ayrılmışlardır. Genel olarak fıkıh ilminin temellerini atan, kaidelerini
sistemli bir şekilde ilk defa ortaya koyan İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’dir. Hanefî
mezhebindeki hükümler, Eshâb-ı Kirâm’ın büyüklerinden, bilhassa Abdullah bin
Mes’ûd’dan (radıyallahü anh) alınmıştır. Ya’nî, mezhebin reîsi olan İmâm-ı A’zam
Ebû Hanîfe, fıkıh ilmini, Hammâd’dan, Hammâd da, İbrâhîm-i Nehâî’den, bu da
Alkame’den, Alkame de, Abdüllah bin Mes’ûd’dan, bu da Resûl-i Ekrem’den (sallallahü
aleyhi ve selem) almıştır.
Hukuk ilminin temelleri
Konuyla ilgilenenlerin bildikleri gibi, hukuk ilminin temellerini müslümanlar
atmışlar ve hukûkun sâhasını da çok genişletmişlerdir. Hukuk Metodolojisi,
Devletler Hukûku, Amme Hukûku ve Hukuk Sosyolojisi gibi birçok ilmin kurucuları
müslümanlar olmuşlardır. İmâm Şâfiî’nin er-Risâle’si, İmâm Muhammed Şeybânî’nin
es-Siyeru’l-Kebîr’i ve buna İmâm Serahsî’nin yaptığı şerhi, İmâm Mâverdî’nin ve
Kâdı Ebû Ya’lâ’nın el-Ahkâmu’s-Sultâniyye’leri ve daha başka zikredebileceğimiz
birçok eser, bu sâhada yazılan ilk eserleri teşkil ederler.
“Fıkıh İlmi”nde, daha ziyâde husûsî (özel) hukûkun konuları arasında yer
alan hükümler düzenlenmektedir.
İslâm Kamu Hukûku'nun hilâfet (devlet başkanlığı) ve bunun kamu
görevlerinden olan cihâd (İslâmiyeti yaymak), adâleti gerçekleştirmek, zekât,
cizye ve haracın tarh ve tahsili, cezâların tenfizi gibi hususlar, siyer ve
fıkıh kitaplarında geniş olarak açıklanmıştır.
Fıkıh ilminin kısımları
“Fıkıh
İlmi”
çok geniş olup, bundan önceki makalelerimizde de temas ettiğimiz gibi, başlıca
dört büyük kısma ayrılmaktadır:
1. İbâdetler: Bunlar Yüce Allah’ın hakları olup, namaz, oruç, zekât, hac
ve cihâd olmak üzere beşe ayrılır. Her birinin dalları çoktur. Takdir edileceği
üzere, bunlar günümüzdeki hukûkun konuları arasında değildir. [Cihad konusunu,
önemine binaen, inşaallah müstakil bir makalede ele almak istiyoruz.]
2. Münâkehât: İslâm âile hukûkunun bütün konularını bildiren bu bölümün
evlenme, boşanma, nafaka gibi birçok dalları vardır.
3. Muâmelât: Mâli konuları düzenleyen eşyâ hukûku (aynî haklar) ile,
borçlar hukûku ve ticâret hukûkunun konularını içine alır. Alışveriş, kirâ,
şirketler, fâiz, mîras vs. gibi birçok bölümleri vardır. Mîrâs hukûku “Ferâiz
İlmi” adı altında geniş olarak anlatılmaktadır. Muâmelâtın birçok bölümleri
Mecelle’de 1851 madde hâlinde kânun şekline getirilmiştir.
4. Ukûbât: İslâm cezâ hukûkunu ve usûl hukûkunu düzenleyen kısımdır. Kur
‘ân-ı kerîm’de beş çeşit cezâ açıkça bildirilmiştir. Bunlar kısas ile birlikte,
sirkat (hırsızlık), zinâ, kazf (zinâ iftirasında bulunmak) ve riddet (mürted
olmak, müslümanlıktan ayrılmak) suçlarının cezalarıdır.
Ukûbât aslında; “Kısas”, “Had” ve “Ta’zir” olmak üzere üç ana kısma ayrılır.
Kısas, öldürmek ve yaralamak suçlarında uygulanır. Had cezâsı da, beş suçta
tatbik olunur. Bunlar; zinâ, şarâp içmek (alkollü içkiyle sarhoş olmak), bir
kimsenin (erkek veya kadın) nâmusuna iftirâda bulunmak, hırsızlık ve yol
kesiciliktir. Ta’zir, hadden daha hafif cezâ ile cezalandırmak olup bunların
suçluya takdiri hâkime âittir. Ta’zir cezâları çok çeşitli olup tenbih, ihtâr,
tekdir, dövmek, hapsetmek ve öldürmeye kadar gider. Suça ve şahsa uygun olan
ceza verilir.
Gayr-i müslim vatandaşlar
Fıkhın ibâdât kısmını kısaca öğrenmek her müslümâna farz-ı ayındır. Münâkehât
ve mu’âmelât kısımlarını öğrenmek ise farz-ı kifâyedir. Ya’nî, başına
gelenlerin öğrenmeleri farz olur. Her müslümânın, fıkhın dört kısmını, dârü’l-harbde
de İslamiyete uygun yapması, uşr (öşür) vermesi lâzımdır. Meselâ, kâfir ve
mürted kadınların avret yerlerine, başlarına, kollarına, bacaklarına bakmak,
dârü’l-harbte de harâmdır. Mu’âmelât ve ukûbât kısımlarını, zimmîlerin de, ya’nî
gayr-i müslim vatandaşların da öğrenmeleri lâzımdır. Çünkü zimmînin de
mu’âmelâta ve ukûbâta uymasını İslamiyet emr etmektedir. Dârü’l-islâmda bulunan
kâfir müste’minin yalnız mu’âmelâta uyması lâzımdır. Bunlarla ilgili çok
tafsilat bulunmaktadır; fıkıh kitaplarına bakılması gerekir.