Ebedi saadete kavuşmanın yolu 28032003
Bilindiği gibi,
Allahü teâlâ, dünyaya gönderdiği ilk insan ve aynı zamanda ilk Peygamber kıldığı
Hazret-i Âdem aleyhi’s-selâm’dan beri, insanları ebedî saâdete kavuşturmak için
pekçok peygamber lutfetmiştir. Bunların 6’sı “ülü’l-azim” Peygamber, 313’ü
“resul”, 124.000’den ziyadesi de “nebi”dir. Bunların bir kısmına kitaplar da
vermiştir. Peygamberlerin hepsi, insanları fevz u necata yani dünyada ve
ahirette kurtuluşa dâvet etmiş, sırat-ı müstakimi, doğru olan yolu, kendilerine
çektirilen bütün sıkıntı ve eziyetlere rağmen bıkmadan, usanmadan ve yılmadan
anlatmışlardır. Daha sonraki asırlarda da, Peygamberlere tam tâbi olan, Allahü
teâlânın sevgisi ile dolu, mânevî sırlar sâhibi “alim” ve “velî” zâtlar bulunmuş
ve bunlar da insanların din ve dünyâ saâdetine ulaşmaları için ellerinden gelen
gayreti göstermişlerdir.
Evliyâ ne demek?
Bir terim olarak “Velî”; Cenab-ı Hakk’ın rızâsını kazanmış, sevdiğini Allah
için seven ve her işi O’nun rızâsı için yapan, her an Allahü teâlâ ile bulunan,
gafletten uzak kimse demektir. “Evliyâ” tabiri ise bu kelimenin çokluk şeklidir.
Yâni evliyâ “velîler” demektir.
Bir başka tarifle bütün sözleri, işleri ve ahlâkı, İslâm dîninin bildirdiği gibi
olan, Allahü teâlânın ve Resûlünün çok sevdiği kimselere “velî” ve bunun çoğulu
olarak “evliyâ” denir. Kur’ân-ı Kerîm’de meâlen: “Biliniz ki, Allahü teâlâ’nın
evliyâsı için azâb korkusu yoktur. Nîmetlere kavuşmamak üzüntüsü de yoktur”
(Yûnus sûresi: 62) buyurulmuştur.
Büyük muhaddis Ebû Nuaym el-İsfehânî’nin Hilyetü’l-Evliyâ kitabında zikredilen
bir hadîs-i şerîfte: “Evliyâ görülünce, Allahü teâlâ hatırlanır” buyurulmuştur.
Sahîh-i Buhârî’de geçen bir hadîs-i kudsîde ise; “Evliyâmdan birine düşmanlık
eden, benimle harb etmiş olur...” buyurulmaktadır.
Büyük insanların hâlleri
İslâmiyetin başlangıcından yakın zamâna gelinceye kadar, çeşitli asırlarda
ve değişik coğrafî bölgelerde, bilhassa bugünkü Anadolu topraklarında yaşayan
ilim, irfân, ahlâk ve fazîlet sâhibi âlim ve velîler ondört-onbeş asırdır
müslümanlara rehberlik etmiş, onlara doğruları öğretmiş, kendileri de eksiksiz
İslâmî birer hayat yaşamışlardır. Şüphesiz ki iyi insanların hayatları
öğrenildikçe, iyilerin adedi artacaktır. Geçmişini, büyüklerini tanıyamayan
çocuklar, gençler ve yaşları ilerlemiş insanlar, büyüklüklere tâlip olamazlar.
İnsanların çeşitli buhrânlara, bunalımlara, rûhî sıkıntılara maruz kaldıkları
asrımızda, büyük insanların yaşayış tarzları, tavsiye ve nasîhatları, hâl ve
hareketleri ile kerâmetlerinin bilinmesi, hem rahatlamaya ve ferahlamaya, hem
zevk ve ibret almaya, hem de intibâha, uyanmaya ve istifadeye sebep olacaktır.
Şüphe yok ki, Peygamberlerden sonra en üstün, en yüksek, en faziletli insanlar
Sahabe-i Güzin hazretleridir. Sevgili Peygamberimiz, 3 nesli yani Eshab-ı Kiram,
Tabiin ve Tebe-i Tabiin’i birçok hadis-i şeriflerinde medhetmişlerdir.
Aynı kaynağın nurları...
Fas’tan Hindistan’a; Macaristan ve Balkanlar’dan Orta Asya ve Çin’e; Kırım
ve Kazan’dan Afrika’ya ve Yemen’e kadar “Evliya” grubuna giren pek çok İslâm
büyüğü gelip geçmiştir. Anadolu’da da bunlardan bol miktarda yaşayanlar
olmuştur. Bütün bu Allah Dostları, aynı kaynaktan fışkıran nûrları, olduğu gibi
gösteren aynalardır. Hangisine baksak hepsinde aynı nuru görürüz.
İnsanlara doğru yolu göstermeleri, hâl ve hareketleri ile örnek olmaları
evliyânın belli başlı vasıflarındandır. Ayrıca, Allahü teâlânın rızâsı için
insanların dertleri ile dertlenmeleri ve fedâkârlıkları onların şânındandır.
Onlar, Peygamberlerden sonra seçilenler sınıfındandır. Bir rehber elinde
yetişerek silsile yoluyla Peygamber efendimize kadar gitmeleri, onların ortak
yanıdır; bu durum, bunlar nerede ve hangi memlekette yetişirlerse yetişsinler,
onları tek bir kaynağa bağlamıştır.
Dertlerin mânevî tabibleri...
Dünya sultanları, pâdişâhlar doğruyu onlarla bulmaya çalışmışlar, mânevî
sultanların onlar olduklarını görmüşler, onların nasîhatleri ile devlete,
millete ve insanlığa faydalı olmaya çalışmışlardır. Târih boyunca insanlığa
huzurlu devirler yaşatmış olan Emevîler, Abbâsîler, Selçuklular, Gazneliler,
Bâbürlüler, Osmanlılar ve daha birçok İslâm devletinin sultanları hep bu
büyüklerin rehberliğinde hizmete devâm etmişler, yeri gelince atlarının
arkalarından gitmişler, bâzan onlarla berâber savaşlara katılmışlardır. Onlar,
duâ ordularının kumandanları ve dertlerin mânevî tabibleridir. Onların
hayatları, sözleri ve nasihatları okunur ve onlarla amel edilirse, bu binlerce
velînin mânevî sohbetine kavuşulmuş olur. Onların güzel ahlâkları, söz ve
menkıbeleri ile huzur bulunur...
Makalemizin sonunda ifade edelim ki bütün Evliyâ-yı kirâm, Allahü teâlâ’nın ve
Peygamber’inin (aleyhi’s-selâm) emir ve yasaklarını öğreterek, insanların dünyâ
ve âhiret saâdetine kavuşmaları için uğraşmışlardır.