Çekilen sıkıntılara rağmen İslam dininin tebliği 24012003
Asr-ı saadetin
ilk günlerinde, müşriklerin ileri gelenleri, çeşitli hile ve zulümlerle
insanların iman etmelerine mani olmaya çalışıyorlardı. Mekke halkını, Muhammed
aleyhisselamın okuduğu ayet-i kerimeleri dinlemekten men ederlerdi. Kendileri
ise, geceleri gizlice, Muhammed aleyhisselamın bulunduğu evin yanına gelerek bir
köşeye saklanıp dinlerlerdi. Sabaha doğru etraf aydınlanmaya başlayınca,
birbirlerinden habersiz, gece Kur’an-ı kerimi dinlemeye geldiklerini gören
müşriklerin ileri gelenleri, birbirlerini ayıplarlar, “Bir daha böyle
yapmayalım” derlerdi. Ancak kendilerini alamayarak birbirlerinden habersiz yine
gidip bir köşeye saklanarak tekrar dinlerlerdi. Sabah olunca da birbirlerini
yine görüp şaşırırlardı. Bir daha böyle yapmamak üzere yemin ederek ayrılırlar,
fakat bundan vazgeçemezlerdi. Ancak nefislerine uyup, üstünlük taslayarak, diğer
müşriklerin kendilerini ayıplamalarından çekinerek ve daha bir çok boş
düşüncelere kapılarak iman etmediler. Başkalarına da mani oldular. Üstelik
sokaklarda, “Muhammed sihirbazdır” diye bağırdılar.
Dayanılmaz işkenceler...
Resulullah efendimizin peygamberliğinin beşinci yılında bütün bu işkencelere
rağmen, müslümanların sayısı gittikçe artıyordu. Fakat müşrikler de çok işkence
edip ellerinden geleni yapıyorlardı. Peygamber efendimiz, Eshabının dayanılmaz
işkencelere uğramasına, hatta develere bağlanıp, parçalatılmasına çok
üzülüyordu. Bu işkenceler, her geçen gün daha da şiddetleniyor, merhamet dolu
kalbi, bunlara tahammül edemiyordu. Bir gün Eshabını (r.anhüm) topladı ve: “Ey
Eshabım! Şimdi yeryüzüne dağılınız. Allahü teala yakında sizi yine bir araya
toplar” buyurdu.
Server-i alem Muhammed Mustafa (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimiz, böylece
Eshabının işkencelerden kurtulmasına ve Mekkeli müşriklere karşı mücadelesini
tek başına sürdürmeye karar vermişti. Bu müsaade üzerine, Sahabe-i kiramdan bir
kısmı, vatanlarından ayrılarak hicret ettiler. Fakat sevgili Peygamberimizden
ayrıldıkları için, üzüntüleri çoktu ve her geçen gün de artıyordu.
İslam’ın yayılması, İsrâ ve Mi’râc
İslamiyetin günden güne sınırları genişleyerek yayılması devam ediyordu. Bu
hal, Kureyşli müşrikleri adeta çıldırtıyor, bütün gayretlerine rağmen,
İslamiyetin yayılmasına mani olamıyorlardı.
İslam dini devamlı yayılıyor, Kur’an-ı kerimin nuru, ruhları aydınlatıyordu.
Günahkar insanlar, Allahü tealanın ihsanı olarak iman ediyor, hidayete
kavuşuyorlardı. Eshab-ı kiramdan olmakla şereflenen bu mübarek zevat (r.anhüm),
el ele, gönül gönüle verip, Resulullah efendimizin etrafında pervane gibi
dönüyorlardı. O’nun küçücük bir arzu ve işaretini büyük bir emir biliyor, yerine
getirmek için yarışıyor, hatta bu uğurda canlarını feda etmekten asla
çekinmiyorlardı. Müşriklerin telaş ve endişeleri ise, had safhaya varmıştı.
Çünkü parmakla gösterilen kahramanlardan Hazret-i Hamza ve Hazret-i Ömer de
müslüman olmuş ve Resulullah’ın saflarında yer almışlardı.
Müşrikler, sevgili Peygamberimizden pek çok mucizeler gördükleri halde,
inadlarından iman etmiyorlar, üstelik müslüman olan kendi çocukları, kardeşleri,
akraba ve arkadaşlarına eziyet ve zulümden geri kalmıyorlardı.
Beş vakit namaz farz kılındı...
Cebrail aleyhisselam, İsra ve Mi’rac gecesinde Resulullah’ın yanına gelip
önce Kabe’ye, sonra da bir anda Mescid-i Aksa’ya, oradan da yedi kat göklere
çıktılar. Cenneti, Cehennemi gördüler. Peygamberimiz, yolculuğuna tek başına
devam ederek zamansız, mekansız, cihetsiz, sıfatsız olarak Allahü tealayı gördü.
Gözsüz, kulaksız, vasıtasız, ortamsız olarak Rabbi ile konuştu. Pek çok
nimetlere kavuşmuş olarak Kudüs’e, sonra da Mekke’ye geldi.
Hicretten bir yıl önce, Receb ayının 27’sinde Cuma gecesi vuku bulan bu mucizeye
mi’rac denir. Resulullah, miraca, ruh ve bedeni ile uyanık bir halde çıktı.
Mirac gecesinde O’na nice ilahi hakikatlar gösterildi ve beş vakit namaz bu
gecede farz kılındı. Ayrıca Bakara suresinin son iki ayet-i kerimesi ihsan
edildi. İsra ve Mirac hadisesi Kur’an-ı kerimde, İsra ve Necm sureleri ile başta
İmam Buhari ve İmam Müslim’in Sahihleri olmak üzere kıymetli hadis
kitaplarındaki bazı hadis-i şeriflerde bildirilmektedir.
Medine’den gelenler
Resulullah’ın Peygamberliğinin on birinci senesi idi. Panayırda, Kâbe’yi
ziyaret için gelen Medine halkından bir toplulukla karşılaştı. Onlara: “Sizler
kimlersiniz?” diye sorunca, Medineli ve Hazrec kabilesinden olduklarını
söylediler. Peygamberimiz, Hazrecli bu altı kişi ile bir müddet oturup, onlara
İbrahim suresinin 35-52 ayet-i kerimelerini okudu ve İslamiyeti anlattı. Bu dine
girmeleri için davette bulundu. Kabilesinin büyüklerinden ve Medine’de yaşayan
Yahudilerden, yakında bir peygamberin geleceğini duyan bu insanlar,
Resulullah’ın huzurunda Kelime-i şehadet getirerek müslüman oldular.
Bu altı kişi gerçekten inanmış, Allahü tealanın Peygamberimize tebliğ
ettiklerini kabul ve tasdik etmişlerdi. Yurtlarına dönmek için Peygamberimizden
izin alıp ayrıldılar.
Bunlar Medine’ye kavimlerinin yanına dönünce, hemen İslamiyet’ten ve
Peygamberimizden anlatmaya, halkı, İslam dinine girmeleri için, davete
başladılar. Bunda o kadar ileri gittiler ki, Medine’de, içinde Peygamberimizin
ve İslamiyetin konuşulmadığı bir ev kalmadı. Böylece İslamiyet, Hazrec kabilesi
arasında yayıldığı gibi, Evs kabilesinden bazı kimseler de müslüman oldular.
Müslümanlara kucak açanlar...
Resulullah efendimize, peygamberlik vazifesi tebliğ edileli 13 sene olmuştu.
Mekkeli müşriklerin, müslümanlara zulmü son haddine varmış ve dayanılmaz bir hal
almıştı. Medine’de ise, Es’ad bin Zürare ile Mus’ab bin Umeyr’in (r.anhüma)
hizmetleri sayesinde, Evs ve Hazrecliler, müslümanlara kucak açacak, onları
bağırlarına basıp Resulullah ve arkadaşları uğrunda her fedakarlığı yapacak aşk
ve şevkin içindeydiler. Resulullah efendimizin de bir an önce Medine’ye
teşriflerini arzuluyorlar, onun uğrunda mallarını ve canlarını
esirgemeyeceklerine dair söz veriyorlardı. Hac mevsimi gelmişti. Mus’ab bin
Umeyr ile beraber, Medineli 73 erkek ve 2 kadın müslüman, Mekke’ye geldiler. Hac
mevsiminden sonra hepsi Akabe’de tekrar Peygamberimiz ile buluştular. Es’ad bin
Zürare ve 12 temsilci, kabileleri adına Peygamberimizin Medine’ye hicret
etmelerini rica ve teklif ettiler. Resulullah efendimiz, Kur’an-ı kerimden bazı
ayet-i kerimeleri okuduktan sonra, kendi canlarını, çoluk ve çocuklarını nasıl
koruyup gözetirlerse, onu da öyle koruyacaklarına dair onlardan kesin söz aldı.
Bu makalemizin hacmi doldu. Bundan sonra inşaallah, İslam devletinin
temellerinin atıldığı hicret hadisesi üzerinde birazcık durmak münasip
olacaktır.