Peygamberler niçin gönderilmişlerdir? 30082002
İnsanların
peygamberlere olan ihtiyâcını her akıllı insan idrak eder. Çünkü insanların
doğruyu, iyiyi, güzeli bulabilmeleri, tek başına akılla mümkün olamamaktadır.
Akıl, göz gibidir; bir peygamber vâsıtası ile gönderilen din ise ışık gibidir.
Yâni, insanın aklı, gözü gibi zayıf yaratılmıştır. Göz, maddeleri, cisimleri
karanlıkta göremiyor. Allahü teâlâ, görme âletinden (gözden) faydalanmak için
güneşi, ışığı yaratmıştır. Güneşin ve çeşitli ışık kaynaklarının nûru olmasaydı,
göz işe yaramazdı. Tehlikeli cisimlerden, yerlerden kaçamaz, faydalı şeyleri
bulamazdı.
Akıl da, yalnız başına mâneviyatı, faydalı, zararlı şeyleri anlayamıyor. Allahü
teâlâ, akıldan faydalanmamız için, Peygamberleri, din ışığını yaratmıştır.
Peygamberler, dünyâda ve âhirette rahat etmek yolunu bildirmeselerdi, mücerred
akıl bunu bulamazdı; tehlikelerden, zararlardan kurtulamazdı. İslâmiyete uymayan
veya aklı az olan kimseler ve milletler de, peygamberlerden faydalanamaz;
dünyâda ve âhirette tehlikelerden, zararlardan kurtulamazlar.
Kalpleri tedâvi için...
Allahü teâlâ, insanları olgunlaştırmak ve kalplerindeki hastalıklarını tedâvi
etmek için, ezelde, merhamet ederek, peygamberler göndermeyi dilemiştir.
Peygamberlerin, bu vazifelerini yapabilmeleri için, itâat etmeyenleri
korkutmaları, itâat edenlere müjde vermeleri lâzımdır. Âhirette, birinciler için
azap, ikinciler için sevap bulunduğunu haber vermeleri lâzımdır. İnsan, kendine
tatlı gelen şeylere kavuşmak ister. Bunlara kavuşabilmek için doğru yoldan
sapar, günah işler. Başkalarına kötülük yapar. İnsanları kötülük yapmaktan
korumak, dünyâda ve âhirette rahat ve huzur içinde yaşamalarını sağlamak için
peygamberlerin gönderilmeleri lâzımdır. Dünyâ hayâtı kısadır. Âhiret hayâtı
sonsuzdur. Bunun için, âhiret hayâtındaki saâdeti sağlamak önce gelmektedir.
Cennete çekmek için...
Büyük İslâm âlimleri İmâm-ı Gazâlî ve İmâm-ı Rabbânî’nin de ifâde ettikleri
gibi, peygamberlerin gönderilmesi kahırdır, cebirdir. Yani insanları cebir
zinciriyle (tatlı bir şekilde zorlayarak) Cennete çekmek içindir. Nitekim
hadîs-i şerîfte: “Zincirlerle Cennete çekilen insanlara hayret mi ediyorsun?”
buyuruldu. Din, Cehenneme gitmemeleri için, insanları bağlayan bir kemenddir.
Nitekim hadîs-i şerîfte: “Siz pervâne gibi, kendinizi ateşe atıyorsunuz. Ben
ise, kemerinizden tutup geriye çekiyorum” buyuruldu. Allahü teâlânın cebbarlık
(her istediğini yapmak) zincirinin halkalarından biri de, peygamberlerin
sözleridir. İnsanlar, doğru yolu, eğri yollardan, bu sözlerle ayırabilirler.
Onların gösterdiği tehlikeden, insanda korku hâsıl olur. Bu temyiz (ayırış)
bilgisiyle korku, akıl aynası üzerindeki tozları temizler. Akıl cilâlanıp,
âhiret yolunu tutmanın, dünyâ zevklerine kapılmaktan daha iyi olacağını anlar.
Bu anlayış, âhiret için çalışmak irâdesini hâsıl eder. İnsanın uzuvları,
irâdesine tâbi olduğundan, uzuvlar âhiret için çalışmaya başlar. Allahü teâlâ,
bu zincirle insanı zorla Cehennemden uzaklaştırmış, Cennete sürüklemiş olur.
Peygamberler, koyun sürüsünün çobanına benzer. Sürünün sağ tarafında çayır olsa,
sol tarafında mağara bulunsa, mağarada kurtlar olsa, çoban, mağara tarafında
durup, sopa sallayıp, koyunları korkutarak, çayır tarafına kovalar. İşte
peygamberlerin gönderilmesi de, buna benzer.
Saâdet yoluna çekmek için...
Peygamberler, Yüce Allah tarafından seçilmiş, gönderilmiş insanlardır.
Ümmetlerini Cenab-ı Hakk’a çağırmak, sapık, yanlış yoldan, doğru yola, saâdet
yoluna çekmek için gönderilmişlerdir. Dâvetlerini kabûl edenlere, Cenneti
müjdelemişler, inanmayanları Cehennem azâbı ile korkutmuşlardır. Onların Allahü
teâlâdan getirdikleri her haber doğrudur, yanlışlık ihtimali yoktur.
Peygamberler hakkında, Kur’ân-ı kerîm’de bazı ayet-i kerimelerde meâlen
buyuruluyor ki:
“(Îmân edenleri Cennetle) müjdeleyici, (küfredenleri de Cehennemle) korkutucu
olarak peygamberler gönderdik ki, bu peygamberlerin gelişinden sonra insanların
(yarın) kıyâmette: (Bizi îmâna çağıran olmadı) diye Allah’a bir hüccet ve
özürleri olmasın. Allah azizdir, hükmünde hikmet sâhibidir.” (Nisâ sûresi: 165)
Demek ki Peygamberler, insanlara müjde vermek ve aynı zamanda korkutmak için
gönderilmiştir. Böylece, insanların Allahü teâlâya özür, bahâne yapmaları
önlendi.
“...Peygamberler göndermedikçe azap yapmayız.” (İsrâ sûresi:15)
“Peygamberin, üzerinizdeki (vazifesi) ancak ilâhî emirleri tebliğdir. Allah,
açıkladığınız ve gizlediğiniz (sözlerle hareketlerinizin) hepsini bilir.” (Mâide
sûresi: 99)
“Allah’ı ve resullerini inkar eden kâfirler, Allahü teâlânın emirleriyle
Peygamberlerinin emirlerini birbirinden ayırmak istiyorlar. Bir kısmına
inanırız; bir kısmına inanmayız diyorlar. Îmân ile küfür arasında bir yol açmak
istiyorlar. Onlar(ın hepsi) hakikaten kâfirdirler. Kâfirlere, çok acı azâbları
(Cehennem azâbını) hazırladık.” (Nisâ sûresi: 150-151)
Kullarına çok acıdığı için
Allahü teâlâ, yarattığı bu âlemle varlığını belli ettiği gibi, kullarına çok
acıyarak, var olduğunu ayrıca da bildirmiştir. Âdem aleyhisselâmdan başlayarak,
her asırda, dünyânın her tarafındaki insanlar arasından en iyi, en üstün olarak
yarattığı birisine melekle haber göndererek, kendi isimlerini bildirmiş ve
insanların dünyâda ve âhirette rahat etmeleri, iyi yaşamaları için, ne yapmaları
ve nelerden sakınmaları lâzım olduğunu açıklamıştır. İnsanlar eski şeyleri
unuttukları için ve her zaman bulunan kötü kimseler, peygamberlerin kitaplarını
ve sözlerini değiştirdiklerinden, eski dinler unutulmuş, bilinenleri de
bozulmuştur. Herşeyi yaratan yüce Allah, insanlara acıdığı için, kullarına son
bir peygamber ve yeni bir din (İslamiyet) göndermiştir. Bu dîn-i İslamı kıyâmete
kadar koruyacağını, kötü insanların saldırmalarına, değiştirmeye, bozmaya
kalkışmalarına rağmen bunu, bozulmamış olarak her yere yayacağını müjdelemiştir.
Peygamberlerin sonuncusu, Muhammed aleyhisselâmdır. O’nun dîni bütün dinleri
nesh etmiş, yürürlükten kaldırmıştır. O’nun kitabı, geçmiş kitapların en
iyisidir. O’nun getirdiği din kıyâmete kadar bâkîdir. Kimse tarafından
değiştirilemeyecektir. Îsâ aleyhisselâm gökten inecek ise de, O’nun dîniyle amel
edecek, yâni O’nun ümmeti olacaktır.