İslâmiyetin bazı özellikleri 27092002
İslâm, lügatte,
“sulh ve sükûnet, selâmet, barış ve tek olan Allah’a, kendini tamâmıyle teslim
etmek” demektir.
Terim olarak ise; “Allahü tealanın, Cebrâil ismindeki melek vâsıtasıyle, sevgili
Peygamberi Muhammed aleyhisselâma gönderdiği, insanların dünyâda ve âhirette
rahat ve mesut olmalarını sağlayan usûl ve kâideler” olarak târif edilir.
İslâmiyet, mîlâdî 610 senesinde Mekke’de Muhammed aleyhisselâma Allahü teâlâ
tarafından gönderilmeye başlanmış, bu vahiyler 23 sene sürmüştür.
İslâm dîni, Hazret-i Muhammed (aleyhisselam) bu dîni bildirmeye başlayıncaya
kadar gelmiş olan bütün peygamberleri tanır. Bunların hepsinin sevilmesini,
hürmetle anılmasını, hepsine inanılmasını emreder.
Her asırda gönderilen peygamberler insanları doğru yola dâvet etmişlerdir.
Peygamberlere uyanlar kurtulmuş, uymayanlar ise sapık yollara düşmüşlerdir.
Çünkü rehbersiz doğruyu bulmak mümkün değildir. Bütün peygamberler, aynı îmânı
bildirmişler, tek olan Allah’a inanmayı, O’na ibâdet etmeyi ve O’nun
mahlûklarına karşı nasıl davranılacağını göstermişlerdir. Esâsen eski din
kitaplarında ve hakîki İncil’de bir son Peygamberin geleceği yazılıdır. Hazret-i
Muhammed en son peygamberdir ve O’ndan sonra bir daha peygamber gelmeyecektir.
Ruh ve beden temizliği...
İslâm dîni, ruh ve beden temizliği esası üzerine kurulmuştur. İslâmiyet bu
ikisini eşit tutar. Eski dinlerin görünür ve görünmez bütün iyilikleri
İslâmiyette toplanmıştır. Bütün saâdetler, muvaffakiyetler ondadır. Yanılmayan,
şaşırmayan akılların kabul edecekleri îmân, ibâdet esasları ve güzel ahlâktan
ibârettir.
İslâmiyetin içinde hiçbir zarar yoktur. İslâmiyetin dışında hiçbir menfaat
yoktur ve olamaz. İslâmiyet insanların sevişmelerini, yardımlaşmalarını,
kardeşçe yaşamalarını, memleketleri imar ve insanları mânevî ve maddî olarak
yükseltmeyi emretmekte, Allahü teâlânın emirlerini büyük bilip saygı göstermeyi
ve mahlûkata merhameti istemektedir. Herkese karşı edepli, saygılı olmayı,
ana-babaya, akrabaya, arkadaşlara, muhtaçlara dâimâ müşfik, merhametli, iyilik
edici olmayı, hayvanların dahi hakkını gözetmeyi, cömert olmayı, israftan
sakınmayı emretmektedir. Tembellik ve boşa vakit geçirmeyi yasaklamıştır Nefsin
temizlenmesini temin etmekte, kötü huyları iyi huylardan ayırarak iyi huyları
emretmekte, kötü huyları ise şiddetle yasak etmektedir. Gayr-i müslim
vatandaşlarla ve iyi-kötü herkesle iyi geçinmeyi, her bakımdan iffet ve hayâyı,
tam sıhhatli olmayı istemektedir. Müslümanların, başkalarının malına, canına,
namusuna, şeref ve itibarına el, dil, fiil, resim ve yazı ile saldırmaları
kesinlikle yasaktır. Yalan, iftira, gıybet, haset, düşmanlık reddedilmiştir.
İlme verilen değer...
İslâm dîni, zirâate, ticârete, sanâyiye, sanata, ilme, fenne, tekniğe,
endüstriye lâyık olduğu üzere ehemmiyet verir. İnsanların yardımlaşmalarını,
birbirlerine hizmet etmelerini istemekte; dîni, vatanı, inanışı başka olanların
da canlarını, mallarını ve nâmuslarını korumayı emr edip, bunlara saldırmayı
kesinlikle yasaklamaktadır. Fertlerin, evlâdın, âilenin ve milletlerin haklarını
ve vazifelerini öğretmekte, dirilere, geçmişlere, geleceklere, herkese karşı bir
hak ve mesuliyet yüklemektedir. Bir hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “İslâmiyet,
Allahü teâlânın emirlerini tâzim etmek, büyük bilmek ve O’nun yarattıklarına da
merhâmet etmek, acımaktır.”
İslâmiyet; insanın hem rûhî, hem de maddî refâhını temin edecek bir ahlâk
getirmiştir. Bu mukaddes din, sâdece fert ile Allah arasında râbıta kurmakla
kalmayıp, fertlerin birbirlerine, hattâ insanlık câmiasına karşı haklarını ve
vazifelerini tanzim eder, hep ileriyi gösterir. İlericiliğin ve dinamizmin
mümessilidir. Bu din, bütün insanlığı saâdete kavuşturacak prensiplerden
ibârettir. Sosyal adâlet esasları üzerine kurulmuştur. İslâmiyette sınıflaşma
yoktur. Müslüman olan herkes aynı haklara, aynı îtibâra sâhiptir. Adâlet
karşısında devlet reisi de, çoban da eşit haklara mâlik olup eşit mesuliyetler
taşırlar. Bir kişinin veya belli bir cemiyetin değil, bütün insanlığın hür ve
medeni bir hayat seviyesine ulaşmasını emretmekte, bunun için de sosyal adaleti
esas tutmaktadır. İslâmiyet insanların mukadderâtını, muayyen, müstekâr, hiç
değişmeyecek olan sağlam bir adâlet temeline bağlamıştır. Halkın mukadderâtını
tesâdüfe, şansa değil, beyaza-siyaha ve doğuya-batıya yayılan eşit haklara, âdil
hükümlere bağlamıştır. Ancak İslâmiyetin bildirdiği sosyal adaletin, sosyalizm
ve komünizmle hiçbir alâkası yoktur.
İslâmiyet, komünist ve kapitalist düşüncelerin tam ortasını bildirmiş, bir
yandan zenginlerin fakirlere yardımını emretmiş (zekat gibi), bir yandan da
bütün insanları biraraya getirerek (hac gibi), fakat aynı zamanda onların dürüst
olmalarını sağlayacak, yâni disiplini de koruyacak dünyada düşünülebilen en
mükemmel sosyal hayâtı tâyin etmiştir.
Hakikatlere ters
düşmek!..
Allahü teâlâ, İslâm dînini hayatın yürümesini, ihtiyaçların değişmesini
karşılayacak, terakkileri sağlayacak esaslar üzerine kurmuştur. İslâmda, modern
ilimlerle tezata düşen (zıt gelen) hiçbir nokta yoktur. Emir ve telkin ettiği
bütün hususlar, tamâmıyle mantıkî ve akla uygundur. Fen adamlarının hayatları
boyu uğraşmalarının sonucunda elde ettikleri ilmî gerçekler, İslâmiyete tam
uygun çıkmakta, diğer dinler ise bu hakikatlere ters düşmektedir.
Bozulmuş olan diğer dinler, yalnız mâneviyâta hitap eden birtakım mistik
ideallerle doludur. Bunların hakikî hayat ile hiçbir ilgisi yok gibidir. Halbuki
İslâm dîni, insanın hayatta ne yapması gerektiğini de öğretir. İslâm dîninin
emirleri, insana yalnız âhiretle ilgili değil, aynı zamanda dünyâda da hayatın
her safhasında doğru yolu gösterir. İslâm, tamâmiyle tarafsız ve ancak
insanların iyiliğini isteyen, yüce Allah’a kul olmayı emreden bir dindir.
İnşaallah, bu önemli konuda, başka makaleler de yazacağız.