İslâmiyetin bazı esasları 25102002
Bilindiği gibi,
İslâmiyette din bilgileri “Edille-i şer’iyye” denilen dört ana kaynaktan elde
edilir. Bunlar: 1) Kur’ân-ı kerîm: Dînî hükümlerin birinci derecede kaynağıdır.
Müslümanların mukaddes kitabıdır. Son îlâhî kitaptır. Önceki kitapların
hükümlerini kaldırmıştır.
2) Sünnet: Peygamber efendimizin işleri, sözleri ve görüp-işitip de mâni
olmadıkları şeylerdir.
3) İcmâ: Bir asırdaki müctehid âlimlerin dini bir meselenin hükmü için
sözbirliği etmeleridir.
4) Kıyâs: Müctehid âlimlerin, dinde hükümleri açıkça bildirilmeyen işlerin
hükümlerini açıkça bildirilenlere benzeterek anlamalarıdır.
Bu dört ana delilden çıkarılan bilgilerin tamâmına fıkıh bilgileri denir. Fıkıh
bilgileri başlıca dört ana kısma ayrılır:
1) İbâdetler; bunlar namaz, oruç, zekat, hac, kurban, sadaka-i fıtır ve cihaddır.
2) Muâmelât; kısmen medenî hukuk, amme hukûku, borçlar hukûku ve kısmen kişisel
haller.
3) Münâkehât; medenî hukuk ve kişisel haller.
4) Ukûbât; cezâ hukûku, ahlâk ve görgü kurallarıdır.
Fıkıh ve ilmihâl kitapları...
Bu bilgilerin teferruatı, şartları ve en doğru olarak nasıl edâ edilebileceği
Fıkıh ve İlmihâl kitaplarında geniş olarak çok güzel
anlatılmıştır. Müslümanlar, Allah’a, Peygamberlere, Kitaplara, Meleklere, Hayır
ve şerrin Allah’tan geldiğine, Âhiret gününe ve ölümden sonra tekrar bir dirilme
olacağına inanırlar. Esâsen diğer ilâhî dinler de, bunlara inanmayı emretmiştir.
İbâdette ihmal ve kusuru olanları, âhirette Allahü teâlâ, dilerse affeder,
dilerse cezalandırır. Fakat başkasını aldatanlar, başkasının hakkını yiyenler,
yalan söyleyenler, hilekârlık yapanlar, zulmedenler, adâletsizlik yapanlar,
riyâkarlar, ana-babasına ve büyüklerine itâat etmeyenlerin durumu farklıdır.
Başkalarının haklarını yiyen veya başkalarını aldatanlar, hak
sahipleri ile helallaşmadıkça affedilmeyeceklerdir. Ancak husûsî hallerde (şehid
olmak, Arafat vakfesinde bulunmak, bol sadaka vermek gibi)
affolunabileceklerdir. Üzerlerinde kul hakkı olan kimseler, daha dünyâdayken
pişman olarak, o kulun hakkını ödeyip, onunla helallaşmalı, sonra Allah’ın
merhâmetine sığınmalı, bir daha böyle kötü harekette bulunmaktan çekinmeli,
birçok iyilik yaparak günahlarını affettirmeye çalışmalıdır. O zaman, Cenâb-ı
Hak, belki onların kusurlarını bağışlayacaktır. Bu, ancak Allah’ın irâdesine
bağlıdır. Kur’ân-ı kerîmde dâimâ Allah’ın çok merhâmetli ve affedici olduğu
tekrarlanmakta olduğundan ümit olunur ki, cidden pişman olup tevbe edenler ve
hayırlı işler yaparak günahlarını affettirmeye çalışanlar, Cenâb-ı Hakk’ın
mağfiretine, bağışlamasına lâyık görülürler.
“Kim zerre kadar iyilik yapmışsa”
Cenâb-ı Hak meâlen; “Kim zerre kadar iyilik yapmışsa, onun karşılığını görür;
kim de zerre kadar kötülük yapmışsa, o da onun karşılığını görür” (Zilzal
sûresi: 3) buyurmaktadır ve bunu yalnız müslümanlara tahsis etmeyerek, bütün
insanlara âit kılmıştır. Yalnız insanlara iyilik etmek düşüncesi ile çalışarak,
insanlığa faydalı keşifler veya işler yapmış, insanlara yardım için hayatını,
sıhhatini tehlikeye koyarak, en güç şartlar altında çalışmış olan bir kimse
bile, müslüman olmayıp, kâfir olarak ölürse, iyilikleri onu küfrün cezâsından
kurtaramaz. Fakat Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda her türlü fenalığı ve hilekârlığı
yapan, yalan yere ibâdet eden münâfıkların cezâsı muhakkak bunlarınkinden daha
çok olacaktır.
İslâmiyette inanılacak ve amel edilecek hususlarda doğru bir îtikâd ve doğru bir
amel gerekir. Bu îtikâd ve amel, Peygamber efendimiz ve arkadaşlarının
bildirdiği îtikâd ve amel gibi olmalıdır. Bu îtikâd bilgilerine inanan ve amel
bilgilerini yapana Ehl-i sünnet denir. Bugün dünyâda Ehl-i sünnet olanlar,
inanılacak hususlarda iki imâma yâni İmâm-ı Mâtürîdî ile İmâm-ı Eş’arî’ye
tâbidirler Amelî hususlarda ise Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine
tâbidirler. Bu mezheplere ve imâmlara tâbi olmayan kimseler Ehl-i sünnetten
değildirler.
Ehl-i sünnet îtikâdında olmayan Müslümanlara Ehl-i bid’at veya Ehl-i dalâlet
denir. Bunlar 72 fırka (grup)dır. Bunlar îmânı gideren bir inanışın içine
düşmedikçe yine müslümandırlar.
İslâmiyet son dindir
İslâm dîni son dindir. Kur’ân-ı kerîm, ilk gününden bu güne kadar hiç
bozulmadan, bir kelimesi bile değişmeden gelmiştir. Bu o kadar bârizdir
(açıktır) ki, artık başka din gelmeyeceği, insanların dîni ihtiyaçlarının
tamamıyla giderilmiş bulunduğu, İslâm dîninin hakîki Allah dîni olduğu
kendiliğinden meydana çıkar.
Bir cümle ile İslâmiyet, insanın dünyâ ve âhiret saâdetini içinde toplayan en
son ilâhî dindir. Nitekim Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîm’de meâlen buyuruyor ki:
“...Bugün size dîninizi ikmal ettim ve size ihsanda bulunduğum nîmetlerimi
tamamladım. Sizin için din olarak İslâmı seçtim...” (Mâide sûresi: 3)
“Muhammed (aleyhisselâm)in getirdiği İslâm dîninden başka din isteyenlerin,
dinlerini Allahü teâlâ (sevmez ve) kabul etmez. İslâm dînine arka çeviren,
âhirette ziyân edecek, Cehenneme gidecektir.” (Âl-i İmrân sûresi: 85)
İslâmiyetin emrettiği gibi îmân edip bu îmân ile ölenler, âhirette Cennete
gidecektir. Cennet, Allahü teâlânın âhirette müslümanları ebediyyen sayısız
nimetlerle mükâfatlandıracağı yerin adıdır imân etmeyenler ve îmânsız olarak
ölenler, Cehennemde ebediyen cezalandırılacaklardır.