İnsanlığın, peygamberimize olan ihtiyacı 06092002
Esas konuya
girmeden önce, bir mukaddime olmak üzere, ifade edelim ki: Tarihte “Cahiliye
Devri” denilen bir dönem vardır. Bu dönemde, Arabistan Yarımadasında, insanlar
putlara tapıyor, fıçılarla içki içiyor, sabahlara kadar kumar oynuyorlardı. Yine
o devirde kuvvetli olan haklı sayılıyor, kadınlar bir ticaret metaı gibi
alınıp-satılıyor, kız çocukları diri diri toprağa gömülüyorlardı. Elbette
bunlardan rahatsız olan, memnun olmayan akl-ı selim sahibi insanlar -az da olsa-
mevcuttu ve bunlar Cenab-ı Hakk’a tazarru ve niyazda bulunuyor, bu karanlık
gecenin bitmesi için adeta canhıraş bir şekilde yalvarıyorlardı.
Dinsiz toplum yoktur
Şüphesiz ki, dünyaya gönderilen ilk insan ve ilk peygamber olan Hazret-i
Adem’den bu yana gelmiş geçmiş bulunan bütün cemiyetleri incelediğimizde, belki
sanatsız, edebiyatsız birtakım toplumlar bulmamız mümkündür. Fakat dinsiz hiçbir
cemiyet bulmak mümkün değildir. Eğer hak dini bulamamışlarsa, batıl, beşeri
dinler ihdas etmişler, yıldızlara, Ay’a, Güneş’e, rüzgâra, volkanlara, kabaran
dalgalara, ağaçlara, taşlara, putlara tapınmışlardır. Dinler tarihi kitabları
tahkik ve tetkik edilecek olursa, bunlar bütün teferruatıyla görülecektir.
İnsanlara merhamet buyuran Allahü teala, muhtelif asırlarda ve çeşitli coğrafi
bölgelerde yaşayan insanlara birçok peygamber gönderdiği gibi, son nebi ve resul
olan Hazret-i Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) de peygamber olarak
vazifelendirmiştir.
O, bu vazifeyi alınca, insanları küfür, dalalet, cehalet, ahlaksızlık, vahşet ve
zulmetten kurtarıp iman, hidayet, ilim, irfan, aydınlık, insanlık, ahlak ve
fazilete kavuşturmak istiyordu. Bunun için gece-gündüz hiç durmadan, Allah’ın
gönderdiği en son ve en mükemmel din olan İslam dinini beşeriyete tebliğ
ediyordu. O, getirdiği ilahi tebliğlerin, bütün insanlara anlatılması,
açıklanması ve bizzat tatbik edilmesi ve bunların ebediyete kadar geçerli
olduğunu ispatlamak için canla başla çalışıyordu. Nasipli olan kimseler,
önceleri birer-ikişer, üçer-beşer, sonraları ise fevc fevc, grup grup islamiyete
yönelmişler, ona dört elle sarılmışlar, bu hususta mallarını, canlarını,
ailelerini ve çoluk çocuklarını dahi feda edecek hale gelmişlerdir. Ama ilk
müslümanlar çok büyük imtihanlarla karşı karşıya kalmışlardır.
En güzel örnek
Takdir edileceği üzere, insanları, bağlı bulundukları dinlerinden, eski örf,
âdet ve geleneklerinden bir anda vazgeçirmek kolay bir iş değildir. Hazret-i
Peygamber, bozuk inançları ve alışkanlıkları söküp atmada tedrice riayet etmiş,
bu tedrici, inanç, ibadet ve hükümlerin hepsinde uygulamıştır. Takriben 23 sene
zarfında, barışta ve savaşta, sıkıntı ve mutluluk anlarında, dînî, ictimaî,
ahlakî ve siyasî hayata dair, içinde bulunduğu toplum ve çevresindekilere çok
önemli mesajlar vermiş ve onlara en güzel örnek olmuştur.
Herkesçe bilindiği gibi, peygamberler tarihini incelediğimizde, hepsinin
gayesinin, yüksek ahlaklı iyi insanlar, aileler ve cemiyetler meydana getirmek
olduğunu görüyoruz. Zaten bizim dinimizde, tarihimizde, kültür ve
medeniyetimizde eğitimden maksat “iyi insan”, orijinal ismiyle söylemek
gerekirse “insan-ı kamil” meydana getirmektir.
Burada hemen büyük islam alimi İmam-ı Gazali’nin bir sözünü hatırlıyoruz.
Buyuruyor ki: “İnsanlar üç gruptur. Birinci grup gıda gibidir, herkese her zaman
lazımdır. İkinci grup deva (ilaç) gibidir, bazı insanlara bazen lazım olur.
Üçüncü grup ise illet (maraz, dert, hastalık) gibidir, herkes ondan kaçar, ama
o, insanlara bulaşır.”
Bütün peygamberler ve onların varisleri olan islam alimleri ve evliya-yı kiram,
hep gıda gibi bütün insanlara lazım olan fertler, aileler ve cemiyetler teşkil
etmek için uğraşmışlardır.
Endülüs’ten
Çin’e kadar...
Son peygamber olan Hazret-i Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem), 150 bin
mübarek insan, güzide sahabe, “hayırlı bir ümmet” meydana getirmesi, onların da
50 sene gibi çok kısa zaman zarfında gayet mahdud imkanlarla Endülüs’ten Çin’e
kadar olan geniş coğrafi bölgeleri fethedip oralara ilim, irfan, ahlak, fazilet,
adalet, medeniyet, nur ve hidayet götürmeleri ciddiyetle incelenmesi gereken bir
konudur.
Aslında Hazret-i Âdem’den itibaren gelmiş geçmiş bulunan 6 ülü’l-azim peygamber,
313 resul, 124 binden ziyade nebinin eğitimdeki hedefleri aynıdır. 100’ü küçük
4’ü büyük kitap olmak üzere bu peygamberlerden bazılarına gönderilen 104
kitaptaki hedef de, insanların dünyada huzur ve sükun içerisinde yaşamaları,
ahirette de ebedi saadete kavuşmalarıdır.
Dünyadaki bütün insanlar mesut olmak ister. Fakat mesut olan pek azdır, çünkü
saadetin ne olduğunu bilen azdır. Saadet denilince yalnız dünyadaki rahatlık
hatıra gelmemelidir. Asıl saadet, ebedi olan ahiret saadetidir. Ahiret saadetine
kavuşabilmek için de Allahü tealanın ve son Peygamberinin emirlerine uymak
yegane çaredir; bundan başka çare yoktur. İnşaallah bu konuda başka makaleler de
yazmak istiyoruz.