İnsanlar peygamberlere niçin muhtaçtırlar? 09082002
Bilindiği gibi
“Amentü” esaslarından yani dinde inanılacak altı şeyden dördüncüsü, Allahü
teâlânın Peygamberlerine inanmaktır. Peygamberler, insanları, Cenab-ı Hakk’ın
beğendiği yola kavuşturmak, doğru yolu göstermek için gönderilmişlerdir.
İslâmiyette “peygamber” demek, yaratılışı, huyu, ilmi, aklı zamânında bulunan
bütün insanlardan üstün, kıymetli, muhterem bir insan demektir. Peygamberlik;
çalışmakla, açlık, sıkıntı çekmekle ve çok ibâdet yapmakla ele geçmez. Yalnız
Allahü teâlânın ihsânı, seçmesiyle olur. Peygamberlerin hiçbir kötü huyu,
beğenilmeyecek hâlleri yoktur. Peygamberlerde “ismet” sıfatı vardır. Yâni
peygamber olduğu bildirilmeden önce de, bildirildikten sonra da, küçük ve büyük
hiçbir günâh işlemezler. Peygamber olduğu bildirildikten sonra, peygamber olduğu
yayılıncaya, anlaşılıncaya kadar, körlük, sağırlık ve benzeri ayıp ve kusurları
da olmaz. Peygamberler de, diğer insanlar gibi doğarlar, yerler, içerler, hasta
olurlar ve vefât ederler. Hakîkatta meleklerden de üstündürler.
Allahü teâlâ tarafından insanlar arasından seçilmiş ve görevlendirilmiş, her
bakımdan güvenilen, kusursuz, günâhsız kimseler olan peygamberler, insanlara,
dînin hükümlerini tebliğ eden, duyuran, öğreten elçiler, habercilerdir. Bu
peygamberler nebi, resul ve ülü’l-azm olmak üzere kısımlara ayrılırlar.
Nebî ve resûl arasındaki fark
Peygamberler vâsıtası ile gönderilen din, insanları ebedi saadete götürmek için
Allahü teâlâ tarafından gösterilen yol demektir. Din ismi altında insanların
uydurdukları eğri yollara din denmez, dinsizlik denir. İnsanların dünyâdaki ve
âhiretteki işlerinin düzgün ve faydalı olması için ve onları yanlış, zararlı
işlerden koruyup, selâmete, hidâyete, rahata ve saâdete kavuşturmak için,
peygamberlerle, din gönderilmiştir. Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâmdan itibaren,
takriben her bin senede bir peygamber vâsıtasıyla, insanlara bir din
göndermiştir. Her asırda, en temiz bir insanı peygamber yaparak, bunlarla,
dinleri kuvvetlendirmiştir. Yeni bir din getiren peygamberlere “Resûl” denir.
Yeni din getirmeyip, insanları, önceki dîne dâvet eden peygamberlere “Nebî”
denir. Emirleri tebliğ etmekte ve insanları, Allah’ın dînine çağırmakta, Resûl
ile Nebî arasında hiçbir fark, herhangi bir ayrılık yoktur.
Peygamberlere îmân etmek, aralarında hiçbir fark görmeyerek, hepsinin sâdık,
doğru sözlü olduğuna inanmak demektir. Peygamberlerin her söylediği doğrudur.
Onlardan birine bile inanmayan kimse, hiçbirine inanmamış olur. Mesela son
Peygamber Muhammed aleyhisselama inanmayan bir kimse, bütün peygamberleri inkar
eden kimse ile aynı durumdadır. Bütün peygamberler, hep aynı îmânı söylemiş,
hepsi ümmetlerinden aynı şeylere îmân etmeyi istemişlerdir. Fakat ibâdet ve
amelleri, yâni kalple, bedenle yapılması ve sakınılması lâzım olan şeyleri
farklıdır.
Yüce Allah, peygamberlerin sıdk sâhibi olduklarını, doğru söylediklerini
göstermek için, onları mûcizelerle kuvvetlendirdi. Hiçbir kimse bu mûcizelere
karşı gelemedi. Düşmanları çok olduğu ve alay ettikleri, üzdükleri hâlde, Allahü
teâlânın emirlerini insanlara tebliğ etmekte, düşmanlardan hiç korkmamışlardır.
Günahkârlara
şefaat edecekler
Peygamberi kabul edip inanan kimseye, o peygamberin ümmeti denir. Kıyâmet
gününde, ümmetlerinden, günâhı çok olanlara şefâat etmeleri için izin verilecek
ve şefâatleri kabul olacaktır. Ümmetlerinden, âlim, sâlih, velî olanlarına da,
şefaat etmeleri için Allahü teâlâ izin verecek ve şefâatlerini kabûl
buyuracaktır Peygamberler, mezarlarında, bizim bilmediğimiz bir hayat ile
diridirler. Mübârek vücutlarını toprak çürütmez. Bunun içindir ki, hadîs-i
şerîfte; “Peygamberler, mezarlarında, diri olup namaz kılarlar” buyuruldu.
Peygamberlik vazifelerini görmekte, peygamberlik üstünlüklerini taşımakta, bütün
peygamberler müsâvidir, eşittir. Peygamberler, peygamberlikten atılmaz. Velîler
ise, evliyâlıktan ayrılabilir. Peygamberler insandan olur, cinden, melekten
insanlara peygamber olmaz. Cin ve melek, peygamberlerin derecelerine yükselemez.
Şu yedi sıfat hepsinde vardır.
Peygamberlerin sıfatları
1. Sıdk: Din ve dünyâ işlerinde sâdık olduklarında icmâ yâni söz birliği vardır.
Doğrudurlar, doğru söyleyicidirler. Aslâ onlardan yalan duyulmamıştır.
2. Emânet: Peygamberler emindirler. Bir kimsenin ırzına, malına veya canına
hıyânet etmekten münezzeh, uzak oldukları gibi Allahü teâlânın vahyine karşı da
hâinlik etmeleri düşünülemez. Allahü teâlâ onları vahye ve peygamberliğe emin
kılmıştır.
3. Fetânet: Peygamberlerin akılları kâmildir. Akılsızlıktan ve aklı az olmaktan
münezzehtirler, uzaktırlar. Köleden ve soyu asil olmayan âileden peygamber
gelmemiştir. Köylü, dağlı ve yabânî kimselerden ve insanlar arasında aşağı olan
kimselerden peygamber olmamıştır. Kusurlu kimselerden, kör, çolak, topal, sağır,
diğer ayıp ve noksanları bulunan insanlardan da peygamber gelmemiştir.
4. İsmet: Peygamberden küfür, yalan, fısk, zinâ, livâta gibi şeyler
peygamberlikten önce ve sonra meydana gelmez. Bunda icmâ-ı ümmet vardır; inkârı
küfürdür. Beğenilmeyen ve çirkin şeylerden ve insanların nefret ettikleri
şeylerden münezzehtirler. Adâlete uymayan işlerden mâsumdurlar, hepsi âlim, âmil
ve kâmildirler.
5. Tebliğ: Allahü teâlânın vahy ettiği hükümleri tebliğ ederler, bildirirler.
Aslâ bir şeyi söylememezlik etmezler, saklamazlar. Doğruyu söylerler. Bir
kimsenin hâtırı için müdâhene etmezler. Allahü teâlânın emrini yerine
getirirler.
6. Adâlet: Peygamberler âdildirler. Hak üzere gönderilmişlerdir. Onlarda aslâ
zulüm yoktur.
7. Emnü’l-Azl: Peygamberler peygamberlik makamından, dünyâ ve âhirette azl
olmazlar. Peygamberlik sıfatı onların zâtlarından dünyâda ve âhirette ayrılmaz.
Önce gelen peygamberlerin dinleri nesh olmakla peygamberlikten azl lâzım gelmez.
Zîrâ peygamberlik onların sıfatlarıdır. Allahü teâlânın ihsânıdır. Çalışmakla
elde edilmez. Evliyâlık ise çalışmakla kazanılır. Her peygamberde evliyâlık
vardır. Doğru olan sözlere göre peygamberlikleri evliyâlıklarından üstündür.
Çünkü peygamberlikle vahye kavuşmuş, melekleri görmüş ve diğer üstünlüklere
sâhip olmuşlardır.
Bu önemli konuda inşaallah başka makaleler de yazmak istiyoruz.