İbadetlerin bazı fayda ve hikmetleri 20122002
Makalemizin başında şu hususu önemle vurgulamalıyız ki, bizim ibadetlerimizin
Allahü tealaya hiçbir faydası olmadığı gibi, O’nun da bizim ibadetlerimize
ihtiyacı yoktur. Her insanın yaptığı ibadetin faydası, yalnız kendisinedir.
Zaten böyle olduğu Fâtır suresinin 18. ayet-i kerimesinde açıkça haber
verilmektedir. İnsanların ibadet ve isyanları, Cenab-ı Hakk’ın celali, azameti,
büyüklüğü karşısında aynıdır. Bütün insanlar, cinniler ve diğer mahlukat Allahü
tealaya, en mütteki bir kul gibi ibadet etseler, O’na herhangi bir faydası
olmaz. Bunun tersine bütün mahlukat O’na -hâşâ- küfretseler, bunun da herhangi
bir zararı olmaz.
Bazı kimseler, ibadet yapanların, boşuna zahmet çektiklerini zannetmektedirler.
Yine bazıları, ibadetlerin Allahü tealaya faydası olduğunu ve bunun için
insanların ve cinnilerin ibadetle emrolunduklarını zannediyorlar. Halbuki
Şerefüddin Ahmed bin Yahya Münîrî hazretleri buyuruyor ki: Böyle zannetmek çok
yanlıştır. Bu şekilde yanlış düşünen kimse, perhiz yapmayan hastaya benzer. Bu
hastaya, doktor perhiz tavsiye ediyor. Bu hasta ise, ‘perhiz yapmazsam doktora
hiç zararı olmaz’ diyerek perhiz yapmıyor. Evet, o kişinin ‘perhiz yapmamamın
doktora zararı olmaz’ demesi doğrudur. Fakat bu kişi, perhiz yapmayarak
kendisine zarar vermektedir. Tabip, perhizi kendisine faydası olduğu için değil,
hastanın hastalıktan kurtulması için, yapmasını tavsiye etmiştir. Bu hasta,
doktorun tavsiyesine uyarsa şifa bulur; uymazsa ölür gider. Tabibin bunda da
hiçbir zararı olmaz.
Mahlukatın
yaratılış gayesi...
6 Ülü’l-azm Peygamber, 313 Resul ve 124 binden ziyade Nebinin gayeleri ile
bunlardan bazılarına gönderilen -100’ü küçük, 4’ü büyük olmak üzere- 104 kitabın
hedeflerine baktığımızda, iyi insan, iyi aile ve iyi cemiyet meydana getirmek
maksadını görüyoruz. Başka bir ifade ile söylemek gerekirse, insanların dünyada
huzur ve sükun içerisinde yaşamaları, ahirette de ebedi seadete kavuşmaları
hedeflenmiştir. İşte Allahü tealanın ve Resul-i Ekrem’inin emir ve yasaklarında
gaye, maksad, hedef budur.
Kur’an-ı kerimde Zâriyât suresinin 56. ayet-i kerimesinde:
“Ben, cinnileri ve insanları, ancak (beni tanısınlar, arz-ı ubudiyette
bulunsunlar) bana ibadet etsinler diye yarattım” buyurulmaktadır.
Mahlukatın yaratılış gayesi, bir hadis-i kudside de şu şekilde beyan
buyurulmuştur:
“Ben, gizli bir hazineydim, bilinmeyi istedim; bunun üzerine mahlukatı
yarattım.”
Sevgili Peygamberimiz:
“Akıllı kimse, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için amel işleyen
(hazırlık yapan)dır” buyurmuşlardır.
Yine kendilerine insanların en iyisinin kim olduğu sorulduğunda: “Ömrü uzun
olup, ameli güzel olandır” cevabını vermiştir.
İnsanların en kötüsünün kim olduğu sorulunca da: “Ömrü uzun olup, ameli kötü
olandır” buyurmuştur.
Allahü teala, Beyyine suresinin 6-8. ayetlerinde mealen buyuruyor ki:
“Kitap ehlinden ve müşriklerden inkara sapanlar var ya, onlar elbette, içinde
devamlı kalacakları Cehennemdedirler. İşte onlar, yaratılanların en
kötüleridirler. İman edip iyi amellerde bulunanlar ise, işte onlar,
yaratılanların en iyileridirler. Onların elbetteki Rableri yanında mükafatı,
altlarından ırmaklar akan, içinde devamlı kalacakları Adn Cennetleri’dir. Allah
onlardan râzı, onlar da Allah’tan râzıdırlar. İşte bu (mükâfât ve rıza
mertebesi), Rabbinden korkanlara mahsustur.”
Kur’an-ı kerimde, Mülk sure-i celilesinin 2. ayet-i kerimesinde ise:
“Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını imtihan edip ortaya çıkarmak için
ölümü de, hayatı da yaratan O’dur...” buyurulmuştur.
Yaşamaktan maksat...
Demek ki, yaşamaktan maksat iyi işler yapmaktır. Bir kimsenin iyi veya kötü
olduğu yaptığı işlerden anlaşılır. “Âyinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” sözü
de bunu ifade etmektedir. Bir kimse kötülüklerden kaçıyor, iyi işler yapıyorsa,
o kişinin cennete gitme ihtimali çoktur. Onun için, kendisine bunu sağlayacak
olan iyi kimselerle beraber olmaya çalışmalıdır.
Burada, konumuzla yakından alakası dolayısıyla, birazcık iyilerle beraber
olmanın ve kötülerden kaçmanın fayda, lüzum ve ehemmiyetinden bahsetmeyi uygun
görüyoruz.
Farsça bir beyitte: “Her kuş kendi cinsiyle uçar; güvercin güvercinle, karga da
kargayla” denilmiştir.
Hadis-i şerifte buyurulmuştur ki:
“Allahü teala, bir kula hayır murad ettiği zaman, dinini kayıran kimseler
yanında çalışmayı nasib eder. Şerri murad edilen kul da, dinini kayırmayan
kötülerin yanında çalışır.” (Deylemi)
Bu vesile ile ifade edelim ki, bu mevzuda bizim çok güzel atasözlerimiz vardır.
Bazılarını aşağıda arzetmeyi faydalı görüyoruz:
-Miscinin yanında duran mis kokar, iscinin yanında duran is kokar.
-Kıratın yanında duran, ya huyundan ya suyundan alır.
-Üzüm üzüme baka baka kararır.
-Körle yatan, şaşı kalkar.
-Arkadaşını söyle bana, kim olduğunu söyliyeyim sana.
Bunları daha da çoğaltmamız mümkündür. Fakat, eskilerimizin “zikr-i cüz, irade-i
kül” dedikleri bir ifade vardır ki, bununla parçayı zikredip, bütünü kasdetmek
manası verilmek istenmiştir.
İyi ile kötü
arkadaş olursa...
Ayet-i kerimede şöyle buyurulmuştur:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkup (kötülüklerden) sakının ve sadıklarla
(doğrularla) beraber olunuz.” (Tevbe suresi: 119)
Hadis-i şerifte de:
“Kişi, arkadaşının dini üzeredir. Herhangi biriniz, kiminle arkadaşlık ettiğine
baksın” buyurulmuştur.
Diğer bir hadis-i şerifte ise:
“İyi arkadaşın misali, misk satıcısına benzer; eğer sana ondan bir şey isabet
etmezse, hiç olmazsa güzel koku siner. Kötü arkadaşın misali de, körükçüye
benzer; eğer sana ondan kıvılcım sıçramazsa, kötü koku siner” buyurulmuştur.
İman edip salih amel işleyen kişilerle beraber olanlar onlar gibi olurlar.
Masiyetleri işleyen kişilerle yatıp kalkanlar da onlar gibi olurlar. Şurası
muhakkaktır ki, bir iyi ile bir kötü arkadaş olduğu zaman, ya kötü kimse
iyileşir veya iyi kimse bozulup kötüleşir. Şayet iyi iyiliğinde, kötü de
kötülüğünde ısrar ederse, bunların arkadaşlıkları uzun müddet devam etmez. Fizik
kitaplarında okuduğumuz birleşik kaplar isimli aleti düşünecek olursak, bunu
daha iyi anlarız.