Hazret-i Peygamber’in açıklamalarına olan ihtiyaç 20092002
İki haftadan
beri işlemekte olduğumuz konuyu bu hafta bitirmek istiyoruz. Geçen haftaki
makalemizin sonunda, Kur’an kendisine indirilen, Allah ile kulları arasında elçi
olarak görevlendirilen Hazret-i Peygamber, ayetleri açıklamayacak olsaydı,
Allah’ın ayetlerinden murad-ı ilahinin ne olduğu tam anlaşılamazdı demiştik.
Çünkü Kur’an-ı kerimde “Namaz kılınız ve zekat veriniz...” (Bakara suresi: 43,
Nur suresi: 56) ayetiyle namaz kılma ve zekat verme emredilmiş, diğer ayetlerde
bunların tafsilatından ancak bir kısmı beyan edilmiştir. Bunların bütün
tafsilatını Hazret-i Peygamber, kavli sünnetleriyle açıklamış, fiili
sünnetleriyle de ameli olarak tatbik etmiş ve “Benim namaz kıldığımı gördüğünüz
şekilde namaz kılınız” buyurmuştur.
Yine bir misal olarak ifade edelim ki, Bakara suresinin 183. ayetinde orucun
farz kılındığı belirtilmiş, burada ve oruçla ilgili diğer ayetlerde, oruçlu iken
unutarak yiyip içmenin hükmü zikredilmemiştir. Resulullah’a (sallallahü aleyhi
ve sellem) bir kişi gelip “Ya Resulallah! Oruçlu iken unutarak yedim” dediğinde,
O, Ahzab suresinin 5. ayetinden istinbat ederek o kişinin orucunun sahih, unutma
ve hatanın da affedilmiş olduğunu beyan etmiştir.
Beyan ve tatbik...
Haccın farz kılındığına dair Al-i İmran suresinin 97. ayetinde ve konuyla
alakalı diğer ayetlerde, hacla ilgili bütün tafsilat bulunmadığı için Hazret-i
Peygamber: “Hac menasikinizi benden alınız” buyurmuştur.
Şu halde namaz, oruç, zekat, hac gibi ibadetlerin şartları, rükünleri, vacibleri,
sünnetleri, müstehabları ve adabını mufassalan Hazret-i Peygamber (sallallahü
aleyhi ve sellem) beyan buyurmuş, ayrıca ameli olarak tatbik etmiştir.
Demek oluyor ki, geçen haftaki makalemizde naklettiğimiz Maide suresinin 67. ve
Nahl suresinin 44. ayetlerinde kasdolunan, Kur’an lafızlarının mücerred olarak,
sadece tebliği değil, hem tebliği, hem de beyanıdır. Beyan ise tebliğ, izah,
şerh ve izhar demektir.
“Hiç şüphe yok ki Kur’an’ı biz indirdik, muhakkak ki onu tahrif ile tebdilden
(değişikliğe uğramaktan) biz koruyacağız” (Hicr suresi: 9) buyuran yüce Allah,
Kitabı korumayı tekeffül buyurmuştur. Bu kefil olma, Resulullah’ın (sallallahü
aleyhi ve sellem) ona dair beyanını da korumayı iktiza eder.
Nitekim Babanzade Ahmed Naim de bu mevzuda şunu kaydetmiştir: “Hicr suresinin 9.
ayet-i kerimesinin mutazammın olduğu va’d-i sadık-ı ilahi, Kur’an’ın elfazı gibi
ma’nalarını da hıfzetmeyi tekeffül eder. Ehadis-i Nebeviyye de, Nahl suresinin
44. Ayet-i kerimesinin delaletiyle ma’ani-i Kur’aniyye cümlesindendir.”
“Kur’anda
bulabilir misin?”
Şunu, altını çizerek belirtelim ki: İslam hukukunda ilk kaynak olan Kur’an-ı
kerim’in ilk müfessiri Hazret-i Peygamber, Kur’an’ın ilk tefsiri de O’nun
sünneti olduğu için, Kur’an’ı doğru anlayabilmek, İslam Hukuku hakkında sağlam
bilgi elde edebilmek için “Sünnet”in bilinmesinin önemi açıktır. Edille-i
Şer’iyye’nin ikincisini teşkil eden “Sünnet”e ittiba’ın lüzumu, “Sünnet”in İslam
teşriindeki yeri ve önemi de ortadadır...
İmran İbnü’l-Husayn(r.a.), yanında arkadaşları olduğu halde oturuyordu.
Cemaatten biri, bize Kur’an’dan başka birşey tahdis etmeyiniz dedi. O, ona
yaklaş dedi; o da yaklaştı. Ona, sen ve arkadaşların Kur’an’ı arasanız, onda
öğle namazını(n farzının) 4 rek’at, ikindiyi 4 rek’at, akşamı 3 rek’at olarak ve
ilk iki rek’atta ne kıraat edeceğinizi bulabilir misiniz? Sen ve arkadaşların,
Kur’an’da Kâ’be’yi tavafın 7 şavt olduğunu, Safa ve Merve arasındaki sa’yin 7
defa olduğunu bulabilecek misiniz? sözlerini söyledi. Sonra şunları ilave etti:
Ey cemaat, bizden (ilmi) alınız (öğreniniz). Çünkü siz, eğer böyle yapmazsanız,
vallahi dalalete düşersiniz.
Hassan ibn Atıyye, Cebrail, Hazret-i Peygamber’e (sallallahü aleyhi ve sellem)
Kur’an’ı ve onu tefsir eden sünneti indiriyordu, demiş, bundan başka diğer bir
yerde şunu ifade etmiştir: “Cebrail aleyhisselam, Resulullah’a (s.a.v) Kur’an’ı
indirdiği gibi sünneti indiriyor, Kur’an’ı ona öğrettiği gibi sünneti de
öğretiyordu.”
Eyyup es-Sahtiyani’nin: “Adama sünneti tahdis ettiğimizde bunu bırak, bize
Kur’an’dan anlat der, bil ki o hem dâll (sapık), hem de mudıldir (saptırandır)”
dediği, Abdurrahman ibn Mehdi’nin ise şu sözleri söylediği rivayet edilmiştir:
Adam hadise, yemeye içmeye olan ihtiyacından daha fazla muhtactır. Hadis
Kur’an’ın tefsiridir.”
İmam el-Evzai de: Allahü teala: “Peygamber size ne verdi ise, onu alın
(emirlerini tutun). Size neyi yasak ettiyse onu da almayın (yapma dediğini
yapmayın).” (Haşr suresi: 7) ve yine “Kim Peygambere itaat ederse, muhakkak ki
Allah’a itaat etmiş olur...” (Nisa suresi: 80) buyurmuştur. Peygamberi, Kur’an’ı
tefsir etmeye davet ediyor demiştir.
“Eğer bilmiyorsanız...”
Kur’an’ı Kerim’in indiği zaman ve muhit içerisinde bulunmalarına ve lisanın ehli
olmalarına rağmen Sahabe-i kiram, anlaşılması veya hüküm çıkarması müşkil olan
her hususta, Kur’an kendisine inen ve onu tebliğ ve beyan etmekle me’mur ve
mükellef olan ve dili bilenlerin de en fasihi olan Hazret-i Peygamber’e
soruyorlar, ortaya çıkan hadiseler hakkında O’ndan fetva istiyorlar, O da
onların müşkillerini hallediyor, bilmediklerini kendilerine öğretiyordu. Zaten
Yüce Allah “...Eğer bilmiyorsanız, zikir(ilim) ehline sorunuz...” (Nahl suresi:
43) buyurmuştur. Bu, gayet tabii bir hal idi. Zira herhangi bir hadise hakkında
bir hüküm indiği zaman Kur’an’daki bu ayet, o hadisenin aynı veya benzeri yahut
zahirde az farklı başka bir hadiseye de tatbik olunur mu, olunmaz mı?
mes’elesinde ortaya çıkan durum hakkında Sahabe-i kiram, kendine vahiy inen zat
olan Hazret-i Peygamber’e müracaat ediyorlar, o da suallerini cevaplandırıyor,
tereddüde düştükleri hususları beyan ediyordu. Bunları duyanlar da başkalarına
nakledip öğretiyorlardı.
Bu konuda daha pekçok şey söylemek ve yazmak mümkündür...