Sünnet ne demektir

Sual: Bazı kimseler, (Peygamber, ne hanefi, ne de şafii idi, sünni de değil idi) diyor. Sünnet ne demektir?

CEVAP

Demek ki mezhep de, sünnet de, bilinmiyor. Askerlikte, kara, hava ve deniz kuvvetleri vardır. Genel kurmay, karacı, havacı veya denizci değildir diyerek bu kuvvetlerden ayrı sayılır mı? Kuvvetler genel kurmaya bağlı olduğu gibi, mezhepler de Resulullaha bağlıdır.

Nasıl ki kuvvet komutanlıkları birbirinin yardımcısı ise,  mezhepler de öyledir. Kendi mezhebine göre yapılması güç olan bir iş başka mezhebe göre yapılır. Mezhepler, bir elin parmakları gibi, aynı ele hizmet eder. Sünnet kelimesi de yerine göre, farklı anlamlarda kullanılır:

1- Kitab ve sünnet ifadesindeki sünnet, hadis-i şerifler demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahın kitabına, Peygamberin sünnetine sarılırsanız hiç sapıtmazsınız.) [Hakim]

2- Farz ve sünnet ifadesindeki sünnet, Resulullahın emirleri demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ümmetim bozulunca, sünnetime uyana şehit sevabı verilir.) [Hakim]

3- Sünnet, yalnız olarak kullanılınca, genelde İslâmiyet anlaşılır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir zaman gelecek ki, ortalık bozulduğu zaman sünnetime [İslamiyete] tutunmak avuçta ateş tutmak gibi olacaktır.) [Hâkim]

4- Sünnet, yol, çığır, gibi manalara da gelir. Mesela sünnet-i hasene iyi çığır, sünnet-i seyyie kötü çığır demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, sünnet-i hasene çıkarırsa, [iyi bir çığır açarsa] onun sevabı ve kıyamete kadar onunla amel edenlerin sevabı kadar sevab alır. Bir kimse de sünnet-i seyyie çıkarırsa, [kötü bir çığır açarsa] onun günahı ve kıyamete kadar onu işleyenlerin günahı kadar günah kazanır.) [Müslim]

Sünnet, yol demektir. (Sünnetullah), Allahın yolu demektir. (Sünnet-i Resulullah), Resulullahın yolu demektir. Sahabilerin de sünneti olur. (Hz. Ömerin sünneti), (Hz. Alinin sünneti) gibi. Nitekim hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Sünnetime ve hulefa-i raşidinin sünnetine sımsıkı sarılın!) [Buharî]

Sünnet, âdet, kanun manalarına da gelir. Mesela, Allahın sünneti; Allahın kanunu demektir. Bu Kur’an-ı kerimde sünnetullah olarak geçmektedir. (Allah'ın sünnetinde [kanununda] asla bir değişiklik bulamazsın.) buyuruluyor. (Ahzab 62, Fetih 23, Fatır 43)

5- Ehl-i sünnet, kurtuluş fırkasının adıdır. İmam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki: Tirmizî’nin bildirdiği hadis-i şerifte, (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72si cehenneme gider, yalnız bir fırka kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir) buyuruldu. Bu fırkaya (Ehl-i sünnet vel cemaat) denir.  

Sünnet ve çeşitleri

Sual: Sünnet nedir? (Sünnetimi terk edene şefaatim haram oldu.) Hadis-i şerifini alimlerimiz nasıl açıklamışlardır?

CEVAP

Peygamber efendimizin kendiliğinden emrettiği veya yaptığı ibâdetlere (Sünnet) denir.

Sünnet ikiye ayrılır.

1- Sünnet-i hüda

2- Sünnet-i zevaid

1-Sünnet-ü hüda: Buna sünnet-i müekkede de denir. İslâm dininin şiarıdır, başka dinlerde yoktur. Peygamber efendimiz bunları devamlı yapmış, nadiren terk etmiş ve terk edenlere de bir şey dememiştir. Ara sıra terk ettiği sünnetlere de (Gayr-ı müekkede) denir. Müekked sünneti, özürsüz [mazeretsiz] devamlı terk etmek mekruhtur, küçük günah olur. Namaz içindeki müekked sünnetleri terk etmek ise tahrimen mekruhtur. (R. Muhtar)

Dinimizin bütün hükümleri Kur'an-ı kerimden çıkmaktadır. Bu hükümler üç kısımdır:

1- Manaları açık olan ve ilim ehli tarafından bildirilen hükümlerdir. [Allah birdir gibi]

2- Müctehidler tarafından ictihadla çıkarılan hükümlerdir. [Abdestin farzının, Hanefide dört, Hanbelide on olması gibi.]

3- Bir kısmı ise çok gizlidir. Allahü teâlâ bildirmedikçe anlaşılamaz. Bunlar sadece Peygamber efendimize bildirilmiştir. Bu hükümler de Kur'an-ı kerimden çıkartılıyor ise de, Peygamber efendimiz tarafından açıklandığı için bunlara (Sünnet) denir. (Mektubat-ı Rabbanî c.2, m. 55)

Ezan okumak, cemaatle namaz kılmak gibi sünnetler (Sünnet-i hüda)dır. (Hadika)

2-Sünnet-i zevaid: Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin, ibâdet olarak değil de adet olarak devamlı yaptığı şeylere denir. Zevaid sünnetleri terk etmek mekruh değildir. Peygamber efendimizin giyiniş şekli, iyi şeyleri yapmaya sağdan başlaması gibi şeyleri sünnet-i zevaiddir. (R. Muhtar)

(Muhtar-ül ehadis)deki hadis-i  şerifte buyuruldu ki: (Sünnet, farza bağlı ve bağlı olmamak üzere ikiye ayrılır. Farzdaki sünnetin aslı Allahü teâlânın kitabındadır. Onu almak hidayet, terki ise dalalettir. Diğer sünneti almak bir fazilettir, terki ise hata değildir.) [Taberânî]

Peygamber efendimizin böyle adet olarak yaptığı şeyleri yapmamak bid'at değildir. Bunları yapıp yapmamak, ülkelerin ve insanların adetlerine bağlı olup, dini hükümler değildir. Her ülkenin adeti başka başkadır. Hatta bir ülkenin adeti zamanla değişir. Bununla beraber, adete bağlı şeylerde de [Bir mazeret yoksa] Resulullaha tabi olmak, dünya ve ahırette insana çok şey kazandırır ve çeşitli saadetlere yol açar. (Mektubat-ı Rabbanî c.2, m.55)

Sünnetin Üç Manası

Sünnet kelimesinin dinimizde üç manası vardır. (Kitab ve Sünnet) denilince, buradaki sünnet, hadis-i şerifler demektir. (Farz ve Sünnet) denince, buradaki sünnet, Peygamber efendimizin emri demektir. Sünnet, yalnız olarak kullanılınca (İslâmiyet yolu) demektir. Bu sünnete uyanlara ( Ehl-i sünnet) denir. (Cevhere)

Şeyhulislâm İbni Kemal Paşazade hazretleri, (Şerh-ı hadis-i erbain) kitabında, (Sünnetimi terk edene şefaatim haram oldu.) hadis-i şerifini açıklarken buyruyor ki: Bu hadis-i şerifteki sünnet, islâmiyet yolu demektir. Çünkü mümin, büyük günah işlese de şefaatten mahrum kalmaz. Nitekim hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Ümmetimden, büyük günah işliyenlere şefaat edeceğim.) [Ebu Dâvud]

Görüldüğü gibi Ehl-i sünnetten ayrılanlar şefaate kavuşamıyacaklardır. (Şira)

(Ümmetimin arasında fitne, fesat yayıldığı zaman, sünnetime sarılana yüz şehit sevabı vardır) hadis-i şerifi, fitne zamanında, ehl-i sünnet ve cemaat itikadında olup, beş vakit namazı cemaat ile kılana yüz şehit sevabı verileceğini bildirmektedir. Bunun için, önce ehl-i sünnete uygun iman etmek, sonra haramlardan sakınmak, sonra farzları yapmak, sonra mekruhlardan sakınmak, sonra müekked sünnetleri, daha sonra da müstehapları yapmak gerekir. Bu sırada, önce olanı yapmıyanın, sonra olanı yapmasının hiç faydası olmaz ve önce olanı yapabilmek için, sonra olanı terk etmesi vacip olur.

 

Şahısların sünneti

Sual:  "Yalnız Peygamberin sünneti olur. Âlimlerin sünneti olmaz" deniyor. Mesela, Hz. Ömerin sünneti denir mi?

CEVAP

Sünnet, yol, çığır demektir. (Sünnetullah), Allahın sünneti, Allahın yolu demektir. (Sünnet-i Resulullah), Resulullahın sünneti, Resulullahın yolu demektir. Resulullahın yolu, Allahü teâlânın yolundan ayrı olmadığı hâlde, Resulullahın sünneti dendiği gibi, Peygamber efendimizin yolundan ayrı olmıyan her sahabinin de sünneti olur. (Hz. Ömerin sünneti), (Hz. Alnin sünneti) demek caiz ve gerekir. Nitekim hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Sünnetime ve Hulefa-i Raşidinin sünnetine sımsıkı sarılın!) [Ebu Dâvud]

Hz. Ömer, hulefa-i Raşidindendir. Bu hadis-i şerife uyarak (Hz. Ömerin sünneti) denir. Hz. Ömerin sünneti dendiği gibi, İmam-ı a'zam hazretlerinin sünneti veya (falanca âlimin sünneti) demekte de mahzur yoktur. Hatta bid'at ehlinin sünneti de (yolu, çığırı da) olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, sünnet-i hasene çıkarırsa, [iyi bir yol, iyi bir çığır açarsa] onun sevabı ve kıyamete kadar onunla amel edenlerin sevabı kadar sevab alır. Bir kimse de sünnet-i seyyie çıkarırsa, [kötü bir yol, kötü bir çığır açarsa] onun günahı ve kıyamete kadar onu işliyenlerin günahı kadar günah kazanır.) [Müslim] 

Kur'an-ı kerimi anlamak

Sual: Kur’an-ı kerimi arapça bilen anlıyamaz mı?

CEVAP

Kur'an-ı kerimi tam olarak yalnız Muhammed aleyhisselam anlamıştır. Ondan başka hiç kimse tam anlıyamaz. Eshab-ı kiram, ana dilleri Arapça olduğu hâlde, bazı ayetleri anlıyamayıp, Peygamber efendimize sorarlardı. Resulullah, Kur'an-ı kerimin tefsirini Eshabına bildirmiştir. Eshab-ı kiramın bildirdiğinden başka türlü söyleyenler, dalalete, hatta küfre düşer. Tefsir, yoruma değil, nakle dayanır.

Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki: (Bir gün Peygamber efendimiz, Hz. Ebu Bekire ince marifetleri, onun seviyesine göre anlatıyordu. Yanlarına Hz. Ömer gelince, konuşma uslubunu onun da anlıyacağı şekilde değiştirdi. Hz. Osman gelince, yine konuşma şeklini değiştirdi. Hz. Ali de gelince konuşmasını, hepsinin anlıyacağı tarzda değiştirdi. Resulullahın her defasında konuşma uslubunu değiştirmesi, oradaki zatların istidatlarının farklı oluşlarından meydana gelmiştir.) [Mek. Masumiyye 59]

Kur'an-ı kerimi, Arapça bilen de tam anlıyamaz. Dil ayrı, ilim ayrıdır. Türkçe bilen, tıp, hukuk, fen bilgisini anlayabilir mi? Hadis-i şerifte, (Kur'an, Allahın metin ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz.) buyurulmuştur. Kur'an-ı kerim çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kâğıt ve mürekkep bulunamıyacağı bizzat Kur'an-ı kerimde şöyle bildirilmektedir: (De ki, Rabbimin [İlmini, hikmetini bildiren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109]

Anayasayı anlamak için hukukçulara gidiliyor. Hâlbuki bunları da insan yazmıştır. Bir kanundan bile herkes aynı şeyi anlamazken, Allahın kelamını nasıl anlıyabilir? Kur’an-ı kerimi anlıyabilmek için, tercümelerine değil, tefsirlere bakmak gerekir. Yusuf suresinin, (Anlayabilmeniz için, Kur'anı Arapça olarak indirdik) mealindeki 2. ayet-i kerimesi, tefsirlerde özetle şöyle açıklanıyor:  (Kur'an-ı kerimi herhangi bir lisan ile değil, en geniş, en açık, en ahenktar olan Arapça olarak indirdik. Eğer iyi düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini görür, müslüman olmayı en büyük bir vazife, en yüksek bir saadet telakki edersiniz. Ey Araplar, Kur'an-ı kerim, sizin dilinizle indi. Edebiyatçıların, şairlerin sözlerine benzemediğini gördünüz. Bunun insan sözü olmadığını, İlâhî bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.)

Demek ki ayetteki anlamak, bunun ilahi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkamını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, (Ey Resulüm, Kur'an-ı kerimi insanlara açıkla) buyurulmazdı. (Nahl 44)

Fussilet suresinin, (Eğer biz Kur'an-ı kerimi yabancı bir dilde okunan bir kitap kılsaydık. Diyeceklerdi ki, ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalıydı. Muhatapları Arap olduğu hâlde, Arapça olmıyan bir kitap mı geldi) mealindeki 44. ayet-i kerimesinin açıklaması da şöyledir:

Kur'an-ı kerim [İbranice, Yunanca değil] sizin lisanınızda, yani arapçadır. Siz Arap olduğunuza göre, ifadelerinin vecizliğinden, şaheserliğinden bu Kur'an-ı kerimin İlâhî bir kelam olduğunu anlarsınız. Yoksa, (Arapça bildiğinize göre, Kur'anın hükümlerini de anlarsınız) denmiyor. Herkes Kur’andan aynı şeyi anlasaydı, 72 sapık mezhep meydana çıkmazdı. İmanı, farzları ve haramları öğrenmek farzdır. Bunlar, ancak fıkıh kitaplarından öğrenilir. Fıkhı, âlimler, ayet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden çıkarmışlardır. (Hadika s. 324)

Namazların kaç rekat olduğunu, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağını, zekât nisabını, orucun ve haccın farzlarını, hukuk bilgilerini, Resulullah açıklamasaydı Kur'an-ı kerimden anlamak mümkün değildi. İmran bin Hasin hazretleri, (Bize yalnız Kur'andan söyle!) diyene, (Ey ahmak, Kur'andan her şeyi anlamak mümkün mü? Mesela namazların kaç rekat olduğunu bulabilir miyiz?) buyurdu. Hz. Ömere de, (Farzlar seferde kaç rekat kılındığını Kur'anda bulamadık.) dediler. Cevaben, "Biz, Kur'anda bulamadığımızı, Resulullahtan gördüğümüz gibi yapıyoruz. O, seferde dört rekatlık farzları, iki rekat olarak kılardı.” buyurdu. (Mizan) 

Birleştirici olmalı

Sual: (Yalnız Kur’an) diyenler, ne dinimizi yaşıyan ne de bilenler. Bunların maksatları ne?

CEVAP

Genelde hiç kimse, bilmediği konularda, uzmanlık alanın dışında konuşmaz. Eğer konu din ise, bilen bilmeyen herkes, fikir yürütür, “Bence böyle olmalı” der. Dini eleştirenlere bakın, dinden hiç haberi yoktur. Kulaktan duyma bilgilerle dine saldırırlar.

Din cahili bazı yazarlar, fırsat buldukça dine saldırıyorlar. Bölücülük yapıyorlar. Müslümana gerici diyorlar. Gerici demek bölücülüktür. Nedir bu gericilik? Saldırının şiddetini çoğaltmak için, köktendinci, fundemantalist gibi yaftalarla halkımızı bölmeye çalışıyorlar. Din cahili bu yazarlardan biri, (Köktendinciler, Kur’anı anlamak istemezler, Kur’an'daki bir âyeti hatmetmeye [ezberlemeye] çalışırlar.) diyor. Cahil yazar, hatmetmeyi ezberlemek sanıyor.

Acaba köktendinci, doğuştan müslüman mı demektir? Niye böyle hiç kimsenin tam anlamadığı kelimelerle bölücülük yapıyorlar? (Gericiler Kur’anı anlamak istemezler. Kur’an'ın anlaşılmasının önüne konan ketler yüzyıllardır devam ediyor.) diyor. İstemiyen gericiler kimmiş? Niye istemiyorlarmış? Kur’an anlaşılırsa onların ne zararı olurmuş?  Şimdi piyasada belki de yüzü aşkın Kur’an tercümesi var. Bu tercümelerle Kur’an anlaşıldı ise, müslümanların bildirdiğinden farklı ne var imiş? Âlimler neyi gizlemiş?  Böyle bir şey olmadığına göre, ne diye halkımızın huzuru bozulmaya çalışılıyor?

Kur’an tercümelerinden dinin hükümlerinin hepsi anlaşılır mı? Dini bilmeyenler veya din düşmanları, (Kur’anı herkes anlar, hadislere ve âlimlerin açıklamalarına ihtiyaç yoktur) diyorlar. Bilindiği gibi, Anayasa’yı insanlar yazmıştır. Anayasayı okuyan bir kimse, orada aradığı her hükmü, her kanunu bulabilir mi? Sonra insanların yazdığı bu Anayasayı bile okuyanlar, farklı yorumlar getiriyorlar. Meclis Anayasaya uygun sanarak bir kanun yapıyor, Anayasa mahkemesi bu kanunun Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle  bozuyor. Bir uygulama için bakanın biri, bu anayasaya uygundur derken, öteki bakan anayasaya aykırıdır diyebiliyor. Demek ki, insanların yaptığı bir Anayasa bile herkes tarafından aynı anlaşılmadığına göre Kur’an, o kadar basit bir kitap mı da herkes hemen anlasın?

Hırsızlık, adam öldürmek, gasp, zina ve diğer suçların cezaları Anayasada açıkça bildirilmez. Bunlar Kanunlarla anlaşılır. Hatta kanunları da herkes kolayca anlayamaz. Kanunların iyi anlaşılması için, tüzükler, yönetmelikler çıkarılır.

Bir kimse, Kur’andan dinimizin hükümlerinin hepsini öğrenmesi mümkün değildir. En başta namaz nasıl kılınır? Kaç rekat kılınır? Namazda neler okunur? Yanılmalar için neler yapılır? Namazı bozan şeyler nelerdir? Namazın farzları, vacibleri, mekruhları, sünnetleri nelerdir? Abdesti bozan şeyler nelerdir? Orucun farzları nelerdir? Niyetsiz oruç tutulur mu, tutulmaz mı? Niyet ne zamana kadar geçerlidir? Orucu bozan şeyler nelerdir? Zekâtın farzları nelerdir? Zenginliğin ölçüsü nedir? Ne kadar malı, parası olanın zekât vermsesi gerekir? Hac ve diğer ibadetlerde de durum aynıdır. Bütün bunları açık olarak Kur’an-ı kerimde bulamayız. Yalnız Kur’an diyenlerin art niyetleri böylece meydana çıkıyor. İbdadetlerdeki, farzları, vacibleri, sünnetleri, mekruhları ancak Peygamber efendimizin sözlerinden öğreniriz. Kur’an-ı kerimde, (Allaha ve Resülüne uyun) buyuruluyor. Kur’anın bir kısmına inanıp da bir kısmına inanmayanlara sözümüz yoktur. 

Kötü maksatlılar

Sual: Bir mezhepsiz, Kur'an-ı kerimden misal vererek, hadislere inanmamak gerektiğini söylüyor.

CEVAP

Bu kasıtlı bir iftiradır. Şöyle ki: Hadis, söz demektir. Hadis-i şerif denilince, Peygamber efendimizin mübarek sözü anlaşılır. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimi kastederek (Bu uydurma bir söz değildir) buyuruyor. Söz kelimesi arabide hadis kelimesi ile söylendiği için kötü maksatlılar, (Kur'an uydurma bir hadis değildir) diyerek, sözde hadis-i şeriflere dil uzatmaya kalkıyorlar. Hâlbuki o ayet-i kerimenin yani Yusuf suresi 111. ayet-i kerimenin (Hadislere inanmayın) sözü ile hiç bir alakası yoktur. O ayet-i kerimenin uydurma bir söz olmadığı, vahy-i ilahi olduğu bildiriliyor. Hadis düşmanları, ayetleri istedikleri gibi tevil etmekle kalmayıp yanlış manalar vererek müslümanları kandırmak istiyorlar.

İmam-ı Rabbanî hazretleri böyle kimseler için buyuruyor ki: (Bir hükmün doğru veya yanlış olduğu Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmamakla anlaşılır. Çünkü Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymayan her mana, her buluş kıymetsizdir, yanlıştır. Çünkü her sapık, Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere uyduğunu sanır, sapıklığının doğru olduğunu iddia eder. Yarım aklı, kısa görüşü ile, bu kaynaklardan yanlış manalar çıkarır. Doğru yoldan kayar, felakete gider. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Kur'an-ı kerimdeki  misaller, çoğunu küfre sürüklediği gibi, çoğunu da hidayete ulaştırır.) [Bekara 26]

Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri manalar doğrudur, bunlara uymayan yanlıştır.) [Müj.M. 286]

(İnsanların, kötüsü kötü âlimlerdir. Bunlar, din, iman hırsızlarıdır. Kur'an-ı kerimde, (Onlar kendilerini müslüman sanıyor, onlar son derece yalancıdır, şeytan onlara musallat olmuştur. Allahü teâlâyı hatırlamaz ve ismini ağızlarına almazlar, şeytana uymuşlar, şeytan olmuşlardır. Biliniz ki, şeytana uyanlar ziyan etti, ebedi saadeti bırakıp, sonsuz azaba atıldı.) buyuruluyor.

Büyüklerden biri, şeytanın boş oturduğunu görünce sebebini sorar. Şeytan, (Zamanın din adamı geçinen kötü âlimleri, insanları yoldan çıkarmakta, bana o kadar yardımcı olmakta ki, bu mühim işi benim yapmama lüzum kalmıyor.) der.

Böyle kötülüklerden uzak durmalıdır! Dünyaya gönül vermiyen, mal, mevki, şöhret kazanmak, başa geçmek sevdasında olmıyan din âlimlerine yakın olmalıdır! (Müjdeci Mektublar 33] 

Hadîs-i şerîflerin yazılması

Sual: Bir din düşmanı, (Peygamber, hadîslerimi yazmayın demiştir. Bunun için hadîse uymak yanlıştır) diyor. Hadîslere uymak lâzım değil midir?

CEVAP

Diyânet İşleri Başkanlığı’nın, (Sahîh-i Buhârî muhtasarı tecrîd-i sarîh) tercümesinin mukaddimesinde özetle deniyor ki:

İlmi talep etmek, her müslümana farz olduğu gibi, ilmi neşretmek de böyledir. Hadîs-i şerîfte de, hikmetin, mü’minin kaybolmuş malı olduğu, bulursa, derhal alması gerektiği bildirilmiştir. Ayrıca, (Burada olanlarınız, burada olmayanlara tebliğ etsinler! Belki de, kendilerinden daha anlayışlı birine tebliğ etmiş olabilirler) ve (Sözlerimi işitip belledikten sonra, başkalarına aynen aktaranın Allah yüzünü ağartsın) hadîs-i şerîflerine uyan âlimler, dîni yaymaya çok gayret göstermişlerdir.

Eshâb-ı kirâmdan Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri buyuruyor ki:

(Kılıcı enseme dayasanız, Resûlullahtan duyduğum bir sözü, başım kesilinceye kadar tebliğe vakit bulacağımı bilsem, o sözü muhakkak size yetiştiririm) Ebû Zer-i Gıfârî hazretlerinin bu sözü de, ilme verilen önemi göstermektedir.

Kur’ân-ı kerîm, ilk nâzil olduğu sıralarda, hadîs-i şerîflerle karıştırılmamaları için, (Kur’ân-ı kerîmden başka bir şey yazmayın) buyurulmuştu. Daha sonra Kur’ân-ı kerîmi ezberliyenler çok olduğu için, hadîs-i şerîflerin de yazılması emredildi.

Abdullah bin Amr bin Âs, Resûlullahtan ne işitirse yazar, Resûlullah efendimiz buna mâni olmazdı. Hattâ Kureyşten ba’zıları, (Sen her şeyi yazıyorsun. Fakat Resûlullah da insandır. Rızâ ve gazap hâlinde de söz söyler) dediler. Bir gün durumu Resûlullaha arzettiğinde, buyurdu ki: (Sözlerimi yaz! Allaha yemîn ederim ki, buradan [ağzımdan] hak sözden başkası çıkmaz.) [Ebû Dâvüd]

Hadîs-i şerîfleri ezberliyemediğini arzeden Ensârdan bir zâta, Resûlullah efendimiz yazmasını bildirip, (Sağ elinden yardım iste) buyurdu. (Tirmizî)

Râfi’ bin Hadîc’e de, (Hadîslerimi yazınız) buyurdu. (Râme hürmüzî)

Yine hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: (Hadîslerimi senediyle birlikte yazınız!) [Deylemî]

(Ölümünden sonra geriye, [yazılmış hâlde] kırk hadîs bırakan, Cennette arkadaşımdır.) [Deylemî]

Namazın kaç rek’at olduğu, zekât nisâbı gibi husûslar Kur’ân-ı kerîmde açık şekilde bildirilmemiştir. Bu âyetleri Allahın resûlü açıklamıştır. Meselâ cenâb-ı Hak, alış-verişi helâl, fâizi harâm kılmıştır. Fakat hangi alış-veriş sahîh, hangisi fâsid ve harâmdır, fâiz çeşitleri nelerdir? İşte bütün bunlar, Peygamber efendimizin sünnetinde beyân buyurulmuştur.

Bir örnek verelim! Cenâb-ı Hak, meyteyi [leşi] harâm kılmıştır. Fakat Allahın resûlü, denizde ölen balıkları istisnâ etmek sûretiyle Allahın murâdını açıklamıştır. Daha birçok hükümler Kur’ânın sarâhatinde mevcut değildir. Sadece hadîs ile sabit olmuştur.

Hadîs-i şerîfleri inkâr etmek, Allahın emrine isyândır. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki:

(İnsanlara açıklıyasın diye Kur’ânı sana indirdik.) [Nahl 44]

(Allaha ve Resûlüne îmân edin, Ona uyun ki doğru yolu bulasınız.) [A’râf 158]

(Resûle itâ’at eden, Allaha itâ’at etmiş olur.) [Nisâ 80]

(Allaha ve Resûlüne itâ’at eden, kurtulmuştur.) [Ahzâb 71]

(Peygamberin emrine uyun, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]

(Allaha ve Resûlüne karşı gelen için Allahın azâbı çetindir.) [Enfâl 13]

(Allaha ve Resûlüne karşı gelen, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.) [Ahzâb 36]

(De ki, “Eğer Allahı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!”) [Âl-i İmrân 31]

(Anlaşamadığınız işin hükmünü Allahtan [Kur’ân-ı kerîmden] ve Resûlünden [Sünnet-i seniyyeden] anlayın!) [Nisâ 59]

Bu konudaki hadîs-i şerîflerden birkaçı da şöyledir:

(Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.) [Müslim]

(Bana itâ’at Allaha itâ’at, bana isyân Allaha isyândır.) [Buhârî]

(Bana uyan Cennete girer, isyân eden giremez.) [Buhârî]

(Allahın kitabına, Peygamberin sünnetine sarılan sapıtmaz.) [Hâkim]

(İhtilâflar çıkınca, sünnetime ve Hulefâ-i râşidînin sünnetine uyun!) [Tirmizî]

 Hadis-i şerif ile amel etmek

Sual: Okuduğumuz bir hadisle amel etmemiz caiz midir?

CEVAP

Kifaye kitabında buyuruldu ki:

(Müctehid olmayan din adamı, okuduğu hadisten kendi anladığına uyarak amel edemez. Müctehidlerin ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden anlayarak, verdikleri fetva ile amel etmesi gerekir. Takrir kitabında da böyle yazılıdır.)

Bu önemli hususa birkaç örnek verelim: Bu konudaki hadis-i şeriflerden beşi şöyle:

1- (Deve eti yemek abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî]

2- (Ateşte ısınmış bir şeyi yiyip içmek abdesti bozar) [Müslim, Ebu Dâvud, İbni Mace, Tirmizî, Nesâî]

3- (Ön avretine dokunan erkeğin abdesti bozulur.) [Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî]

4- (Eli ile ön avretine dokunanın abdesti bozulur.) [Hakim, İ.Ahmed, İ.Şafii]

5- (Ön avretine dokunan erkeğin abdesti bozulmaz. Çünkü o da vücuttan parçadır.) [Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî]

Böyle birbirinden farklı gibi görünen sahih hadis-i şerifler çoktur.

Mezheplerin hükmü ne?

Birinci hadis-i şerifi okuyan, deve eti yemenin abdesti bozduğunu anlar. Hâlbuki deve eti yemek yalnız Hanbelide abdesti bozar, diğer mezheblerde bozmaz.

İkinci hadis-i şerifi okuyan kimse, ateşte pişirilen her şeyin abdesti bozduğunu anlar. Hâlbuki hiçbir mezhepte ateşte pişirilen şeyleri yiyip içmek abdesti bozmaz. Bu hadis-i şerif, Kütüb-i sitte denilen altı kıymetli hadis kitabından beşinde mevcuttur. Hiçbir hadis âlimi bu hadis-i şerife uydurma dememiştir. Bu hadis-i şerifin açıklaması Mizan-ül-kübra kitabında vardır.

Üçüncü hadis-i şerif, bir erkeğin kendi ön avret yerine dokununca abdestinin bozulduğunu bildirmektedir. Hâlbuki Hanefide bozmaz, diğer üç mezhebde bozar.

Dördüncü hadis-i şerifte ise, avret yerine dokunursa deniyor. Kadın mı, erkek mi, elin içi ile mi, dışı da dahil mi, bunlar açık değildir. Hâlbuki Hanefide, erkek veya kadın, bildirilen yere dokununca abdesti bozulmaz. Fakat Şafiîde ise elin içi seveteyne, yani hem ön hem arkaya, elinin içi ile değince abdest bozulur. Başkasına, hatta erkek veya kız kendi bebeğininkine değse de bozulur. Malikide ise, sadece erkek, kendi önüne, elinin içi ile dokunursa abdesti bozulur. Arkasına değerse bozulmaz. Çocuğa veya başkalarına dokunsa yine bozmaz. Hanbelide ise, hem elin içi, hem de elin dışı ile kendisinin veya büyük-küçük, ölü-diri kim olursa olsun başkasının seveteynine dokunursa abdesti bozar. Yalnız, kadınlar kendi avretine dokunursa bozmaz. Bu hükümleri hadislerden bizim çıkarmamız hiç mümkün müdür?

Beşinci hadis-i şerif ise, dokunmanın abdesti bozmadığını bildirmektedir. Hâlbuki Hanefi hariç, diğer üç mezhepte bozar.

Müctehid olmayanın bunları hadis-i şeriflerden anlaması mümkün olmaz. Bu bakımdan, müctehid âlim olmayan kimse, hadis kitabı okursa, ya hadis-i şeriflerin uydurma olduğunu zanneder veya kendi aklına göre, yanlış bir hüküm çıkarır. Her ikisi de felaketine sebep olur.

Bir müslümana yapılacak büyük bir kötülük, (Kütüb-i sitteyi al, hadisleri oku ve dinini öğren) demektir.

Namazda imam arkasında Fatiha okunur mu?

Bu konudaki üç hadis-i şerif şöyle:

(Fatihasız namaz eksiktir.) [Tirmizî]

(Namazda imam okurken siz de okumayın, Fatihayı hafif okuyun!) [Beyhekî]

(Fatihasız namaz olmaz.) [Buharî,Müslim]

Bu hadislere ve başka delillere dayanarak, Şafiî âlimleri imam arkasında Fatiha okumanın farz olduğunu bildirmişlerdir.

Malikide ise, imam yavaş okurken müstehaptır. İmam açıktan okuyorsa, Fatiha okunmaz. Namazda Fatiha okumak Malikide farz, Hanefide ise, vaciptir. Hadis-i şeriflere bakalım:

(İmamla namaz kılarken susun, imamın kıraati, cemaatin kıraatidir.) [Hatib]

(Ne o, Kur'anda rekabet mi, namazda biri benimle beraber okuyordu.) [Tirmizî]

Hanefi âlimleri, bu hadislere ve başka delillere dayanarak, (İmam arkasında Fatiha okumak mekruhtur) demişlerdir.

İmam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki:

(Hadis-i şeriflerle amel etmek, bize caiz olmaz. Mezhebimizin hükmüne aykırı gibi görülen hadis-i şerifler, âlimlerin sözlerini reddetmek için delil ve senet olamaz. Bir Hanefinin, imam arkasında Fatiha okuması mezhepten çıkmaktır, ilhaddır.) [Müjdeci m. 312, Mebde ve Mead 31]

M. Hadimi hazretleri buyuruyor ki: (Dindeki dört delil, müctehidler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü bizler, ayet ve hadisten hüküm çıkaramayız. Mezhebin bir hükmü, ayete, hadise uymuyor gibi görünse de yanlış değildir. Çünkü ayet ve hadis ictihad isteyebilir, başka bir ayet veya hadisle değişmiş olabilir veya bilmediğimiz bir tevili vardır.) [Berika s. 94] 

Sünnet düşmanlığı

Sual: Mısırlı, Suriyeli mezhepsizler, dinimizdeki dört delilden ikisini inkar edip sadece "Kitab ve sünnet" diyorlardı. Bizdeki bazı mezhepsiz yazarlar, daha ileri giderek, sünneti de inkar ediyorlar. Sünneti Kur'an-ı kerimden farklı birşey zannediyorlar. Allahaşkına bunların asıl maksadı ne?

CEVAP

Bunların asıl maksadı Kur'an-ı kerimi inkardır. Edille-i şerıyyeden, dindeki dört delilden üçü inkar edilince, herkes kendi anladığını doğru kabul edecek, herkesin anladığı din olacak. Böylece insan sayısı kadar din meydana gelecek. Bir kargaşa yaşanacak. Maksatları İslâmiyeti yıkmaktır. Fakat buna muvaffak olamıyacakları Kur'an-ı kerimde bildirilmektedir. Mealen (Onlar, ağızları ile [sihir, kehanet diyerek] Allahın nurunu [Allahın dinini, kitabını, delillerini] söndürmeye yelteniyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de, Allah nurunu tamamlayacaktır) buyuruluyor. (Saf 8)

Hemen sonra, (Allah peygamberini hidayet ile [Kur'an-ı kerim ile, mucize ile] ve hak din ile gönderendir.) buyuruluyor. (Saf 9)

Peygamber Gaybı Bilir mi?

Kur'an-ı kerimde gaybı ancak Allahü teâlânın bildiği yazılıdır. Allahü teâlânın gaybı bildirdiği kimseler de vardır. Mealen buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, gaybdan bazılarını yalnız peygamberlerden dilediğine bildirir.) [Cin 27]

Gaybdan bilmek peygamberlerin mucizesidir. Evliyanın gaybdan bildiği kerametleri de yine Peygamber efendimizin mucizesinin devamıdır. (Redd-ül muhtar)

Bu ayet-i kerimede bazı gaybları Allahü teâlânın peygamberlere bildirdiği açıkça yazılıdır. Peygamber efendimiz de, Allahü teâlânın kendisine bildirdiği gaybları, gelecekte olacak hadiseleri bildirmiştir. Mesela Deccalın ve Hz. Mehdinin geleceğini bildirmiştir. Hâşâ Peygamberimiz yalan mı söylemiştir? Kur'an-ı kerimde mealen (O, [Resulullah] vahyedilenden başkasını söylemez.) buyuruluyor. (Necm 3)

Necm suresindeki ayet-i kerime, Peygamber efendimizin din hakkında bildirdikleri, Allahü teâlânın vahyettiğinden başka olmadığını bildirmektedir. Kur'an-ı kerimde yine mealen buyuruluyor ki: (Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan da sakının!) [Haşr 7]

Kur'an-ı kerimde, Resulullaha itaatin Allaha itaat olduğu, Ona isyan edenin Allaha isyan etmiş olduğu çok yerde bildirilmektedir. [Nisa 80]

Yine Kur'an-ı kerimin çok yerinde (Allaha ve Resulüne itaat), (Allah ve Resulüne isyan) ifadeleri çok yerde geçer. (Nisa 13 - 14)

Sünneti, Kur'an-ı kerimden ayrı göstermek büyük sapıklıktır. Çünkü Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Kâfirler, Allahü teâlânın emirleri ile, peygamberlerinin emirlerini birbirinden ayırmak istiyorlar.) [Nisa 150]

Nasıl kanunlar, Anayasadan ayrı kabul edilmezse, sünnet de, yani hadis-i şerifler de Kur'an-ı kerimden ayrı değildir. Onun açıklamalarıdır. Nasıl, tüzükler, yönetmelikler, kanunlara aykırı kabul edilmiyorsa, icma ve kıyas-ı fukaha da sünnete aykırı değildir. Kıyas, Kur'an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin açıklamasıdır. Sünneti Kur'an-ı kerimden ayrı, kıyası [âlimlerin ictihadlarını] hadis-i şeriflerden başka göstermeye çalışanlar, dalalet ehlidir. (Mektubat-ı Rabbanî)

 Kur’an-ı kerim sanki bunlara gelmiş

Sual: Batılı yazarların etkisi altında kalan bazı mezhepsiz reformcular, "Sünnete uymak, peygamberi ilah yerine koymak demektir. Dinimizde kaynak sadece Kur'andır." diyorlar.

(Yalnız Kur’an) diyenler, aslında Peygambere inanma, bana inan demek istiyorlar. Sanki Kur’an-ı kerim bunlara gelmiş. İmam-ı Azama, İmam-ı Malike, İmam-ı Şafiye, İmam-ı Ahmede uyma, bana uy diyorlar. Düşününce, bunların dinle imanla alakalarının olmadığı anlaşılıyor. Dinimizde kaynak, sadece Kur’an mı? Sünneti inkar eden müslümanlıktan çıkmaz mı?

CEVAP

Sünnetin üç manası vardır:

1- Kitap ve Sünnet, kitap Kur'an-ı kerim, sünnet hadis-i şeriflerdir.

2- Farz ve sünnet, farz Allahü teâlânın, sünnet de Peygamber efendimizin emridir.

3 - Sünnet kelimesi yalnız olarak kullanılınca, İslâmiyet, yani dinimizin bütün hükümleri anlaşılır. Sünnet, yol, çığır, iş, adet gibi manalara gelir.

Sünnet inkarcıları, birinci maddedeki sünneti kabul etmiyorlar. Bunların başında müsteşrikler gelir. Mesela İgnaz Goldziher, Shacht  bunlardandır. Oryantalist denilen gayr-i müslim yazarların çıkardığı bu akıma, peygamberlik iddiasında bulunan Hintli Mirza Gulam Ahmet,  yine Peygamberlik iddiasında bulunan Mısırlı Reşat Khalife  de kapılmışlardır. Bunların tesirinde kalan başkaları da vardır.

Kur'an-ı kerimden Deliller:

Kur'an-ı kerimde (sadece Allaha itaat edin) denmiyor. (Allaha ve Resulüne itaat edin!)  buyuruluyor. (Enfal 20)

Bu ayet-i kerime gösteriyor ki, Peygamber efendimizin sünnetine tabi olmak, Allahü teâlâya tabi olmaktan ayrı değildir. Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın emirlerinden başka bir şey bildirmemiştir.

Peygamber efendimizin yanlış bir şey söyliyeceğini düşünmek, Allahü teâlânın kelamını inkar olur. Çünkü Allahü teâlâ (Resulüme uyan kurtulur)  buyururken, buna inanmamak Allahı inkar etmek olur. Bu husustaki ayet-i kerime meallerinden birkaçı şöyle:

(Allaha ve Onun ümmi nebi olan Resulüne iman edin, Ona tabi olun ki doğru yolu bulasınız.)  [Araf 158]

(Kim Resule itaat ederse, Allaha itaat etmiş olur.)  [Nisa 80]

(Kim, Allaha ve Resulüne itaat ederse, elbette en büyük kurtuluşla kurtulmuştur.)  [Ahzab 71]

(Peygamber size neyi verdiyse alın, neyi yasak ettiyse ondan sakının!)  [Haşr 7]

(Ey iman edenler, sizi hayat verecek şeylere [dinin emirlerine, Cennete, ebedi doğru  itikad ve amellere] davet edince, Allaha ve Resulüne icabet edin!) [Enfal 24 ]

(De ki "Eğer Allahı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin!") [A.İmran 31]

[Bu ayet-i kerime inince, münafıklar, şimdiki müsteşrikler gibi, "Muhammed kendine tapılmasını istiyor." dediler. Bunun üzerine aşağıdaki ayet-i kerime indi. (Şifa-i şerif)]

(De ki, "Allaha ve Peygambere itaat edin! Eğer [Peygambere uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar] Elbette Allah kâfirleri sevmez.) [A.İmran 32]

(Ey iman edenler, sizi hayat verecek şeylere [dinin emirlerine] davet edince, Allaha ve Resulüne icabet edin!) [Enfal 24]

(Bir işte anlaşamazsanız, bu işin hükmünü Allahtan [Kur'an-ı kerimden] ve Resulünden [Sünnet-i seniyyeden] anlayın!) [Nisa 59]

Elbette bu "anlayın emri" de âlimler içindir. Başkaları, âlimlerin anladıkları hükme uyar. Çünkü Kur'an-ı kerimde (Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) buyuruluyor. (Nahl 43)

Sünnetin önemi

Müsteşriklere ve onların yolunda giden zavallılara soruyoruz. Kur'an-ı kerimde (Meyte ve kan size haram kılındı)  buyuruluyor. (Maide  3)

Meyte, boğazlanmadan ölen veya öldürülen yani leş olan hayvandır. Bir müsteşrik, bu ayete bakarak balık yemenin haram olduğunu söyler. Ona göre sadece delil Kur'andır. Hâlbuki Allahü teâlâ mealen (Bir işte anlaşamazsanız, bu işin hükmünü öğrenmek için Kur'an-ı kerime ve sünnet-i seniyyeye bakın!)  buyuruyor. Balık yenir mi diye Kur'an-ı kerime bakınca müsteşrik yenmiyeceğini anlar.

Dalak kandır. Müsteşrik, ayete bakınca bunun da haram olduğunu anlar. Fakat sünnete bakılınca istisna olarak balık ve dalağın helal olduğu görülür. Hadis-i şerifte (Size iki meyte ve iki kan helal kılındı) buyuruluyor. (İ.Mace)

Peygamber efendimiz, bu meytelerden birinin balık, kanlardan birinin de dalak olduğunu bildirmiştir. (İbni Mace)

Hatta kendiliğinden ölüp su yüzüne çıkan balığın da yenilmiyeceği hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Dare Kutni)                    

Kur'an-ı kerimin Açıklanması

Eğer Peygamber efendimiz Maide suresinin 3.ayetinde bildirilen Meyteyi açıklamasaydı, hiç bir müslüman balık yiyemezdi. Namazın nasıl kılınacağını, zekâtın nasıl verileceğini, hangi mallardan ne kadar verileceğini ayet-i kerimeden çıkarmak imkansızdır. Bunları peygamber efendimiz açıklamıştır.

Cebrail aleyhisselam, Kur'an-ı kerimi getirdiği gibi, açıklamasını da, sünnet-i seniyyeyi de getirmiştir. Bu husus hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Darimi)

Peygamber efendimizin, dine ait hükümlerdeki her sözünün vahy ile olduğu ayet-i kerime ile de sabittir. (Necm 4)

Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimi açıklamasız bırakmamış, (Kur'anı açıklamak bize ait)  buyurmuş ve bu işle de peygamber efendimizi vazifelendirmiştir. Mealen buyuruluyor ki:

(Kur'an-ı kerimi insanlara açıklayasın diye sana indirdik.)  [Nahl 44]

Yukarıda Sünnet-i seniyyeye uymanın farz olduğunu ayet-i kerimelerle bildirmiştik. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birkaçı:

(Peygamberin haram kılması, Allahın haram kılması gibidir.)  [Tirmizî]

(Bana uyan cennete girer, bana isyan eden Cennete giremez.)  [Buharî]

(Bana Kur'anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ.Ahmed]

(Yakında, "Allahın kitabının dışında tabi olacağımız bir şey tanımıyorum" diyenler çıkacaktır.)  [Ebu Dâvud]

(Bir zaman gelir, beni tekzib edenler [yalanlıyanlar] olur. Şöyle ki, kendisine benden bir hadis söylenince "Resulullah böyle şey söylemez. Bunu bırak, Kur'andan söyle" der.") [Ebu Yala]

(Allahın kitabına, Peygamberin sünnetine sarılırsanız hiç sapıtmazsınız.) [Hakim]

(Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.)  [Müslim]

(Bir zaman gelecek sünnetimi öldürecek, dini bozmaya çalışan kimseler çıkacak. Allahın, meleklerin ve bütün halkın lâneti onların üstüne olsun!) [Deylemî]

(Ümmetim bozulunca, sünnetimi ayakta tutana şehid sevabı verilir.) [Hakim]

(Benden sonra ihtilaflar çıkacaktır. İşte o zaman sünnetime ve hülefa-i raşidinin sünnetine uyun! Onlara azı dişlerinizle ısırır gibi sımsıkı sarılın!) [Tirmizî, İbni Mace]

Kur'an-ı kerime ve sünnete sarılmak için de âlimlere tabi olmak ve hak mezheblerden birine uymak şarttır. (Mektubat-ı Rabbanî) (Hadika)

 Peygamber düşmanlığı

Sual: Bir dergi, kabir azabını, miracı, Cennette Allahü teâlânın görüleceği gibi hususları inkar ediyor. Ehl-i sünnetin inanışının yanlış, mutezilenin görüşünün doğru olduğunu savunuyor. Eshab-ı kirama dil uzatıyor. Peygamber efendimizin gelecekten bahseden hadislerini, mesela Deccalı, Mehdiyi, kıyamet alametlerini inkar ediyor. "Çünkü peygamber gaybı bilmez. Sözleri bir tahminden ibarettir. Tahmini doğru da, yanlış da çıkabilir." diyor. "Kitab ve Sünnet" tabirine de çok saldırıyor. "Kur'andan başka bir sünnet adı altında din çıkarmak İslâmı yıkmaktır" diyor. Bu ne biçim bir fikir hürriyetidir?

CEVAP

Mısırlı, Suriyeli mezhepsizler, dinimizdeki dört delilden ikisini inkar eder, sadece "Kitab ve Sünnet" diyorlardı. Bunlar daha ileri giderek, sünneti de inkar ediyorlar. Sünneti Kur'an-ı kerimden farklı bir şey zannediyorlar. Bunların asıl maksadı Kur'an-ı kerimi inkardır. Edille-i şerıyyeden, dindeki dört delilden üçü inkar edilince, herkes kendi anladığını doğru kabul edecek, herkesin anladığı din olacak. Böylece insan sayısı kadar din meydana gelecek. Bir kaos yaşanacak. Maksatları İslâmiyeti yıkmaktır. Fakat buna muvaffak olamıyacakları Kur'an-ı kerimde bildirilmektedir. Mealen (Onlar, ağızları ile [sihir, kehanet diyerek] Allahın nurunu [Allahın dinini, kitabını, delillerini] söndürmeye yelteniyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de, Allah nurunu tamamlayacaktır.) buyuruluyor. (Saf 8)

Hemen sonra, (Allah peygamberini hidayet ile [Kur'an ile, mucize ile] ve hak din ile gönderendir) buyuruluyor. (Saf 9)

Kur'an-ı kerimde gaybı ancak Allahü teâlânın bildiği yazılıdır. Allahü teâlânın gaybı bildirdiği kimseler de vardır. Mealen buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, gaybdan bazılarını yalnız peygamberlerden dilediğine bildirir.) [Cin 27]

Gaybdan bilmek peygamberlerin mucizesidir. Evliyanın gaybdan bildiği kerametleri de yine Peygamber efendimizin mucizesinin devamıdır. (Redd-ül muhtar)

Bu ayet-i kerimede bazı gaybları Allahü teâlânın peygamberlere bildirdiği açıkça yazılıdır. Peygamber efendimiz de, Allahü teâlânın kendisine bildirdiği gaybları, gelecekte olacak hadiseleri bildirmiştir. Mesela Deccalin ve Hz. Mehdinin geleceğini bildirmiştir. Hâşâ Peygamberimiz yalan mı söylemiştir? Kur'an-ı kerimde mealen (O, [Resulullah] vahyedilenden başkasını söylemez.)  buyuruluyor. (Necm  3)

Sünnet, Kur'andan Ayrı Değil

Necm suresindeki ayet-i kerime Peygamber efendimizin din hakkında bildirdikleri Allahü teâlânın vahyettiğinden başka olmadığını bildirmektedir. Kur'an-ı kerimde yine mealen buyuruluyor ki: (Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan da sakının!) [Haşr 7]

Kur'an-ı kerimde, Resulullaha  itaat in Allaha  itaat  olduğu, Ona isyan edenin Allaha isyan etmiş olduğu çok yerde bildirilmektedir. [Nisa  80]

Yine Kur'an-ı kerimin çok yerinde (Allaha ve Resulüne itaat), (Allah ve Resulüne isyan)  ifadeleri çok yerde geçer. (Nisa  13-14)

Sünneti, Kur'an-ı kerimden ayrı göstermek büyük sapıklıktır. Çünkü Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Kâfirler, Allahü teâlânın emirleri ile, peygamberlerinin emirlerini birbirinden ayırmak istiyorlar.) [Nisa 150]

  Nasıl kanunlar, Anayasadan ayrı kabul edilmezse, sünnet de, yani hadis-i şerifler de Kur'an-ı kerimden ayrı değildir. Onun açıklamalarıdır. Nasıl, tüzükler, yönetmelikler, kanunlara aykırı kabul edilmiyorsa, icma ve kıyas-ı fukaha da sünnete aykırı değildir. Kıyas, Kur'an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin açıklamasıdır. Sünneti Kur'an-ı kerimden ayrı, kıyası [âlimlerin ictihadlarını] hadis-i şeriflerden başka göstermeye çalışanlar, dalalet ehlidir. (Mektubat-ı Rabbanî)

 geri    bugünküsohbet    ileri