KUL HAKLARI

Mehmet Ali Demirbaş

 

Kâfir hakları çok mühimdir

Sual: Gayrı müslimlerle çalışıyoruz. Onların hakkını yesek günah olur mu?

CEVAP

Gayr-i müslimlere [müslüman olmıyanlara] kâfir denir. Bunların inançları, ibâdetleri sevilmez. Fakat onları incitmek, kalblerini kırmak haramdır. Gayrı müslimleri gıybet eden, yüzlerine karşı kâfir diyen müslüman cezalandırılır. Çünkü bunları incitmek, mallarına zarar vermek günahtır. (Mülteka) [Kâfirler kendilerini kâfir kabul etmedikleri için kâfirin bile yüzüne karşı kâfir demek günah olur.]

Zimmiye [yani gayr-i müslim vatandaşa] zulmetmek, müslümana zulmetmekten daha kötüdür. Hayvanlara işkence, zimmiye işkenceden daha kötüdür. Zimmiyi üzmemek için selamlaşmak ve tokalaşmak caiz olur. Açıkça günah işliyen fâsığa selam vermek de böyle caizdir. (Dürr-ül-muhtar)

Üzerinde kul hakkı bulunanların ibâdetleri kabul olmaz, cennete giremez. Kâfirin hakkı için de, onunla helallaşmak gerekir. Gönlü alınmazsa ahırette affı çok güçtür. Kâfirin hakkından kurtulmak, müslümanın hakkından kurtulmaktan daha zordur. Gayrı müslimlerin mal ve canlarına saldırmak caiz olmadığı gibi kadın ve kızlarına saldırmak da caiz değil, haramdır. (R. Muhtar)

Savaş hali hariç, kâfirleri öldürmek de haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Arkadaşını öldüren, ümmetimden değildir. Öldürülen kâfir olsa da yine böyledir.) [Hadika]

(Zimmiyi öldüren, Cennetin kokusunu alamaz.) [Hadika]

(Zimmiyi öldürene, Cennet haramdır.) [Ebu Dâvud]

 

Kul Hakları

Sual: Yirmi yıl önce birkaç arkadaş, bir şirkete para yatırıp hisse senedi almıştık. Şirket yetkilileri, senedimizin ne aslını, ne de kârını veriyorlar. Şirketin adını da değiştirmişler. Bize "Siz şirketten ayrılmak istediğinize göre, bizden değilsiniz. Yabancının parasını vermeyiz. Kanuni olarak da her tedbiri aldık. Beğendiğiniz yere gidin." diyorlar. Müslüman olan bu kişiler, kul hakkından hiç mi korkmuyorlar? Acaba bizi kâfir mi zannediyorlar? Dinimizde kâfirin hakkı önemli değil midir?

CEVAP

Üzerinde kul hakkı olan buna tevbe için, kul hakkını hemen ödemek, onunla helallaşmak, ona iyilik ve duâ etmek de gerekir. Mal sahibi, hakkı olan ölmüş ise, ona duâ, istiğfar edip varislerine verip ödemeli, bunlara iyilik yapmalıdır. Çocukları, varisleri bilinmiyorsa, o miktar parayı fakirlere sadaka verip, sevabını hak sahibine bağışlamalıdır. (Sefer-i Ahıret)

Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sahibine geri vermek, yüzlerle lira sadakadan kat kat daha sevabdır. Bir kimse, peygamberlerin yaptığı ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez. (Mektubat-ı Rabbanî c.2, m.66, 87]

Kıyamet günü, hak sahibi, hakkından vazgeçmezse, bir dank [yarım gram gümüş] hak için, cemaat ile kılınmış, kabul olmuş yediyüz namazı alınıp, hak sahibine verilecektir. (Dürr-ül-muhtar)

Kul hakkını, Allahü teâlânın hakkından önce ödemek gerekir. Kul hakkı olan günahların affı güç ve azabları daha şiddetlidir. Başkasının hakkını yiyen, hak sahibleri ile helallaşmadıkça affa uğramaz. Yani üzerinde kul veya hayvan hakkı bulunanı Allahü teâlâ affetmez ve bunlar Cehenneme girip, cezalarını çekeceklerdir. (Hadika)

Paranın Geçmediği Yer

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helallaşsın! Çünkü ahırette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevablarından alınır, sevabları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.) [Buharî]

(Müflis, şu kimsedir ki, kıyamette, defterinde pek çok namaz, oruç ve zekât sevabı bulunur. Fakat, bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevabları, bu hak sahiblerine dağıtılır. Hakları ödenmeden önce sevabları biterse, hak sahiblerinin günahları, bunun üzerine yükletilip Cehenneme atılır.) [Müslim]

(Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan mümin, Cennete girer.) [Nesâî]

(Kul hakkı, müminin aybı, kusurudur.) [Ebu Nuaym]

Üzerinde kul hakkı bulunanların ruhları Cennete girmez. Salihlerin ruhları kabirlerine gelerek, cesetlerini ziyaret ederler. Vefat eden müminlerin ruhları gelip, dünyada tanıdıklarını sorarlar. (Feraid-ül-fevaid)

 

Kâfirin hakkı için de onunla helallaşmalı

Sual: Almanyada Mısırlı bazı fellahlarla çalışıyoruz. Bunlar, "Almanya gayrı müslim ülkedir. Bunların mallarını hile ile almak caizdir." diyerek büyük marketlerdeki etiketleri değiştirip hile yapıyorlar. Kâfirlerin hakkı mühim değil midir?

CEVAP

Gayrı müslimlere [müslüman olmıyanlara] kâfir denir. Bunları incitmek, kalblerini kırmak haram olduğu gibi, hile yapmak, mallarına zarar vermek de haramdır. (Mülteka)

Üzerinde kul hakkı bulunanların ibâdetleri kabul olmaz, Cennete giremez. Kâfirin hakkı için de, onunla helallaşmak gerekir. Gönlü alınmazsa ahırette affı çok güçtür. Kâfirin hakkından kurtulmak, müslümanın hakkından kurtulmaktan daha zordur. Gayrı müslimlerin mallarına, canlarına saldırmak caiz olmadığı gibi kadınlarına, kızlarına saldırmak da caiz değil, haramdır. (R. Muhtar)

Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sahibine geri vermek, yüzlerle lira sadakadan kat kat daha sevabdır. Bir kimse, peygamberlerin yaptığı ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez. (Mektubat-ı Rabbanî c.2, m.66, 87]

Kul hakkını, Allahü teâlânın hakkından önce ödemek gerekir. Kul hakkı olan günahların affı güç ve azabları daha şiddetlidir. Başkasının hakkını yiyen, hak sahibleri ile helallaşmadıkça affa uğramaz. Yani üzerinde kul veya hayvan hakkı bulunanı Allahü teâlâ affetmez ve bunlar Cehenneme girip, cezalarını çekeceklerdir. (Hadika)

 

Hakkı Geçmek

Sual: Bize çay ve yemek ikram eden oluyor. Hakkı geçer diye korkuyorum. İkramını gördüğümüz kişiyle muhakkak helallaşmak gerekir mi?

CEVAP

Bize herhangi birşey ikram eden kimsenin o ikramını kabul etmekle bize hakkı geçmez. Ancak az da olsa beraber bulunduğumuz kimselerle sık sık helallaşmak iyi olur. İyilik edenlere de teşekkür etmelidir!

 
Emanete riayet

Sual: Emanete riayetin dinimizdeki yeri nedir?

CEVAP

Emanete riayet çok önemlidir. Müminun suresinin başında, kurtuluşa eren müminlerin vasıfları bildiriliyor. 8. ayette de bunların emanete ve ahitlerine riayet ettikleri açıklanıyor. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Emanete riayet edilmezse, çeşitli belâya maruz kalınır.)

(Mümin her kabahati yapabilir. Fakat, hıyanet etmez ve yalan söylemez.)

(Emanete hıyanet etmek münafıklık alametidir.)

(Hile ve hıyanet sahibi ateştedir.) 

(Hayâsız olan, emanete hıyanet eder, hain olur, merhamet duygusu kalmaz, dinden uzaklaşır, lânete uğrar, şeytan gibi olur.)

(Emanete riayet etmeyenin dini yoktur. Onun namazı da, zekâtı da kabul olmaz.) 

 

Kul hakkının önemi

Sual: Üzerinde kul hakkı ile ölen kimse, cennete giremez mi?

CEVAP

Kul hakkı kâfirlik değildir. Sevaplarından bir kısmını vererek kul hakkını öderse, cehenneme girmez. Sevapları yoksa, kul hakkı olanın günahlarının bir kısmını yüklenir. Cezasını çektikten sonra cennete gider. Cennete yalnız kâfir girmez. Ne kadar çok günahkâr olursa olsun, müslüman, günahlarının cezasını çektikten sonra muhakkak cennete girer. Fakat cehennemde ceza çekmek öyle kolay değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Müflis, şu kimsedir ki, kıyamette, amel defterinde pek çok namaz, oruç ve zekât sevabı bulunur. Fakat, bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevapları, bu hak sahiplerine verilir. Hakları ödenmeden önce sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilip cehenneme atılır.) [Müslim]

İşlenen günahta kul hakkı da varsa, kul hakkını hemen ödemek, onunla helallaşmak, ona iyilik ve duâ etmek de gerekir.

Mal sahibi, hakkı olan kimse ölmüşse, ona duâ etmeli, çocuklarına ve vârislerine borcunu verip ödemelidir. Çocukları, vârisleri bilinmiyorsa, o miktar parayı, fakirlere sadaka verip, sevabını hak sahibine niyet etmelidir.

Kul hakkını, Allahın hakkından önce ödemek gerekir. Kul hakkı olan günahların affı güç ve azapları daha şiddetlidir. Başkasının hakkını yiyen, onunla helallaşmadıkça affa uğramaz. Yani üzerinde kul hakkı bulunanı Allahü teâlâ affetmez ve bunlar cehennemde cezalarını çeker. (Hadika)

Demek ki, kul borcu olan helallaşmalıdır. Kul borcu ile ölürsek, birçok sevabımı hak sahibine verilir, sevabımız kalmazsa, onun günahlarını yüklenmek zorunda kalırız.

Şehit olan kimselerin kul borçlarını Allahü teâlâ öder.

 

Namaz kılanın hakkı

Sual: Müslümanların, namaz kılmayan kimse üzerinde hakları olur mu?

CEVAP

Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretleri buyuruyor ki:

Namaz kılmıyan, namaz kılmamakla bütün müminlere zulmetmiş olur. Çünkü her namazda, (Esselamü aleyna ve alâ ibadillahissâlihîn) = [Bize ve salih kullara selam olsun] demekle, bütün müminlere duâ ediliyor. Her gün beş vakit namazda yirmi defa tekrar edilen bu duâdan, müslümanları mahrum bırakmış olur. Yani hakları olan bu duâyı terketmiş olur. Kıyamette bütün müminler bu haklarını alırlar.

 

Komşu hakkı

Sual: İyi komşu nasıl olur?

CEVAP

İyi komşu, sadece komşularına zarar vermiyen değil, onlardan gelecek zararlara ve sıkıntılara da katlanandır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Malına veya çoluk çocuğuna zarar verir korkusu ile komşusuna kapısını kapatan, onunla görüşmeyi kesen [hakiki] mümin değildir.) [Haraiti]

Komşu hakkı mühimdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Evinizde pişen yemekten komşunuzun hakkını verin.) [Şira]

(Allah indinde komşuların iyisi komşularına faydalı olandır.) [Hakim]

(Cebrail aleyhisselam, komşu hakkının öneminden o kadar bahsetti ki, komşuyu komşuya mirascı kılacak zannettim.) [Buharî]

Komşu, varis olacak kadar hak sahibidir. Komşular çeşitlidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Zımmi [gayrı müslim] komşunun bir hakkı, müslüman komşunun iki hakkı, akraba olan komşunun üç hakkı vardır.) [Bezzar]

Bir kimse, komşusundan ne bekliyorsa, komşusuna da aynı şeyleri yapmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Allaha yemin ederim ki, bir kimse, kendisi için sevdiği şeyi, komşusu veya arkadaşı için sevmedikçe iman etmiş olmaz.) [Müslim]

Salih kimselerle komşuluk çok iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Bir salih müslümanın hürmetine, komşulara gelecek yüzlerce belâ önlenir.) [Taberânî]

Kul hakkının en mühimi ve azabı en şiddetli olanı, akrabasına, aile efradına, maiyetinde olanlara emr-i maruf yapmamaktır.

Komşuya da emr-i maruf  yapmamak en mühim bir kul hakkıdır. Mesela, alkollü içkilerin, tesettürsüz gezmenin haram olduğunu, güler yüz ve tatlı dil ile komşularına anlatmalıdır!

Komşularının günah işlediklerini görüp de, "bana ne" diyerek evine çekilen, uygun bir şekilde onlara nasihat etmiyen ve kendileri ile görüşmiyen, onların Cehennemden kurtulması için yardım etmiyen mesul olacaktır.

Komşuları böyle bir kimseyi, kıyamet günü Allahü teâlâya şikayet edeceklerdir.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Nice kimse, kıyamette komşusunun yakasına yapışıp diyecek ki: "Ya Rabbi, buna sor ki niçin kapısını bana kapattı? Niçin elindeki nimetlerden bana da vermedi?") [İsfehani]

Her çeşit mal bir nimet ise de, en önemli nimet müslümanlık nimetidir.

Onun için, komşularımızın, yakınlarımızın bu nimetten istifade etmeleri için çalışmak gerekir!

Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:

(Kendinizi, aile efradınızı, maiyetinizde olanları ateşten koruyun!) [Tahrim 6]

Komşuyu incitme günahı

Komşuyu incitmek, başkalarını incitmekten daha kötüdür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Namaz kılan, oruç tutan, sadaka veren, fakat dili ile komşularını inciten nice kimseler vardır ki, gidecekleri yer Cehennemdir.) [Hakim]

(Komşusuna eziyet eden, bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden de Allaha eziyet etmiş olur.) [Ebuşşeyh]

Komşunun hakkı çoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Komşu senden yardım isterse yardım edersin. Borç isterse verirsin. Fakir düşerse gözetirsin. Hastalanınca ziyaret edersin. İyi şeylerini tebrik eder, felaketlerinde sabır dilersin. Ölünce cenazesine gidersin.) [Haraiti]

(Kendisinin iyi mi, kötü mü olduğunu anlamak istiyen kimse, salih komşularının kendisi hakkında ne dediklerini öğrensin! "iyi" diyorlarsa, Allah indinde iyi olduğunu anlasın!) [İbni Mace]

Evet, salih komşularımız, bize iyi birisi diyorlar mı?

Her müslümanın, bilhassa yeni evlilerin, haramlardan sakınan, ibâdet yapan salih müslümanlar arasında ev araması gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Ev satın almadan önce, komşuların nasıl olduklarını araştırın! Yola çıkmadan önce, yol arkadaşınızı seçin!) [Şira]

 

Müslümanların hakları

Sual: Bir müslümanın diğer müslüman üzerindeki hakları nelerdir?

CEVAP

Müslüman, diğer müslüman kardeşini en az kendisi kadar düşünür. Kendisine yapılmasını uygun görmediği şeylerin başkalarına da yapılmamasını ister. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Kendisi için sevdiğini, din kardeşi için sevmiyen kâmil mümin olamaz.) [Buharî]

Müslüman, başkalarına güzel ögüt verir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Siz, din kardeşinizin aynasısınız. Onda gördüğünüz lekeyi siliniz!) [Ebu Dâvud]

Müslüman, herkesin gönlünü hoş etmeye, üzüntüsünü gidermeye çalışır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Bir mümini sevindireni, Allahü teâlâ kıyamet günü sevindirir.) [İbni Mübarek]

(Bir kimsenin üzüntü ve sıkıntısını gidereni veya bir mazluma yardım edeni, Allahü teâlâ yetmiş üç defa mağfiret eder.) [Haraiti]

(Allah indinde en makbul amel, bir mümini sevindirmek, kederini gidermek, borcunu ödemek veya karnını doyurmaktır.) [Beyhekî]

(Müslümanların dertleri ile ilgilenmiyen, onlardan değildir.) [Hakim]

Müslüman, baştan sona faydalı kimse demektir. O hâlde, diğer müslümanlara elinden gelen yardımı yapmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Şu iki şeyden daha kötüsü yoktur: Allaha şirk koşmak ve Onun kullarına zararlı olmak. Şu iki hasletten de daha üstünü yoktur: Allaha iman etmek ve Onun kullarına faydalı olmak.) [Deylemî]

(Kim bir mümini, bir münafığın zulmünden, eziyetinden korursa, Allahü teâlâ da kıyamette bir melek gönderip onu Cehennem ateşinden korur.) [Ebu Dâvud]

(Din kardeşinin işini bir müddet takip eden kimse, o işi görsün veya göremesin, iki aylık itikaftan daha çok sevab alır.) [Hakim]

Peygamber efendimiz, (Mazlum da, zâlim de olsa din kardeşinize yardım ediniz) buyurunca, (Ya Resulallah zâlime nasıl yardım ederiz?) dediler. Cevabında buyurdu ki: (Onun zulmüne mani olmak suretiyle yardım etmiş olursunuz.) [Buharî]

Bir kimse, müslümanlara her gün duâ ederse, makbul insan olur. Namaz kılan mümin tahiyyatta salih kullara duâ etmektedir. Onun için namaz kılmıyan kimse, müminleri bu duâdan mahrum bırakmaktadır.

Aksırınca (Elhamdülillah) demeli, bunu duyan müslüman da, (Yerhamükellah) yani (Allah sana rahmet etsin.) demelidir! Üçüncü biri varsa (Yehdina ve yehdikümullah) demelidir! Üçüncü bir kimse yoksa, aksıran cevap olarak aynı şeyi söylemelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Aksırınca "Elhamdülillah" diyen göz ağrısı görmez.) [Taberânî]

İnsanların haklı işlerinde vasıta olmak, onlara yardım etmek, imkan nisbetinde ihtiyaçlarını görmek gerekir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(İnsanlardan bana gelip ihtiyaç talebinde bulunanlar oluyor. O anda yanımda bulunanlar, onlara yardım etmeli ki, ecir kazansınlar. Allahü teâlâ, sevdiği şeyi peygamberlerin eli ile verir.) [Müslim]

(İhtiyaçları için bana gelenlere, siz de yardımcı olun! Ben yapmayı murat ettiğim şeyleri, sizlerin vasıta olup, ecir kazanmanız için biraz geciktiririm.) [Nesâî]

(Dil ile yapılan yardımdan daha faziletli bir sadaka olamaz. Aracı olmak sayesinde kan davası önlenir, menfaat sağlanır ve zararın önüne geçilmiş olur.) [Haraiti]

Müslümanlara yapılacak iyiliklerin en büyüklerinden birisi de selam vermektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Allahü teâlâya yemin ederim ki, mümin olmadıkça Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de mümin olamazsınız. Size bir amel bildireyim onunla birbirinizi seversiniz: Aranızda selamı yayınız!) [Müslim]

(Ya Enes, abdeste devam et ve güzel abdest al ki, ömrün uzasın. Karşılaştığın herkese selam ver ki, hasenatın çoğalsın! Evine girince, ev halkına selam ver ki, evin iyiliği ve bereketi artsın!) [Haraiti]

Selam vermek sünnet, almak farzdır. Selam almayan müslümana melekler çok hayret eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Selam verip müsafeha eden iki müslümanın arasına yüz rahmet iner. Bunun doksanı, önce selam verip elini uzatana, onu ise ötekine verilir.) [Bezzar]

Bir kimse selamsız, izinsiz girince, Resul-i ekrem efendimiz buyurdu ki:

(Geri dön, selam ver, sonra içeri gir.) [Ebu Dâvud]

 

Zamane komşuluklar

Sual: ... sitesinde oturan bir bayan okuyucunuzum. Orada oturanlarla, her konuda hemfikir olmadığım için, beni dışlıyorlar. Ben onlara gitsem de, onlar bana gelmiyorlar. Komşuluk böyle mi olur?

CEVAP

Önce komşuluk hakkının öneminden kısaca bahsedelim! İyi komşuluğun îmânla da ilgisi vardır. (Güzel komşuluk et ki, hakîkî mü'min olasın) hadîs-i şerîfi bunu açıkça gösteriyor. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:

(Komşuya da, ana-babaya hürmet etmek gibi hürmet etmek lâzımdır.)

Komşuya hürmet, onunla iyi geçinmektir. Onu incitecek söz ve hareketlerde bulunmamaktır. Zîrâ Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Komşunun mîrâs hakkı gibi hakkı vardır, o da komşuluk hakkıdır. Eger müslüman ise sende iki hakkı vardır: Biri komşu hakkı, biri de müslüman hakkı.) [İslâm Ahlâkı]

(Komşusuna eziyet eden, bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden de Allaha eziyet etmiş olur. Komşusu ile kavga eden, benimle kavga etmiş olur. Benimle kavga eden de Allahla kavga etmiş olur.) [Ebű Nuaym]

(Namaz kılan, oruç tutan, sadaka veren, fakat dili ile komşularını inciten nice kimseler vardır ki, gidecekleri yer Cehennemdir.) [Hâkim]

Komşuya emr-i ma'ruf yapmamak en mühim bir kul hakkıdır. Meselâ, alkollü içkilerin, tesettürsüz gezmenin harâm olduğunu, güler yüz ve tatli dil ile komşularına anlatmalıdır! Komşularının günâh işlediklerini görüp de, "bana ne" diyerek evine çekilen, uygun bir şekilde onlara nasîhat etmiyen ve kendileri ile görüşmiyen, onların Cehennemden kurtulması için yardim etmiyen mes'ul olacaktır.
Komşuları böyle bir kimseyi, kıyâmet günü Allahü teâlâya şikâyet edeceklerdir.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(Nice kimse, kıyâmette komşusunun yakasına yapışıp diyecek ki: "Yâ Rabbî, buna sor ki niçin kapısını bana kapattı? Niçin elindeki ni'metlerden bana da vermedi?") [Isfehânî]

(Komşu senden yardım isterse yardım edersin. Borç isterse verirsin. Fakir düşerse gözetirsin. Hastalanınca ziyâret edersin. İyi şeylerini tebrîk eder, felâketlerinde sabır dilersin. Ölünce cenâzesine gidersin.) [Harâitî]

Kırk senedir apartmanda oturuyorum. Apartman hayatını iyi bilirim. Apartmanlarda genellikle kimse kimseye gidip gelmez. Sizi kesseler, komşuların haberi olmaz. Ölseniz, kimse duymaz. Cesediniz kokarsa, polise bildirip kapıyı açtırırlar.

Ben de aynı sitede oturuyorum. Şahsen, hiç bir kimseye gitmiyorum. Daha önce beraber çalıştığımız bir arkadaşın evine bazan giderdim. Hanımın ise, bin tane evden, gittiği kapı, üçü, beşi geçmez. Herkes, kendi kafasının dengini arıyor. Kimisi misâfirden hoşlanmıyor. Kimisi çocuklu misâfirden rahatsız oluyor. Kimisine misâfire hizmet etmek zor geliyor. Kimisi, misâfir kusur bulur, bizi beğenmez diye çekiniyor. Bu bakımlardan misâfirlikler pek revâç görmüyor.

Ayrıca herkesin zevki farklıdır. Benim gibi maçı hiç sevmiyen birisi ile, hep maçtan bahseden birisi nasıl arkadaş olabilir? Ara sıra bir yakınımı ziyârete giderim. O, maçtan veya faydasız şeylerden bahsedince rahatsız olur, sıkılırım. Fazla oturmaz çıkarım. Âşığa, mâşuktan bahsederseniz, sizi saatlerce dinler. Maçtan, enflasyondan, paradan, puldan bahsederseniz rahatsız olur. "Bu adam deli" der, dinlemez.
Hele mâşukunu kötülemeye kalkarsanız veya sevmediği birini överseniz, hiç tahammül edemez.

Onun için kişilerin sevdiği kimseleri fazla tenkid etmemek gerekir. Meselâ bana gelen misâfir, herhangi bir İslâm âlimini kötülerse, mezheplere saldırırsa, Abduhu överse, cinnet basar beni. Bayramını tebrik etmek için bir müftü efendinin evine gitmiştim. Oraya bir başkası da gelmiş. Sohbette, bu kimse, Eshâb-ı kirâmı kötülemeye başladı. "Eshâb-ı kirâmın kötülendiği yerde ben duramam" diyerek evi hemen terkettim.

"Dışlanıyoruz" demeniz, bir su-i zandır. Eğer, sitedekilerin hepsi, birbirleriyle görüşüp de, size gelmeselerdi, o zaman sözünüzde haklı olurdunuz. Öyle olmadığına bizzat kendim şahit olduğuma göre, ortada bir yanlışlık var demektir.

Onların görüşlerini tenkid ederek dost olamazsınız. Aynı fikirleri paylaşarak dostluk kurmak mümkündür. Koca sitede, anlaşabileceğiniz, kimseler mutlaka bulunur.

 

Komşuyu üzmek

Sual: Bizimle aynı varlıkta komşu bir hanım var. Evimizde un, şeker, yağ gibi gıda maddesi, veya herhangi bir kitap, bir alet görse, ödünç olarak, ariyet olarak ister. Getirme huyu da yoktur. Hani maddi durumları kötü olsa, varsın getirmesin diyeyim. Bizden aşağı tarafları yok. Beyim, "Ne isterse istesin hiç bir şey vermemeli!" diyor. Komşu hakkından korkuyorum. Vermesem günah olur mu? Komşumun her gördüğünü istemesi ve aldığını getirmemesi günah değil midir? Bu komşu, sadece bizden değil, başkalarından da böyle şeyler istiyormuş.

CEVAP

Beyiniz, sizin malınızı, siz de beyinizin malını izinsiz harcayamazsınız. İzinsiz harcamak, başkasına vermek günah olur. Komşu gelince, "Beyim razı olmuyor. Ondan izinsiz bir şey vermem günahmış." derseniz, o da bir daha bir şey isteyemez. Ondan bundan bir şey istemek doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İnsanlardan bir şey istemeyin, velev ki bir misvakı bir defa kullanmak için de olsa.) [Bezzar]

Ödünç veya borç alıp da vermemek günahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Aldığı borcu ödemek istemeyinlere Allahü teâlâ, kıyamette "Bu kimsenin hakkını sizde bırakacağımı mı zannettiniz?" buyurarak o kimsenin iyi amellerini alıp diğerine verir. Eğer borcunu vermiyenin iyi ameli yoksa, borç verenin kötü amellerini, günahlarını borçluya yükler.) [Taberânî]

Bir kimseye zarar vermek, kalbini kırmak kötüdür. Fakat komşuya zarar vermek, onu incitmek daha kötüdür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Komşusu, zararından emin olmıyan kimse, Allaha iman etmiş sayılmaz.) [Bezzar] [Yani bu kimse kâmil mümin değildir.]

Komşu kötü de olsa, ona elden gelen iyiliği yapmaya çalışmalıdır!

Kötü komşu

Müslüman, komşunun sıkıntılarına da katlanır. Ona zararı dokunmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Komşusu kötülüğünden emin olmıyan kimse, [kâmil] mümin değildir.) [Buharî]

(Allaha ve ahırete inanan, komşusunu incitmesin!) [Buharî]

(Allah ve Resulünü seven, bunların da kendisini sevmesini istiyen, konuşunca doğru söylesin, emanete riayet etsin ve komşusu ile iyi geçinsin!) [Beyhekî]

(Komşusu, şerrinden emin olmıyan kimse, iman etmemiştir.) [Bezzar]

(Kötü komşu, gördüğü iyiliği gizler, kötülüğü de yayar.) [Taberânî]

(Kötü komşunun eziyetlerine ölünceye kadar sabredeni Allah sever.) [Hakim]

(Komşunun köpeğini döven, sahibini incitmiş olur.) [I. Gazalî]

(Komşusu aç iken tok olan mümin değildir.) [Taberânî]

(Komşuna ihsanda bulun ki mümin olasın!) [Tirmizî]

(Salih komşu, uygun bir binek ve geniş bir ev,  saadettir.) [I. Ahmed]

(Sıkıntıya düşen komşusuna yardım edene, sıkıntısını giderene, kıyamette en kıymetli elbiseler giydirilir.) [Şira]

 

Akraba hakkı

Sual: Akrabayı ziyarete gitmemek, günah mıdır?

CEVAP

Yakınlarından münasebeti kesmek büyük günahtır. Erkek ve kadın zi rahm-i mahrem akrabayı ziyaret etmek vaciptir. Amca kızı gibi mahrem olmıyan akrabayı ziyaret vacip değildir. (Berika)

[Zi rahm-i mahrem demek, erkek için anne, bacı, hala, teyze gibi, kadın için, baba, kardeş amca, dayı gibi evlenmesi haram olanlar demektir.]

Evlenilmesi haram olan salih akrabayı ziyaret vacip; terki büyük günahtır. Hiç değilse, selamla, mektupla gönüllerini alarak bu günahtan kurtulmalıdır. Mektupla, sözle veya para ile yardımın zamanı, miktarı yoktur. Lüzum ve imkana göre yapılır. (Hadika)

Sıla-i rahm, akrabayı ziyaret etmek demektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Allaha ve Kıyamet gününe inanan sıla-i rahm etsin!) [Buharî]

(Sıla-i rahmi kesen, Cennete girmez.) [Buharî]

(Allahü teâlâ buyuruyor ki, "Ben Rahmanım, rahmi yarattım, ona kendi ismimden isim verdim. Akrabasını gözeteni gözetirim. İlgisini kesenle de ilgiyi keserim.") [Buharî]

(En üstün amel, senden uzaklaşmış olan akrabana sıla-i rahmde bulunmak, sana vermiyene vermek, sana zulmedeni affetmektir.) [Hakim]

(İçinde sıla-i rahmi kesen kimse bulunan bir topluma rahmet melekleri gelmez.) [Taberânî]

(Allahtan en çok korkan kimse mahremlerini en çok görüp gözeten ve en çok emr-i maruf ve nehy-i münkerde bulunandır.) [Taberânî]

(Mükâfatı en tez verilen iyilik, sıla-i rahmdir. Bir ev halkı, kötü olsa bile, sıla-i rahm sayesinde malı çoğalır, nüfusu da artar.) [Beyhekî]

Herkese iyilik etmek, ödünç veya sadaka vermek çok sevabdır. Akrabaya yapılan iyilik daha sevabdır. Bir kadın, bir yakını için (İnfakta bulunsam, sadaka yerine geçer mi?) diye suâl ettirdiğinde Peygamber efendimiz buyurdu ki:

(İki sevab olur. Biri sadaka, diğeri de sıla-i rahm sevabı.) [Buharî]

Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

(Senden yüz çeviren akrabana verdiğin sadaka daha faziletlidir.) [Taberânî]

(Yakın akraba veya komşuya verilen sadakanın sevabı 2 misli fazladır.) [Taberânî]

(Paranızı önce kendi ihtiyaçlarınıza, artarsa çoluk çocuğunuzun ihtiyaçlarına sarfedin! Bundan da artarsa akrabalarınıza yardım edin!) [Müslim]

(Amcasının oğlu yardım istediği hâlde, gücü yettiği hâlde vermiyen kimse, Kıyamette Allahın fazlından mahrum kalır.) [Taberânî]

Akrabayı ziyaret etmeden onlara çeşitli yardım yapmak, gönüllerini almak, sıla-i rahm yerine geçer. Çünkü sıla-i rahm, yalnız akrabayı ziyaret değildir. Her ne şekilde olursa olsun onları memnun etmektir. (Hadika)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Sıla-i rahm demek, ahbap ve akrabasından gördüğü iyiliğe karşı ona iyilik etmek değil, kendisinden kesilen akrabasını arayıp ziyaret ve iyilik etmektir.) [Tirmizî]

(Rızkının bol, ömrünün uzun olmasını istiyen, sıla-i rahm etsin!) [Buharî]

(Sıla-i rahm, malı çoğaltır, ailede sevgiyi artırır ve ömrü uzatır.) [Taberânî]

Allah rızası için müslümanı ziyaret etmek çok sevaptır. Âlimi, fakiri ve salih akrabayı ziyaret daha çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Din kardeşini, sırf Allah rızası için ziyaret eden cennettedir.)

(Âlimi ziyaret eden, beni ziyaret etmiş gibi sevab alır.)

(Zengini ziyaret eden saim ve kaim sevabı, fakiri ziyaret eden ise, fi sebilillah cihad sevabı alır, her adımı Allah yolunda atılan adıma denk olur.) [Saim; oruçlu, Kaim; gece ibâdet eden. Fi sebilillah; Allah yolunda, Allah rızası için]  

 

Kadın-erkek ve anne

Sual: Ayet ve hadiste ana hakkının öneminin büyük olduğu, bu bakımdan kadının erkekten üstün olduğu söyleniyor. Üstünlüğün cinsiyet ile ilgisi var mıdır?

CEVAP

Dinimizde ırk, renk ve cinsiyet üstünlüğü yoktur. Üstünlük, takvaya, Allah indindeki dereceye göredir. Müslüman zenci bir kadın, müslüman olmıyan beyaz bir kraldan çok üstündür. Mukayese bile edilmez. Birisi ebedi Cennetlik, öteki ise ebedi Cehennemliktir.

Anne hakkı önemlidir. Anneye hürmet ve hizmet, babadan önce gelir. Biri, suâl etti ki:

- Ya Resulallah, insanlar içinde iyilik etmeme en layık olan kimdir?

- Annendir.

- Sonra?

- Annendir.

- Daha sonra?

- Babandır. (Buharî, Müslim)

Başka bir hadis-i şerifte de, (Önce, annene, sonra babana, kızkardeşine, erkek kardeşine ve sırası ile diğer yakınlarına iyilik et!) buyuruldu. (Nesâî)

Üstünlük ve Hak

Üstünlük başka, hakkı olmak, iyiliğe layık olmak başkadır. Anne, kâfir bile olsa ona iyilik etmelidir! Bir kimse (Ya Resulallah, annem müşriktir. Ona iyilik etmem caiz midir?) diye sorunca, (Evet annene iyilik ve ihsanda bulun!) buyuruldu. (Ebu Dâvud)

Her peygamber, kendi annesinden de üstündür. Buna rağmen, peygamberler de, annelerine hürmet ve hizmet etmişlerdir. Çünkü anne, hak sahibidir, hizmete ve hürmete layıktır. Hakkı bulunmak, hizmete ve hürmete layık olmak ayrı, üstün olmak ayrıdır. Bir zat suâl etti ki:

- Ya Resulallah cihada gitmek istiyorum.

- Annen var mı?

- Evet var.

- Ona hizmet et, Cenneti, onu razı etmekle kazanırsın! (Taberânî)

Cihada gitmek için gelen başka birisine de, (Annenin yanından ayrılma! Cennet onun ayağı altındadır.) buyuruldu. (Nesâî)

Hak sahibi olmak, üstün olmayı gerektirmez. Hadis-i şerifte (İnsanlar içinde en büyük hak sahibi, erkeğin üzerine annesi, kadının üzerine de kocasıdır.) buyuruluyor. (Hakim)

Ana-babanın evladı üzerinde hakkı olduğu gibi, evladın da ana-baba üzerinde hakkı vardır. Erkeğin hanımı üzerinde hakkı olduğu gibi, hanımın da kocası üzerinde hakkı vardır. Fakat ana-baba hakkı ve koca hakkı daha önce gelir. Bu öncelik, üstün olmayı göstermez. Buradan (İslâmiyet evlada veya kadına hak tanımıyor) demek iftira olur. Kimin imanı daha kuvvetli ve kim Allahın emirlerine daha çok riayet ediyorsa o daha üstündür. (K. Saadet)

 

Hak helâl etmek

Sual: Hakkını, mümin-kâfir, herkese helâl etmek câiz midir?

CEVAP

Câiz ve iyidir. Âhirette karşılık olarak çok sevâb verilir.

 

Sözle hakkını helal eden

Sual: Kalben değil de, sözle hakkını helâl eden, helâl etmiş olur mu?

CEVAP

Evet helâl etmiş olur.

 

Hakkını helal edip vazgeçse

Sual: Biri, hakkını helâl etse, sonra vazgeçse, vazgeçtiğini bize bildirmezse, âhırette yine hak talebinde bulunabilir mi?

CEVAP

Bildirse bile bulunamaz.

 

Bütün hakları helal etmek

Sual: Bende, mâlî, nefsî, ırzî ve mahremî hakkı olan bir kişi, bu hakları bilmeden, (bütün haklarımı sana helâl ettim) dese, haktan kurtulur muyum?

CEVAP

Evet.

 

Ana babanın yanlış işleri

Sual: Ana babanın yanlış işlerine karışmak doğru mudur?

CEVAP

Ana-babanın yanlış işlerine karışmak doğru değildir. Helâdan çıkınca ellerini yıkasalar da, yıkamasalar da karışmamak gerekir. Çocuk, ana-babanın kusuru ile uğraşmaz.

 

Vasiyetsiz ölmek

Sual: Babam vasıyet etmeden öldü. Şimdi seneler geçti. İskâtını yapmam câiz midir?

CEVAP

Çok iyi olur.

 

Kayınpedere "Baba" Demek

Sual: Kayınvalideye ve kayınpedere, "Ana-baba" demek caiz midir?

CEVAP

Kayınvalideye ve kayınpedere, "Ana-baba" demek, akla yanlış gibi gelmekte ise de, ceddimiz hürmet olarak bunlara "Ana-baba" demişlerdir.

(Bekara) suresinin 133. ayet-i kerimesinde, Yakub aleyhisselama hitaben (Baban İbrahim, İsmail ve İshak) buyuruluyor. Bilindiği gibi, Yakub aleyhisselam, İshak aleyhisselamın oğludur. İsmail aleyhisselam amcası, İbrahim aleyhisselam ise dedesidir.

İbrahim aleyhisselamın babası Taruh olduğu hâlde, amcası ve üvey babası Azer için Kur'an-ı kerimde (İbrahimin babası) ifadesi geçmektedir. (Enam 74)

Peygamber efendimizin, amcası Ebu Talibe ve Ebu Lehebe "Baba" dediği hadis-i şeriflerle sabittir. Türkiyede de, insanlara iyilik eden, onları himayesine alan kimselere mecaz olarak, "Baba adam", "Fakir babası" dendiğini hepimiz biliriz. Yaşlı kimselere de hürmeten "Baba" denir.

Yaşlı kadınlara da , "Ayşe ana", "Fatma ana" veya "Hacı anne" dendiği meşhurdur. Böyle söylemekle, yani baba demekle, o kimse bizim babamız olmadığı gibi anne dediğimiz kadın da annemiz olmaz. Bunlar hürmet için söylenir.

Yine yaşlı kimselere, bir akrabalığımız olmadığı hâlde, "Amca, dede", yaşlı kadınlara da, "Teyze, nine" deriz. Bunlar bir saygı ifadesidir.

Kayınvalideye ve kayınpedere, "Ana-baba" demek ise daha tabiidir. Riya maksadıyla söylenirse, riya, saygı için söylenirse saygı olur. Ceddimiz, kayınvalideye ve kayınpedere, "Hanım anne", "Bey baba" da demişlerdir. Hakiki ana-baba ile karışmamaları için böyle söylemek daha iyidir. Bazı yerlerde kayınvalideye "Cici anne" de diyorlar. Bunlar mubah adetlerdir. Günah olmıyan adetlere uymakta mahzur yoktur. Hatta mubah olan adete uymamak şöhrete, kalb kırmaya sebep olursa böyle adetlere uymak gerekir. (Hadika)

 

Dünya anneler günü

Sual: Anneler gününün dînimizde yeri var mıdır? Bugün hediye verilir mi?

CEVAP

Avrupa’dan gelen “Anneler günü” âdettir. Yanî  “Âdette bid’at”tır. Âdette bid’at olduğu ve zararlı olmadığı, çirkin ve dîne aykırı yönü bulunmadığı için, anneler günü tertip etmekte ve hediye vermekte mahzûr yoktur. Fakat gayrı müslimlerin ibâdet olarak yaptıkları şeyleri, meselâ bayramlarını kutlamak câiz olmaz. Doğum günü, evlilik yıldönümü gibi günler de böyledir. Günâh olmıyan böyle âdetleri taklîd etmek câiz olur. Ancak faydası olmıyan âdetleri almak, Batı’yı körü körüne taklîd etmek, onlara özenmek uygun sayılmaz.

Fennî buluşları gayrı müslimlerden almak ise, dînimizin emridir. Çünkü (İlim Çin’de de olsa alın), (Hikmet, fen ve san’at, mü’minin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın) hadîs-i şerîfleri, gayrı müslimlere uymayı değil, ilmi, fenni onlarda bile olsa, arayıp bulmayı ve onlardan üstün olmaya çalışmayı bildirmektedir.

Bid’at, sonradan çıkarılan şey demektir. Sonradan çıkan şeyler ya âdette veya ibâdette olur. Âdette bid’at, sevâb beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan şeylerdir. Âdette bid’at, bir ibâdeti bozmazsa veya dînin yasak ettiği birşey değilse günâh olmaz. Âdette olan bid’at, uçağa binmek, ceket giymek, çay ve kahve içmek, analar, babalar günü tertip etmek gibi dînin yasak etmediği bir şey ise, günâh değildir. İbni Âbidîn hazretleri, (Yemek, içmek ve giyinmek gibi âdetlerde, değişik şekillerden çirkin, zararlı olanlarını kâfirlere benzemek niyetiyle yapmak tahrîmen mekrûhtur. Zararlı olmıyanları, onlara benzemeye özenmeden yapmak, kullanmak mekrûh olmaz. Resûlullah efendimiz papaz ayakkabısı giymiştir) buyurdu. (R.Muhtâr)

Peygamber efendimiz kolları dar Rum cübbesi de giymiştir. (Tirmizî, Mevâhib) Doğum gününe önem vermeyi hıristiyanlar, müslümanlardan öğrenip, almışlardır. Yaş günü kutlamak ibâdet değil âdettir. Bu âdet hıristiyanlardan gelmiş olsa bile, ibâdet olmadığı için müslümanların, doğum günü, evlilik yıldönümü, anneler, babalar günü gibi günler tertip etmesinde mahzûr yoktur.

Resûlullah efendimizin ibâdet olarak yaptığı, ezân okumak, cemâ’atle namaz kılmak gibi dînimizin şiârı olan sünnetlere Sünnet-i hüdâ denir. İbâdet olarak değil, âdet olarak yaptığı şeylere ise, Sünnet-i zâide denir. Binâ yapmakta, yiyip içmekte, elbisede, yaptığı ve kullandığı şeyler böyledir. Bunları yapmamak ve âdette bid’at olan, ya’nî sonradan ortaya çıkan yenilikleri yapmak günâh olmaz. (Hadîka)

İbâdette bid’at, Peygamber efendimiz ve dört halîfe zamanında bulunmayıp da, dinde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere, şekillere ve âdetlere denir. İbâdetlere bid’at karıştırmak büyük günâhtır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Her bid’at sapıklıktır ve her sapık da Cehennemdedir.) [İ.Asâkir]

İbâdete bid’at karıştırmak, Allahü teâlânın bildirdiği dinde noksanlık bulmak, koyduğu hükümleri beğenmemek, dîni değiştirmek olur. İslâm âlimleri, bid’ati, Bid’at-i hasene ve Bid’at-i seyyie diye ikiye ayırmışlar, mektep, kitap gibi sonradan yapılan şeylere Bid’at-i hasene demişlerdir. Hadîka’da, (Böyle bir bid’at, bir ibâdetin yapılmasına yardımcı olduğu için, dînimiz izin verir) buyuruldu. İmâm-ı Rabbânî hazretleri ise, dînin izin verdiği böyle faydalı şeylere, bid’at kelimesini bulaştırmamak ve bunlara Sünnet-i hasene [iyi iş] demek gerektiğini bildirir. Sünnet, burada yol, iş demektir. Yolun, işin iyisi de, kötüsü de olur. Hadîs-i şerîfte, Sünnet-i hasene [iyi çığır] açanlar övülmekte, Sünnet-i seyyie [kötü çığır] açanlar ise kötülenmektedir. (Müslim)

Kâfirlerin ibâdet olarak yaptıkları şeyleri müslümanların yapması câiz olmaz. Meselâ papazlar, ibâdet için zünnar kuşanır, haç takar. Müslümanların, böyle yapması küfr olur. Fakat anneler günü tertip etmek günâh olmaz. Anneleri senede bir gün yerine her gün hatırlamak, onlara hizmet etmek, ölmüşlerse, duâ etmek, hayır hasenâtta bulunmak gerekir.

 

Ana-babaya hizmet

Sual: Ana baba hakkı, onlara hizmetin önemi hakkında bilgi verir misiniz?

CEVAP

İmândan sonra birinci vazifemiz ana-babanın kalbini kırmamaktır. Onlar ne kadar kötü olsalar da, yine her şeyin üstünde hakları vardır. Onların kalbini kıranın ibâdeti kabûl olmaz. Müslüman doğmamıza ve müslüman yetişmemize sebep olan ana-babamızın kalbini kırarsak Cennete girmemiz düşünülebilir mi? Müslüman ana-babamız, bizden râzı olmadıkça, Allahü teâlânın sevdiği kulu olmamız çok zordur. İyilik ederek rızâlarını almaya çalışmalıdır! Allahü teâlâ ana-babaya iyilik edin buyuruyor. (Nisâ 36, En’âm 151, Ankebut 8) Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:

(Ana-babasına hizmet edenin ömrü bereketli ve uzun olur. Onlara karşı gelenin, âsî olanın ömrü bereketsiz ve kısa olur. ) [Ey Oğl. İlm.]

(Ana-babası, yanında ihtiyârladığı hâlde, [onların rızâlarını alamayıp] Cenneti kazanamıyanın burnu sürtülsün.) [Tirmizî]

(Cihâd, fîsebîlillah [Allah yolunda] sadece kılıç sallamak değildir. Ana-babaya veya evlâda bakmak da cihâddır. Ele muhtâç olmamak için çalışmak da cihâddır.) [Deylemî]

Hasan-ı Basrî hazretleri, Kâ’beyi tavâf ederken sırtında yük olan bir zât görüp der ki:

- Niçin yükle tavâf ediyorsun?

- Bu yük değil, babamdır. Bunu Şamdan yedi defa getirip tavâf ettim. Çünkü, bana dînimi, îmânımı öğretti. Beni islâm ahlâkı ile yetiştirdi. Bendeki hakkı büyüktür.

- Kıyâmete kadar böyle arkanda taşısan, bir defa kalbini kırmakla bu yaptığın hizmet boşa gider. Bir defa da gönlünü yapsan, bu kadar hizmete karşılık olur.

Ana babanın yüzüne sert bakmamalı, şefkatle ve sevgi ile bakmalıdır! Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(Ana-babanın yüzüne sevgi ile bakmak ibâdettir.) [Ebû Nuaym]

(Ana-babanın yüzüne şefkatle bakana, kabûl olmuş bir hac sevâbı yazılır.) [İ.Rafiî]

(Huzurunda alıcı ile satıcı arasındaki köle gibi durmayan kimse babasının hakkını ödiyemez.) [İ.Gazâlî]

Evlâdın, ana-babasına, sevgi ile bakışı için, kabûl edilmiş bir hac sevâbı verileceği bildirilince, oradakiler, (günde bin defa bakarsa da böyle sevâba kavuşur mu) denildikte, Peygamber efendimiz, (Günde yüzbin defa baksa da) buyurdu. (Şir’a)

Evliyânın büyüklerinden birisi, nâfile hacca gitmek üzere yola çıktı. Bir ara Bağdat’a uğradı. Orada Ebû Hâzım-ı Mekkî hazretlerini ziyâret etti. O esnâda uyuyordu. Bir müddet bekledi. Uyandı ve o zâta dedi ki:

- Şimdi Resûlullah efendimizi rü’yâda gördüm. Bana, senin hakkında, (Annesinin hakkını gözetsin, bu, hac etmekten daha iyidir) haberini ulaştırmamı emretti. Bunun üzerine o zât geri döndü ve bütün hayatı boyunca annesine hizmet edip duâsına kavuştu.

Buhari’deki hadîs-i şerîfte özetle deniyor ki:

Eski ümmetlerden üç kişi yolculuğa çıkarlar. Geceyi geçirmek üzere bir mağaraya girince dağdan bir kaya parçası yuvarlanarak mağaranın ağzını kapatır. “Bizi bu kayadan ancak iyi amellerimizi dile getirerek Allah’a yapacağımız duâ kurtarabilir” derler.

İçlerinden biri şöyle dedi: Anam-babam çok yaşlı idi. Onları doyurmadan çoluk çocuğumu ve hayvanlarımı doyurmazdım. Birgün, odun toplamak için uzaklara gitmiştim. Geç vakte kadar da dönemedim. Akşam içecekleri sütü, getirdiğimde anamla babam uyumuşlar. Onlara sütlerini içirmeden önce çoluk çocuğumun ve hayvanlarımın karınlarını doyurmazdım. Çocuklar da, yanımda ağlıyorlardı. Çanak elimde tanyeri ağarıncaya kadar onların uyanmalarını bekledim. Anamla babam uyanıp sütlerini içtiler. (Ya rabbî bunu senin rızan için yapmışsam buradan bizi kurtar)

Kaya biraz açıldı. Fakat çıkmak mümkün değildi. İkincisi, her türlü imkân varken çok sevdiği amcasının kızı ile zinâ etmediği ve kıza verdiği 120 dinar altını almadığı olayı hatırlayıp, (Yâ rabbî, bunları senin rızan için yapmışsam bizi buradan kurtar) dedi. Kaya biraz daha açıldı. Ancak yer çıkabilecekleri kadar değildi.

Üçüncüsü şöyle dedi: Çalıştırdığım işçilerden biri ücretini almadan gitmişti. Ben de onun ücretini ürettim. Bundan birçok mal meydana geldi. Bir müddet sonra bana gelip ücretini istedi. (Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunların hepsi senin ücretinden üremiştir, al götür) dedim. O da (benimle alay etmiyorsun ya) dedi. Ben de (hayır, alay etmiyorum, doğrusu bu) deyince, malların hepsini alarak götürdü. Bana hiçbir şey bırakmadı. (Yâ rabbî bunu senin rızan için yapmışsam, içinde bulunduğumuz şu belâdan bizi kurtar.)

Bunun üzerine kaya tamamen açıldı. Onlar da mağaradan çıktı. (Buhârî)

 

Arkadaşa yük olmak 

Sual: Dost ve arkadaşlarla nasıl geçinmeli?

CEVAP

Arkadaşla iyi geçinmek için ona yük olmamak gerekir. İmkan dahilinde ihtiyaçları ondan gizlemeli, yardım talebinde bulunmamaya gayret etmelidir! Mal, para gibi şeyler de istememelidir! Bir makama geçmek için ondan yardım talebinde de bulunmamalıdır!

Fazla hürmet, ikram ve lüzumsuz hizmetlerle ona ağırlık vermemelidir! Kendisinin yapmak istemediği bir şeyi arkadaşından beklemek, ona zulmetmek demektir. Arkadaşa bir iş yapma teklifinde bulunmıyan fazilet göstermiş olur. Alimler buyuruyor ki:

Dostların kötüsü, senin için külfete giren, seni özür dilemeye mecbur bırakandır. (Hz. Ali)

İki arkadaşın aralarının açılması, fuzuli külfetler yüzündendir. Ziyaretine gittiği arkadaşı, lüzumsuz bir sürü zahmete, külfete girince, insan bir daha ziyaretine gitmez. (Fudayl bin İyad):

İki arkadaştan birinin diğerinden çekinmesi, mutlaka birinin kusurundandır. (Cüneyd-i Bağdadi)

Arkadaşlarından bana en çok ağırlık vereni benim için külfet ve zahmete giren ve bu suretle kendisinden çekindiğim kimsedir. Yalnız iken nasılsam, onunla beraber bulunduğum zaman da davranışımı değiştirmediğim kimseyi ise çok severim. (Cafer-i Sadık)

Çeşitli zahmetlere giren bir kimse, arkadaşına ağırlık vermiş olur. Bu suretle kendisinden çekinilir. Yalnız iken nasıl hareket ediyorsa, arkadaşı varken de öyle hareket eden kimse ile arkadaşlık kolay olur. Yanımızda ev kıyafeti ile duramıyan arkadaş bizden çekiniyor demektir. Bu ise samimi olamamanın alametidir. İki arkadaştan biri diğerinden çekiniyorsa, biri kusurlu demektir.

Ülfetin şartı, külfeti terketmektir. Külfeti olmayanın ülfeti ve sevgisi artar. Hadis-i şerifte, (Kendine reva gördüğünü, sana reva görmiyenin arkadaşlığında hayr yoktur.) buyuruldu.

Arkadaşlarla iyi geçinmek, sadece onlara yük olmamak, onlara sıkıntı vermemek değil, onlardan gelecek sıkıntılara da katlanmak demektir. Allahü teâlâ, Musa aleyhisselama, (Beni seven, arkadaşının eziyetine katlanır.) diye vahyetti. İhtiyaçlarımızı görecek, sıkıntılarımıza katlanacak arkadaş arıyorsak, arkadaş değil, bir hizmetçi arıyoruz demektir. İhtiyaçlarına koşacağımız, eziyetlerine katlanacağımız, dertlerine ortak olacağımız insanlarla Allah için arkadaş olmalıyız. Hz. Aişe validemiz, (Mümin, müminin kardeşidir, onu ne ganimet bilir, ne de ondan çekinir) buyurdu. Lüzumsuz tekliflerde bulunarak arkadaşa yük olmamalıdır! Mümkün mertebe ihtiyacını arkadaştan gizlemelidir! Ondan mal ve mevki istememelidir! Hadis-i şerifte, (Sakın kimseden bir şey isteme! Kırbacın düşse de, başkasından isteme, inip kendin al!) buyuruldu.

Hz. Ebu Bekir, deve ile giderken, yular düştü, inip yuları aldı. Oradakiler, (Bize izin verseydin de biz alıp sana verseydik) dediler. Hz. Ebu Bekir, dedi ki: (Resulullah "Halktan bir şey isteme" buyurdu.)

Eshab-ı kiramdan Hz. Sevbanın, deve üzerinde iken kırbacı yere düşerdi de hiç kimseye, (Şunu bana verir misiniz) demez, deveden iner, kendisi alırdı.

İyi bir arkadaş olmak için, arkadaşımız, günah işleyince bizim istiğfar etmemiz, hata edince bizim özür dilememiz, sıkıntılı anlarında yardımına koşmamız ve hiçbir surette ona yük olmamalıyız.

Arkadaşımıza daima iyi haber vermeli, üzücü olanları söylememeliyiz!

 
Herkese iyi davranmalı

Sual: Bir müslüman olarak insanlara karşı nasıl davranmalıyız?

CEVAP

Herkes çevresinde ve işyerinde çeşitli karakterde insanlarla karşılaşıyor. Bir müslüman olarak onlara karşı hareketlerimizi bilmemiz gerekir. İmam-i Gazalî hazretleri insanları dört kısma ayırmaktadır:

1- Yiyip içmek ve zevk etmekten başka bir şey bilmeyenler.

2- Şiddet, zulüm ile hareket edenler.

3- Hile ile etrafındakileri aldatanlar.

4- Güzel ahlâk sahibi olan, gerçek müslümanlar.

Unutmamak gerekir ki, her insanın kalbinden Allahü teâlâya giden bir yol vardır. Bütün mesele, bu yoldan İslâm nurunun insanlara ulaştırılmasıdır. O nuru kalbinde hisseden bir insan, hangi kısımdan olursa olsun, yaptığı kötülüklere pişman olur ve doğru yolu bulur.

Eğer bütün insanlar, islâm dinini kabul etseler, dünyada kötülük, hile, savaş, anarşi ve zulüm kalmazdı. Bunun için, tam ve mükemmel bir müslüman olmaya gayret etmek ve müslümanlığın esasını ve inceliklerini izah ederek, ve kendimiz de yaşayarak bütün dünyaya yaymak, herkesin boynuna düşen bir borçtur. Bunu yapmak cihad olur.

Hangi dinden olursa olsun bütün insanlara, Kuran-ı kerimin emrettiği şekilde, daima tatlı dil ve anlayışla hitap etmelidir. Müslüman olmayanın yüzüne karşı, kâfir, dinsiz diyerek, onun kalbini incitmenin günah olduğu, böyle söyleyenin cezalandırılması gerektiği, fıkıh kitaplarında yazılıdır. Maksat, herkese islâm dininin yüceliğini anlatmaktır. Bu cihad da, ancak tatlı dille, sabır, ilim ve imanla olur.

Bir kimseyi bir şeye inandırmak isteyenin önce kendisinin ona inanması şarttır. Mümin ise, hiçbir zaman sabrını kaybetmez ve inandığını anlatmakta zorluk çekmez. İslâm dini kadar, açık ve mantıki hiçbir  din yoktur. Bu dinin esasini anlayan, herkese bu dinin biricik hak din olduğunu kolaylıkla ispat edebilir.

Kâfir olmak, yani Müslüman olmamak, her zaman ve her yerde kötüdür. Çünkü küfür, insanı dünyada ve ahirette felakete götüren zararlı bir inanış ve bozuk bir yaşayıştır. Bununla beraber, başka dinden olan kimselerin hepsini, kötü huylu bir insan kabul etmemelidir. İçlerinde iyiliğe elverişli kimseler bulunabilir.

Allahü teâlâ, İslâm dinini, insanların dünyada rahat ve huzur içinde, kardeşçe yaşamaları ve ahirette sonsuz azaplardan kurtulmaları için göndermiştir. Kâfirler, yani müslüman olmayanlar, bu saadet yolundan mahrum kalmış zavallı kimselerdir. Bunlara, acımalı ve incitmemelidir! Bunları gıybet etmek bile haramdır. . Bunlar, şeytanın veya Müslümanlıktan haberi olmayanların aldattıkları zavallı kimselerdir. Bunların çoğu, Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, yanlış yola saptırılmış insanlardır. Biz bunlara sabır ile, tatlı dille, akıl ve mantık ile doğru yolu göstermeliyiz!

İslâm dini, ırk, milliyet, siyasi inanç, dil ve tahsil seviyesi ayırmaksızın, her insanın şeref ve itibarına hürmet eder. Herkes aynı haklara, aynı itibara sahiptir. Ferdin, muayyen bir topluluğun, hatta yalnız müslümanların değil, bütün insanlığın, hür ve medeni bir hayat seviyesine ulaşmasını emreder. Bu sebeplerden dolayı da, yabancılar arasında Müslümanlık yayılmaktadır. Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde bütün insanları doğru yolda bulunmaya davet ediyor. Doğru yola kavuşan insanın, geçmişteki bütün günahlarını affedeceğini vâd buyuruyor.

 

 geri    bugünküsohbet    ileri