Terkedilmiş namazın hükmü ise şöyledir:
Büyük âlim İbni Nüceym’e soruldu ki, kazâ
namazı olan kimse, sünnetleri kılarken kazâya niyet ederek kılsa, sünnetleri
terk etmiş olur mu? Cevâbında, (Sünnetleri terk etmiş olmaz. Çünkü sünnetleri
kılmaktan maksat, o vakit içinde farzdan başka bir namaz daha kılmaktır. Kazâ
kılmakla, sünnet de yerine getirilmiş olur.) [Nevâdir-i fıkhiyye fî mezheb-il-eimmet-il
Hanefiyye s.36]
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: (En üstün cihâd, farzları edâdır.)
[Taberânî]
(Kazâ namazı olanın, kıldığı nâfile namaz kabûl olmaz.) [Dürret-ül-fâhire]
(Herkes nâfile ile meşgûl iken sen
farzları tamamla!) [Miftâh-ün-necât]
(Allahü teâlâ, “Farz ibâdetle bana yaklaşıldığı gibi, hiçbir şeyle
yaklaşılamaz” buyurdu.) [Buhârî]
(Farz namaz borcu olanın nâfile kılması, doğurmak üzere olan hâmileye
benzer. Doğumu yaklaşmışken, çocuğu düşürür. Artık bu kadına, hâmile denmez, ana
da denmez. Bu kimse de böyle olup, farz namazlarını ödemedikçe, Allahü teâlâ,
nâfile namazlarını kabûl etmez.) [Fütûh-ul-gayb m.48]
Hanefî mezhebi âlimlerinden Abdülhak-ı Dehlevî, (Bu hadîs, farz borcu olanların, sünnetlerinin de kabûl olmıyacağını göstermektedir) buyuruyor.
Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri buyuruyor
ki: (Farz borcu varken sünnet ile meşgûl olmak ahmaklıktır. Çünkü sünnetleri
kabûl olmaz. Kazâ borcu olanın sünnet kılması, alacaklıya, borçlunun hediye
götürmesine benzer ki, elbette kabûl olmaz. Mü’min, bir tüccara benzer, farzlar
sermâyesi, nâfileler ise kazâncıdır. Sermâye kurtarılmadan kâr olmaz.) [Fütûh-ul-gayb
m. 48]
Hamza Efendi hazretlerinin (Bey’ ve Şirâ) risâlesinin şerhinde,
(Yolculuğa çıkmadan önce iki rek’at namaz kılmalıdır! Kazâya kalmış namazı varsa
bir, iki veya üç vakit namazını kazâ etmelidir! Çünkü kazâ borcu var iken,
nâfile kılmak ahmaklıktır) buyuruluyor. (s.6)
İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
(Farzın yanında nâfilelerin hiç kıymeti yoktur. Sünnetlerin farzlar yanındaki
kıymeti de, deniz yanında bir damla su gibi bile değildir.) [m.29, 260]
Dört mezhebin fıkıh bilgilerinde mütehassıs olan S.Abdülhakîm Arvâsî
hazretleri buyuruyor ki: (Yıllarca kazâ borcu olan, sünnetleri kılarken, kazâ
namazına niyet ederek kılmalıdır. Böyle niyet ederek kılmak, dört mezhebde de
lâzımdır.)
Allahü teâlâ, (Bana farzla yaklaşılır), Resûlü de (Kazâ borcu
olanın nâfilesi kabûl olmaz) buyururken, âlimler de, (Kazâsı olanın, sünnet
ve nâfile kılması ahmaklıktır), (Sünnetler farzın yanında denizde damla
değildir) derken, bir özürle kaçırılan namazla kasten kılınmıyan namazı aynı
zanneden câhiller, Allahın emri olan farzı bıraktırıp, Duhâ, Tehıyyetülmescid,
Tesbîh, Teheccüd namazı gibi nâfileleri kıldırmaya çalışıyorlar. Bir kimse,
ömründe bu nâfileleri hiç kılmasa, âhırette cezâ verilmez. Fakat bir farzı terk
etmenin cezâsı çok büyüktür. Câmi’-ül-fetâvâ’da, (Düşman karşısında, bir farz
namazı kılmak mümkün iken, terk etmenin cezâsı, yediyüz büyük günâha bedeldir)
diyor. Farzı kıldırmıyanlar büyük vebâl altındadır.