Al-i İmran suresinin (Onlar ayakta iken, otururken, yanları üzerine yatarken Allahı zikrederler) mealindeki 191. ayetindeki zikir, namazdır. (Namazı, gücü yeten ayakta kılar, ayakta kılmaktan aciz olan oturarak kılar, bundan da aciz olan, yatarak ima ile kılar) demektir. (Bahr-ür-raık)
Kıble yönünü bilmiyen kimse, kendisi araştırır, zannına göre karar verdiği yöne
doğru kılar. Sonradan yanlış olduğunu anlasa bile namazını iâde etmez. Çünkü
kıble ve namaz vakitleri fazla zan ile kabûl olur. Kıble yönünü bilmiyen kimse,
bilene sormadan veya kendi araştırmadan kıble cihetine doğru namaz kılarsa,
kıbleye rastlamış olsa bile namazı kabûl olmaz. Kıbleyi araştırıp da, zan ile
karar verdiği yöne doğru kılmazsa, rastladığını anlasa bile tekrar kılması
gerekir.
İmâmda namazı bozan birşey bulunduğunu anlayan kimse, bu namazı tekrar
kılar. Bunu imâm namazda hatırlarsa yahut namazda iken namazı bozan birşey hâsıl
olursa, bunu hemen cemâ’ate bildirir. Namazdan sonra anlarsa, o cemâ’atten
olduklarını hatırladığına söyliyerek, haber göndererek bildirir. Haber alan,
iâde eder. Alamayan affolur. Bir kavle göre de, imâmın cemâ’ate haber vermesi
lâzım değildir.
Kunut duâsını bilmiyen kimse, üç kere istigfâr okur.
Mesela, (Allahüm-magfir lî) der. Yahut bir kere (Rabbenâ âtinâ...) ayetini
sonuna kadar okur. Ayet-el kürsî’yi okuyamıyan da yine tesbihleri çeker.
Namazlardan sonra Salâten tüncina duâsını okumakta hiç mahzur yoktur, okumak iyi
olur.
İmama uyup cemaatle namaz kılarken, şaşıran kimse secde-i sehvi yapmaz.
Uzun sureleri bilse de, İhlas, Felak, Nas gibi kısa sureleri namazda
okumakta mahzur yoktur.